Liyakatin olmadığı yerde sahtekârlar yükselir..

Güzel vatanımı uzun zamandır bir sahtecilikler diyarına dönüştürme niyetinde bir kesim, üstelik bile isteye ne yazık ki.. Kimi zaman ”diplomalar”, kimi zaman ”vatan sevgisi”, kimi zaman ”dindarlık”, kimi zamansa ”milliyetçilik” sahtekarların yemi oluyor..

Son zamanlarda ortaya saçılan sahte diploma, e-imza skandalları, artık yalnızca birer bireysel hırsızlık değil; büyük bir yapısal çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun ve sistematik bir aldatmanın aynası niteliğinde..

Bir kişi, sahte diplomayla öğretmen oluyor, memur oluyor, yönetici oluyor, avukat oluyor, hatta milletvekili adayı bile olabiliyor. O sahte diploma ile sınavlara giriyor, kadro alıyor, yıllarca insanların üzerinde otorite kuruyor, emeklilik hakkı kazanıyor.

Pekiii tüm bunlar olurken çok pardon sistem, siyasi erk tam ne olarak ne yapıyor.. ?

Bu sahtekârlığın en ağır bedelini; yıllarca alın teriyle çalışan bu ülkenin gençleri ödüyor. Özellikle de atanamayan öğretmenler. Sahte diplomalarla bir gecede öğretmen olanlar; yıllarca KPSS’ye çalışıp da mülakat duvarına çarpan yüz binlerce gencin umutlarını, hayallerini ezdi geçti, geçmeye de belli ki devam ediyor…

Öyle ki o canlardan bazıları bu yükü taşıyamadı..

Evet.., atanamadan intihar eden nice öğretmenlerimiz var..

Gerçek diplomalarıyla, gerçek hayal kırıklıklarıyla ve gerçek acılarıyla yitip giden..

Hayallerinin peşinden koşarak ailelerinin bin bir emeğiyle zar zor okuyup öğrencilerine kavuşamadan hayata veda eden nice gencecik pırıl pırıl insan bu sistemin dişlileri arasında ezildi; sahte belgelerle makam işgal edenlerin gölgesinde yok sayıldı..

Peki bu sırada torpille, amcayla, dayıyla, ; “bu çocuk bizdendir” denilerek sınıflara yerleştirilenlerin vicdanları sızladı mı…

Her fırsatta “helal lokma”, “müslüman ahlakı”, “kul hakkı” gibi belki en kutsal değerlerimizi dillerine utanmadan pelesenk edenlerin bir kısmı, iş uygulamaya gelince sus pus oluyor. Hatta bizzat o sahte diplomaları kullanan bazıları; başkalarının haklarını çiğneyenler, kardeşini, eşini, yeğenini, oğlunu, kızını torpille bir yerlere yerleştirenler..

Hangi dindarlık, hangi helal anlayışı bu çifte standardı dinen ve kanunen meşrulaştırıyor diye sorsan suratına bön bön bakarlar..

Toplumda her gün yeni bir “uzman” türüyor..

Kim, neye göre bu sıfatları hak ediyor bilinmez.

Diploması olmayanlar ekranlarda ahkâm kesiyor, açıp da 10 tane kitap okumamış olanlar topluma yön vermeye çalışıyor. Üstelik bir kısmı, üniversite yüzü bile görmeden “hocam” diye anılıyor, sosyal medyada binlerce kişi tarafından kutsanıyor.

Bu tipler artık belli ki her yerde; zira, sahte diploma meselesi belli ki pek çok sac ayağı barındırıyor..

Gerçek uzmanların sesi ise kısılıyor, çünkü onların torpili yok, sahte diplomaları yok, erdemleri var, utanma duyguları var, Allah’ın yarattığı bir kul olarak kul hakkı yemekten imtina ediyorlar, üstlerine düşen sorumluluğu harfiyen yerine getiriyorlar..

Bugüne kadar özellikle yakın geçmişte ÖSYM üzerinden yürütülen sayısız sınavın sorularının çalındığını, bazı grupların, terör örgütü mensuplarının yıllarca önceden sorulara erişip yüz binlerce insanın hakkını gasp ettiğini gördük. KPSS, YGS, TUS, ALES…

Birileri, başkasının emeğini, zamanını, hayalini çalarak yıllarca o koltuklarda oturdu. Bu insanlar yalnızca bir kişinin değil, bir neslin hakkına girdiler.

Peki sonra ne oldu?

Hiçbir şey.

Bazıları yargılandı, yargılamaların nihai akıbeti belli değil..

Ama sistem? O yerli yerinde kaldı.

Bugün karşımızda sahte diplomalılar kadar tehlikeli olan başka bir grup daha var:

Sahte milliyetçiler ve sahte dindarlar.

Milliyetçiliği yalnızca slogandan ibaret gören gerçek vatanseverliğin; çalışmak, üretmek ve adil olmak olduğunu unutanlar ya da zaten bunların varlığına inanmayıp halkı kandıranlar..

Dindarlığı yalnızca kılık kıyafete, retoriğe indirgeyen ama “kul hakkı yememek” gibi temel bir ilkeyi hiçe sayanlar..

Bunlar da yüce Türk milleti için ; sahte diplomalılar kadar büyük birer tehdittir.

Çünkü; bu sahtekârlıklar zihinleri zehirler, ahlakı yozlaştırır, sağlıklı bir gelecek inşasını da sekteye uğratır öyle ki frenlenmezse bunu imkânsızlaştıradabilir.

Ama hâlâ bir şansımız var: Sorgulamak, direnmek, ses çıkarmak.

Çünkü geniş tabanlı sessizlik, sahtekârların en büyük suç ortağıdır.

Tüm bu skandallar yaşanırken, asıl sorun sistemden önce bizde başlıyor..

Çünkü; bizler, sorgulamayı bıraktık.

– “Kim bu?” , ”Nereden çıktı bir anda?”
– “Gerçekten diploması var mı?”

Ya da;

– “O sınavda neden bu kadar çok başarı gösterdi?”
– “Bu kişi gerçekten bu makama nasıl geldi?” ”neden geldi?”

Hiç sormadık.

Ve sormadıkça, sahtekârlar daha da cesaretlendi.

Bir toplumun en büyük gücü eleştiri ve sorgulamadır. Bunlar olmadan liyakat değil, torpil çalışır. Adalet değil, ”ağ bağlantısı” işler. ”Bilgi” yahut ”emek” değil, ”sahte kimlikler” ön plana çıkar.

Kul hakkının böylesine kolay yutulduğu bir düzende, sahte diplomalar yalnızca görünen yüzdür; asıl sahtelik vicdanlardadır.

**Bu yazının amacı; bireyleri yaftalamak ya da toplumu kutuplaştırmak değil; aksine yıllardır biriken adaletsizliklere karşı ahlaki ve hukuki bir duyarlılık çağrısı yapmaktır. Gerçek emek sahiplerinin haklarının korunması, liyakat ilkesinin tesisi ve toplum vicdanının yeniden inşası için sessiz kalmamanın önemine dikkat çekmektir.

2025’in ilk yarısı itibariyle ”Çocuk Hakları” alanı özelinde öne çıkan; Uluslararası Yasal Gelişmeler

2025 yılı, çocuk haklarının küresel düzlemde yeniden tartışıldığı, teknolojik gelişmelerle birlikte risklerin boyut değiştirdiği, devletlerin mevzuat düzeyinde daha görünür ve hızlı tepki vermeye çalıştığı bir dönem olarak kayda geçti. Dünya genelinde çocuk istismarı, çevrimiçi güvenlik, eğitim hakkı, mülteci çocukların korunması ve çocuk işçiliği gibi alanlarda birçok ülke yeni yasa teklifleri sundu, mevcut düzenlemelerde kapsamlı reformlara gitti veya ilk kez çocuk haklarına ilişkin özel düzenlemeler hayata geçirdi. Bu gelişmeler, sadece yasal çerçevede değil; aynı zamanda toplumsal bilinçlenmenin, uluslararası baskıların ve dijital dünyanın yarattığı yeni tehditlerin de etkisiyle şekillendi.

Çocukluk Kavramının Yeniden Tanımlanması

Son yıllarda çocukluk kavramı, yalnızca biyolojik yaşla sınırlı olmayan; gelişimsel, psikososyal, dijital ve kültürel katmanlarla şekillenen çok boyutlu bir olguya dönüştü. Özellikle pandemi sonrası artan dijitalleşme ile çocuklar daha erken yaşlarda çevrimiçi ortama dahil olurken, bu durum hem fırsatlar hem de tehditler içeriyor.

2025’te pek çok ülke, çocukların dijital haklarını da içeren yeni düzenlemeler yaparak, “çocukluk” kavramının zamana ve teknolojiye uyumlu bir şekilde yeniden tanımlanması gerektiğini kabul etti. Bu dönüşüm, yalnızca pedagojik değil; aynı zamanda hukuki ve etik bir mesele olarak görülmeye başlandı.

Yasal Gelişmelerin İtici Güçleri

Çocuk hakları alanındaki yasal gelişmelerin arkasında dört temel dinamiğin öne çıktığı görülüyor:

  1. Uluslararası Sözleşmelerin Etkisi: Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (CRC), Lanzarote Sözleşmesi ve ILO’nun 138 ve 182 sayılı sözleşmeleri gibi belgeler, 2025’te birçok ülkenin iç hukukuna yön verici nitelikteydi.
  2. Teknolojik Tehditler: Siber zorbalık, çevrimiçi istismar, yapay zekâ destekli içerik filtreleme gibi alanlarda yaşanan sorunlar, ülkeleri yeni yasal mekanizmalar oluşturmaya zorladı. Özellikle sosyal medya şirketlerine karşı sorumluluk düzenlemeleri dikkat çekti.
  3. Toplumsal Baskı ve Farkındalık: Kadın ve çocuk hakları aktivizminin, medya kampanyalarının ve sivil toplum örgütlerinin etkisiyle bazı ülkeler kamuoyu baskısıyla yasa değişikliğine gitmek zorunda kaldı.
  4. Krize Dönüşen Mülteci Sorunu: Savaş, iklim değişikliği ve göç gibi nedenlerle yerinden edilen çocukların korunmasına ilişkin düzenlemeler, 2025’in yasal ajandasında belirgin bir yer tuttu.

Koruyucu Hukukun Genişlemesi

Geçmişte daha çok fiziksel şiddet ve eğitim hakkı ekseninde gelişen çocuk koruma mevzuatı, 2025’te daha kompleks ve çok katmanlı bir yapıya evrildi. Aşağıdaki alanlarda koruyucu hukukun sınırlarının genişletildiği görülmektedir:

  • Çevrimiçi mahremiyet ve veri güvenliği
  • Aile içi psikolojik şiddetin görünür kılınması
  • Okul ortamında eşitlik ve ayrımcılıkla mücadele
  • İfade özgürlüğü ve kendini gerçekleştirme hakkı
  • İklim değişikliğinin çocuk üzerindeki etkileri

Bunlara ek olarak bazı ülkelerde, çocukların doğrudan anayasal güvence altına alınması yönünde adımlar da atılmıştır.

Önleyici ve Onarıcı Hukuk Yaklaşımları

2025’te öne çıkan bir diğer başlık ise; sadece cezai yaptırımlara dayalı değil, önleyici ve onarıcı adalet modellerinin geliştirilmesidir. Örneğin çocuklara zarar veren içeriklerin sosyal medya platformlarında daha yayınlanmadan otomatik filtreleme sistemleriyle engellenmesi; ebeveynlere dijital okuryazarlık eğitimi verilmesi; mağdur çocuklara psikososyal destek sağlanması ve fail ile mağdur arasında iyileştirici adalet süreçlerinin tasarlanması gibi uygulamalar, yalnızca ceza değil, aynı zamanda rehabilitasyon hedefli hukuki adımları da beraberinde getirdi.

Pekii..Gelelim; 2025 yılının ilk yarısı özelinde, ”çocuk hakları alanında önemli yasa değişiklikleri yapma girişiminde bulunan ve/veya yapan; yahut mevcutta yasa teklifleri bulunan” ülkeleri , bu ülkelerin düzenlemeleri getirirken hedefledikleri amaçları ve bu değişiklik metinlerini incelemeye..

ABD..

Çocukların çevrimiçi gizliliğini artıran ”Kids Online Safety Act” yani ”Çocukların Çevrimiçi Güvenliği Yasası” Senato’ya sunuldu.

Tasarıya göre; ”Çocuk” ve ”Küçük” ayrımı mevcut şöyle ki;

“Çocuk” terimi, 13 yaşının altındaki her bir birey anlamına geliyor.

“Küçük” terimi, 17 yaşının altındaki her bir birey anlamına geliyor.

Tasarı kapsamındaki dijital her bir platform; makul ve ihtiyatlı bir kişinin bu tür zararların kapsanan platform tarafından makul şekilde öngörülebilir olduğunu ve tasarım özelliğinin bu tür zararlara katkıda bulunan bir faktör olduğunu kabul etmesi halinde, küçüklere yönelik aşağıdaki zararları önlemek ve azaltmak için herhangi bir tasarım özelliğinin oluşturulması ve uygulanmasında makul özeni gösterecektir deniyor:

(1) Yeme bozuklukları, madde kullanım bozuklukları ve intihar davranışları.

(2) Depresif bozukluklar ve anksiyete bozuklukları, bu tür durumların nesnel olarak doğrulanabilir ve klinik olarak teşhis edilebilir semptomları varsa ve kompulsif kullanımla ilişkiliyse.

(3) Zorunlu kullanıma işaret eden kullanım kalıpları.

(4) Küçük bir çocuğun önemli bir yaşam aktivitesini etkileyecek kadar şiddetli, yaygın veya nesnel olarak saldırgan olan fiziksel şiddet veya çevrimiçi taciz faaliyeti.

(5) Küçüklerin cinsel istismarı ve istismarı.

(6) Uyuşturucu maddelerin, tütün ürünlerinin, esrar ürünlerinin, kumarın veya alkolün dağıtımı, satışı veya kullanımı.

(7) Haksız veya aldatıcı eylemler veya uygulamalar (Federal Ticaret Komisyonu Yasası’nın ilgili bölümünde tanımlandığı şekilde) nedeniyle oluşan mali zararlar.

Yine tasarıya göre; platformların özen yükümlülüğü, bilhassa küçükler için koruyucu önlemler alma şartları, bu işlemleri yaparken şeffaf olmaları ; olmamaları halinde denetim sonucu kendilerine idari para cezası uygulanacak olması, tekrar halinde ilgili platformun kapatılması gibi teknik cezalar, yaş doğrulama çalışması ve raporlama sürecinden kapsamlı şekilde bahsedilmekte..

Ayrıca tasarıyla ”Çocukların Çevrimiçi Güvenlik Konseyi” kurulduğu belirtiliyor.

Buna göre;

Konseyin görevleri, Kongre’ye küçüklerin çevrimiçi güvenliğiyle ilgili konularda tavsiye ve öneriler içeren raporlar sunmaktır. Konsey tarafından ele alınacak konular şunlardır:

(1) Çevrimiçi platformlarla ilişkili küçükler için ortaya çıkan veya mevcut zarar risklerinin belirlenmesi;

(2) Küçüklerin çevrimiçi ortamda uğradıkları zararların değerlendirilmesi, önlenmesi ve azaltılması için önlemler ve yöntemler önermek;

(3) İngilizce ve İngilizce olmayan diller de dahil olmak üzere, küçük yaştakilere yönelik çevrimiçi zararlarla ilgili araştırma yürütmek için yöntemler ve temalar önermek; ve

(4) Bu başlık altında gerekli olduğu üzere, şeffaflık raporları ve denetimleri için en iyi uygulamaları ve açık, fikir birliğine dayalı teknik standartları önermek; genel hesap verebilirliği teşvik etmek için yöntemler, kriterler ve kapsam dahil.

Birleşik Krallık ile devam ediyoruz..

”Online Safety Act” yürürlüğe girdi, sosyal medyada yaş doğrulama zorunlu oldu.

İngiltere’de çocukları zararlı içeriklerden korumayı amaçlayan çevrimiçi yaş doğrulama yasası, 26 Temmuz itibarıyla resmen yürürlüğe girdi. Yasa kapsamında getirilen düzenleme, başta pornografi siteleri olmak üzere dijital platformlara, kullanıcılarının yaşını doğrulama zorunluluğu getiriyor. Yaklaşık 6.000 pornografi sitesi, yasa ile uyumlu hale gelerek yaş doğrulaması uygulamaya başladığını devlet kurumlarına bildirmiş.

Yasa yalnızca yetişkin içerikli platformlarla sınırlı kalmıyor. Xbox, Reddit, Bluesky, X, Spotify gibi sosyal medya ve tanışma uygulamaları da artık İngiltere’deki kullanıcılarından selfie, pasaport veya devlet onaylı kimlik belgeleri gibi yollarla yaşlarını kanıtlamalarını istiyor. Bu durum, internet kullanımında yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumlanıyor: 

Kimliksiz ve anonim çevrimiçi varoluşun sonu mu geliyor?

Ancak bu uygulamalar, her ne kadar çocukları korumayı amaçlasa da, gizlilik savunucularının sert eleştirilerine maruz kalıyor. Electronic Frontier Foundation (EFF) gibi dijital hak örgütleri, yaş doğrulama sistemlerinin kullanıcı mahremiyetini tehlikeye atabileceği ve anonimliği ortadan kaldırabileceği konusunda uyarıyor. Gerçekten de, yakın zamanda yaşanan bir örnek, bu endişeleri doğrular nitelikte. Tea adlı flört uygulamasının yaş doğrulama süreci için topladığı selfie ve dijital kimlik belgeleri, bir veri sızıntısı sonucu siber forumlarda ifşa edildi. Bu olay, güvenlik sistemlerinin ne denli kırılgan olabileceğini gözler önüne serdi.

Kullanıcılar, yeni yaş doğrulama zorunluluklarını aşmak için şimdiden çeşitli yöntemler geliştirmeye başladı. Sahte kimlik belgeleri düzenlemevideo oyun karakterlerinin yüzlerini kullanarak sahte selfie’ler üretme ya da VPN aracılığıyla coğrafi kısıtlamaları aşmak, bu “dijital kaçış” yollarının başında geliyor ancak; bu yaratıcı görünümlü çözümler, beraberinde ciddi riskler de barındırıyor. Sahte belge kullanımı, yasal yaptırımlarla sonuçlanabilecek bir suç niteliği taşırken; dolandırıcılığa açık platformlarda bu belgeleri paylaşmak, kullanıcıları kimlik hırsızlığı ve veri sızıntısı gibi tehditlerle baş başa bırakabiliyor.

Yani sistemleri kandırmak isteyenler, çoğu zaman kendi güvenliklerinden feragat etmek zorunda kalıyor.

İngiltere’nin attığı bu adım, çocukların çevrimiçi ortamda daha güvenli hareket etmesini sağlama hedefiyle şekillense de, dünyanın dört bir yanında “yaş doğrulama”nın yeni dijital standart haline gelmesinin önünü açabilir. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde giderek artan benzer tartışmalar, internetin anonim doğasının giderek regülasyonlarla çevrildiğine işaret ediyor.

Bu da kullanıcıların gelecekte, yalnızca içerik üretirken değil, içerik tüketirken de kimliklerini açık etmek zorunda kalabilecekleri bir dijital dünyayı gündeme getiriyor.

Tüm bu gelişmeler, bizleri dijital çağın kalbinde yatan temel bir ikilemin tam da ortasına taşıyor:


“Çocukları çevrimiçi ortamda korumak mı, yoksa bireyin mahremiyet hakkını savunmak mı?”

Bu ikilem, yalnızca teknolojik değil; etik, hukuki ve toplumsal boyutlarıyla da derin bir fay hattı oluşturuyor diyebiliriz zira bir yanda çocukların maruz kaldığı zararlı içerikleri önlemeye çalışan yasa yapıcılar ve aileler; diğer yanda ise özgür ve anonim internetin savunucusu dijital hak örgütleri, aktivistler ve sair muhalif bireyler yer alıyor. Özellikle yapay zekâ, yüz tanıma teknolojileri ve biyometrik verilerin giderek daha yaygın hale gelmesiyle birlikte, mahremiyetin sınırları her geçen gün yeniden çiziliyor.

Sonuç olarak, İngiltere’nin çevrimiçi yaş doğrulama hamlesi, yalnızca bir yasa değil; dijital çağın rotasını etkileyecek bir dönüm noktası olarak değerlendirilmeli.

Bu sürecin nasıl yönetileceği, devletlerin birey haklarına ne ölçüde saygı göstereceği ve teknoloji şirketlerinin kullanıcı verilerini nasıl koruyacağı, geleceğin internetinin sınırlarını belirleyecek. Belki de en önemlisi, kullanıcılar; artık sadece içerik üreticisi değil, aynı zamanda dijital haklarının da en büyük savunucusu olmak zorunda.

Geçiyoruz Avustralya’ya..

16 yaş altı sosyal medya kullanımına yasak getiren yasa teklifleri hazırlandı.

16 yaşın altındaki çocuklara yönelik sosyal medya yasağı, dünyada bir ilk olarak Avustralya Parlamentosu’ndan geçti.

Yasa; TikTok, Facebook, Snapchat, Reddit, X ve Instagram gibi platformların, 16 yaşından küçük çocukların hesap sahibi olmasını engellemede sistematik başarısızlıkları nedeniyle 50 milyon Avustralya dolarına (33 milyon dolar) kadar para cezasına çarptırılmasını sağladı.

Senato, yasa tasarısını 34’e karşı 19 oyla kabul etti. Temsilciler Meclisi ise; yasa tasarısını 102’ye karşı 13 oyla ezici bir çoğunlukla onayladı.

Temsilciler Meclisi Senato’da yapılan muhalefet değişikliklerini ”onaylayarak” yasa tasarısını yasalaştırdı.

Başbakan Anthony Albanese, yasanın çocuklarına yönelik çevrimiçi zararlardan endişe duyan ebeveynleri desteklediğini söyledi.

Şimdi de Kanada’ya bakıyoruz..

Yerlilere mensup çocukların kültürel kimliğini korumak için eğitim reformu meclisten geçti.

Almanya..

Almanya, çocukların ve gençlerin dijital katılım ve dijital yaşam alanlarını güvenli bir şekilde keşfetme hakları bulunduğu gerekçesiyle 16 yaş altı çocuklar için sosyal medya yasağı getirmek istemiyor.

Ancak; ülkede, 16 yaşından küçük olanların sosyal medyayı kullanabilmesi için ebeveynlerin izni gerekiyor. Ebeveynler tarafından bu onayın gerçekten verilip verilmediğine ilişkin ise sıkı bir kontrol yapılamadığı görülüyor. Sosyal medya platformlarına kayıt yapılırken çocuklar tarafından yanlış doğum bilgileri verilebiliyor.

Bu durum, çoğu zaman sosyal medya sağlayıcılarına yönelik bir yaptırım da doğurmuyor.Almanya, yaş sınırı kontrolü yapılması sorumluluğunu sosyal medya şirketlerine yüklüyor.

Almanya Aile, Yaşlılar, Kadın ve Gençlik Bakanlığı; Avrupa Genel Veri Koruma Yönetmeliği’nin (DSGVO) kişisel verilerin hizmet sağlayıcılar tarafından işlenmesi için 16 yaşın altındaki gençlerin ve çocukların ebeveynlerinden bir onay alınmasını öngördüğüne işaret ediyor.

İtalya..

Okullarda zorbalık ve istismara karşı yeni yasal düzenleme kabul edildi.

Kanun; hükümete, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde, psikoloji, pedagoji , sosyal iletişim alanlarında uzmanlardan oluşan zorbalık ve siber zorbalığın önlenmesi için bir teknik komite kurulması talimatını veriyor.. 

Ayrıca; hükümet, zorbalık ve siber zorbalığın önlenmesi ve farkındalığının artırılması ile ebeveyn kontrol teknikleri konusunda periyodik bilgilendirme kampanyaları yürütmekle sorumlu tutulmuş durumda..

Hükümete ayrıca, zorbalık ve siber zorbalık mağdurlarına yardım amacıyla, ücretsiz olarak erişilebilen ve haftanın yedi günü, 24 saat aktif olan Acil Çocukluk Travmaları 114 kamu numarası da dahil olmak üzere, diğer uygun tedbirleri belirleyen bir veya daha fazla yasama kararnamesi 12 ay içinde kabul etmesi talimatı verilmiştir.

Bu numara; mağdurlara, ailelerine ve arkadaşlarına psikolojik ve hukuki yardım hizmetleri sağlamakla görevlendirilecek ve en ciddi durumlarda tehlikeli durumları derhal polise bildirecektir.

Yine, Ulusal İstatistik Enstitüsü’nün, zorbalık ve siber zorbalık sorununu ölçmek ve bu risklere en çok maruz kalanları belirlemek amacıyla her iki yılda bir anket yapması zorunlu tutulmuştur.

Yeni mevzuata göre, her okulun; zorbalık ve siber zorbalığın önlenmesine ilişkin bir iç yönetmeliği kabul etmesi ve öğrenci, öğretmen, aile ve uzmanlardan oluşan kalıcı bir denetim kurulu oluşturması gerekiyor.

Kanun, başkalarına saygı konusunu incelemek, psikolojik ve fiziksel şiddetsizlik konusunda farkındalık yaratmak ve her türlü ayrımcılık ve istismara karşı mücadele etmek amacıyla her yıl 20 Ocak’ı “Saygı Günü” olarak belirlemiştir.

İspanya’ya geçiyoruz..

Dijital ortamlarda çocukları koruma amacıyla hazırlanan Kanun tasarısı, Mart 2025’te Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmıştır. Sosyal medya hesabı açma yaşını 14’ten 16’ya yükseltmek, cihazlarda varsayılan açık parental kontrol sistemleri zorunluluğu koymak, Ai tabanlı çocuk pornosu ve deepfake içerikle ilgili suçlar tanımlamak gibi önlemleri içermektedir.

  • ICT ürün üreticilerinin satış anında aktif edilen ücretsiz parental kontrol sistemleri sunmaları zorunlu hale gelmiştir.
  • Lootbox gibi çocuklarla etkileşen oyun içi rastgele ödül mekanizmalarının 18 yaş altı için yasaklanması düzenlemede yer almaktadır.
  • Yeni düzenleme, çevrim içi taciz (“grooming”) veya suç içeren profillerin oluşturulmasını cezalandıracak hükümler ve sanal uzaktan erişim yasakları da getirmektedir.

Portekiz..

Çocuk işçiliği ile mücadelede ağır cezalar getiren yasa yürürlüğe girdi.

Sol Blok (Bloco de Esquerda – BE) adlı politik parti, Portekiz’de zorunlu eğitimin süresiyle uyumlu hale getirilmesi amacıyla, çalışma yaşının 16’dan 18’e yükseltilmesini öneriyor. Bu adım sayesinde, çocukların eğitimleri tamamlanmadan iş hayatına girmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.

Öneri parlamentoda görüşülerek komitelerde tartışılmış fakat henüz kanunlaşmamış durumda.

Ayrıca çoğunluğun bu öneriye ne yazık ki temkinli yaklaştığı görülüyor; bazı partiler bu değişikliğin genç işçiliği resmi sistemin dışına çekebileceğini ve takibi zorlaştırabileceğini savunuyor.

İsveç ile devam ediyoruz..

Ebeveyn Kanunu’nda (Parental Code) yeni düzenlemeler yapıldı.

1 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren değişikliklerle çocukların vesayet, ikamet ve görüşme (boende och umgänge) konularına dair hakları belirlendi. Bu kurallar, halihazırda devam eden tüm davaları da kapsayacak şekilde uygulanmaya başlandı.

Çocukların güvende ve iyi yetiştirilmeleri için karar alırken “çocuğun yüksek yararı” (barnets bästa) ilkesi esas alınıyor.

Ayrıca, 23 Ocak’ta, 1 Temmuz 2025’te yürürlüğe girmesi öngörülen yeni bir Sosyal Hizmetler Kanunu teklifi kabul edildi.

Yeni Sosyal Hizmetler Yasası, Çocuk Hakları Sözleşmesi ile uyumlu hale getirerek çocuk haklarını da güçlendiriyor. Yasaya göre ‘sosyal hizmetler, çocuğun yüksek yararına olanı değerlendirirken çocuğun görüşlerini dikkate almak zorundadır’ deniyor. Çocuğun ayrıca müdahaleleri hakkında bilgi edinme hakkı vardır ve sosyal hizmetler, çocuğun bu bilgileri anladığından emin olmalıdır.

Yeni yasa teklifi şunları içeriyor:

  • Sosyal hizmetler daha önleyici olmalı ve ihtiyaçlar çok ciddi hale gelmeden önce tespit edilmelidir;
  • Sosyal hizmetlerin suça karşı önleyici çalışmaları netleştirilmelidir;
  • Sosyal hizmetlere ulaşmak ve ihtiyaç duyulduğunda yardım almak daha kolay olmalı; ve
  • Sosyal hizmetler acil durumlarda daha hızlı müdahalelerde bulunabilmelidir.

Yine;

Sürümlü dinleme (wiretapping) yetkisi önerisi ile 5 yaş altı çocukların elektronik iletişimlerinin izlenmesini mümkün kılacak yasa tasarısı gelmiştir.

Ju2024/02286 – Datalagring och åtkomst till elektronisk information (Elektronik iletişim verilerinin saklanması ve kolluk kuvvetlerine erişim düzenlemesi)

Ülkedeki çocuk hakları kuruluşları ise bu öneriye çocukların özel hayatına müdahale olarak karşı çıkmakta ve hukuki haklara saygı çağrısı yapmaktadır.

Norveç’e bakalım..

Çocukların dijital hakları kapsamında sosyal medya platformlarına denetim arttırıldı.

Ayrıca;

Norveç hükümeti, sosyal medya platformlarının 15 yaşın altındaki çocuklara hizmet sunmasını yasaklayacak yeni bir yasa için kamuoyuna danışma teklifi sunarak çocukları çevrimiçi ortamda korumak için kararlı adımlar atıyor.

Norveç, ekran kullanımının ve sosyal medyanın çocukların uykusu, ruh sağlığı, öğrenmesi ve konsantrasyonu üzerindeki ciddi etkilerinin farkında olarak, çocuklar için daha güvenli bir internet ortamı yaratmaya kararlı görünüyor.

Başbakan Jonas Gahr Støre, “Bu, zamanımızın en acil sosyal ve kültürel zorluklarından biri ve yalnızca ulusal önlemlerle çözülemez. Çocuklar ve gençler için güvenli bir dijital ortam sağlamak amacıyla Avrupa ile iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyoruz,” diyor.

Çocuk ve Aile Bakanı Lene Vågslid ise; “Ekranların ve algoritmaların çocukluğu ele geçirmesine izin veremeyiz. Çocuklar zararlı içeriklerden, istismardan, ticari sömürüden ve kişisel verilerin kötüye kullanımından korunmalıdır” diyor.

Mutlak yaş sınırı için etkili uygulama mekanizmaları geliştirmek hem yasal hem de teknolojik bir sınırdır. Şu anda, yaş doğrulaması için tam anlamıyla etkili bir çözüm bulunmamaktadır. Norveç, pratik ve erişilebilir çözümler geliştirmek amacıyla aynı konuyu ele alan AB ve diğer Avrupa ülkeleriyle yakın bir şekilde çalışmayı amaçlamaktadır.

Dijitalleşme ve Kamu Yönetimi Bakanı Karianne Tung ise konu hakkında;

“Dijitalleşme ulusal sınırların ötesine geçiyor.

Norveç, büyük teknoloji şirketlerinin nasıl düzenleneceği konusunda AB ile yakın bir şekilde çalışıyor. Yaş doğrulama ve yaş kısıtlamaları konusunda ortak çözümler bulmak istiyoruz,” diyor.

Önerilen yasanın amacı, çocukları ve gençleri sosyal medya kullanımıyla ilişkili olası zararlardan, suç faaliyetlerine maruz kalmak da dahil olmak üzere korumak.

Yasa, hangi hizmetlerin yaş sınırlamasına tabi olduğunun belirlenmesinde önemli rol oynayacak olan sosyal medya platformunun neleri kapsadığına dair bir tanım da içeriyor.

En önemlisi, yasanın çocukların boş zaman etkinliklerine veya sosyal topluluklara katılımını kısıtlamayacak olması. Yasa; ifade özgürlüğü, bilgiye erişim ve örgütlenme hakkı gibi çocukların temel haklarına uygun olarak tasarlanmış.

Okul veya ders dışı etkinliklerle ilgili iletişim amaçlı kullanılan video oyunları ve platformlar gibi hizmetler için istisnalar da öneriliyor.

Norveç hükümeti ayrıca çocukları çevrimiçi ortamda korumak için çeşitli tamamlayıcı girişimler de uygulamakta:

  • Bilgi toplumu hizmetleri tarafından kişisel verilerin işlenmesine ilişkin GDPR kapsamındaki rıza yaşının 15 yıla çıkarılması.
  • Ekran kullanımı, ekran süresi ve sosyal medya konusunda ulusal sağlık otoritelerinin tavsiyelerini yayınlamak.
  • Ulusal düzeyde net bir öneriyle okullardan cep telefonlarının kaldırılması.(henüz uygulama başlamadı pilot uygulama bölgeleri var..
  • Çocukları hedef alan pazarlama düzenlemelerinin ihlali durumunda cezaların artırılmasına yönelik yasa teklifi.
  • Çocukların ve gençlerin çevrimiçi suç ve istismarına karşı mücadele. gibi çeşitli hususlar da ek değerlendirme konusu halinde gündemde sıcaklığını koruyor.

Norveç’te;

  • 9-12 yaş arası çocukların %72’si sosyal medyayı kullanıyor.
  • Nüfusun %75’i sosyal medyada elektronik yaş doğrulamasını destekliyor.
  • %60’ı sosyal medya kullanımına yaş sınırı koymanın platformlar veya ebeveynler tarafından değil, siyasi erk olan hükümet tarafından yapılması gerektiğine inanıyor.

Danimarka..

Çocukların internet güvenliği için yeni ulusal strateji planı yürürlüğe girdi.

AB Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında Danimarka, çocukların internet güvenliği için bir yaş doğrulama pilot uygulama programını başlattı. Bu uygulama, 18 yaş üzerindekileri doğrulamak için kullanılacak, kişisel bilgilerin korunmasına özen gösteriyor.

Danimarka hükümeti, çevrimiçi platformlar için bağımlılık yaratan ; siber zorbalık ve zararlı içerik gibi konulara dair daha sıkı denetim getirilmesi amacıyla DSA’yı etkin şekilde uygulamaya koydu.

Hükümet, çocukların çevrimiçi korunması adına yaş doğrulama araçlarını zorunlu hâle getirmeyi hedefliyor.

Danimarka refah komisyonunun önerisiyle, 7–16 yaş arası çocukların okula cep telefonu getirmesi yasaklandı; ilkokul ve ortaokul düzeyindeki tüm folkeskole’larda(ilk ve ortaokullar) bu uygulama yasal hale getiriliyor.

Ayrıca, 13 yaş altındaki çocuklara akıllı telefon ya da tablet verilmemesi tavsiye ediliyor.

Sikker Internet Centre Danmark (Danimarka Güvenli İnternet Merkezi); Bilinçlendirme, yardım hattı ve psikososyal danışmanlık sunarak çocukların dijital haklarına saygılı ve güvenli bir çevrim içi deneyim sağlamak için faaliyet gösteriyor.

Bu yapı EU tarafından ortak hale getirilen BIK+ platformu dahilinde çalışıyor.

2025 yılı için düzenlenen “Sikker Internet Day” (Güvenli İnternet Günü) çerçevesinde 26 Şubat’ta Kopenhag’da çocukların dijital haklarına odaklı konferans düzenlendi.

Belçika..

Avrupa Konseyi ile AB’nin ortak “Child‑Friendly Justice Project”i kapsamında Belçika, Haziran 2025’te yeni “Çocuk Dostu Adalet Değerlendirme Aracı”nı tanıttı. Bu araç, adalet sistemini çocuk odaklı normlarla uyumlu hale getirmeyi hedefliyor; Belçika bu süreçte pilot ülke olarak yer alıyor.

Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Bölümü, Belçika, Polonya ve Slovenya temsilcileriyle birlikte, Avrupa Birliği Konseyi Polonya Dönem Başkanlığı’nda Brüksel’de düzenlenen üst düzey toplantıda bu hayati önem taşıyan yeni belgeyi sundu.

Çocuk Dostu Adalet Ortak Avrupa Birliği/Avrupa Konseyi Projesi’nin (CFJ Projesi) bir ürünü olan bu yenilikçi araç, üye devletlerin ulusal adalet çerçevelerini titizlikle değerlendirmelerini ve ardından güçlendirmelerini sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu şekilde net göstergeler sunarak, mevzuat, kurumlar ve uygulamaların kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesini ve Avrupa Konseyi’nin yerleşik Çocuk Dostu Adalet Kılavuz İlkeleri ile uyumluluğunun sağlanmasını mümkün kılacaktır diye düşünüyorum.

Değerlendirme Aracı’nın uygulamalı bir gösteriminin ardından, CFJ Projesi’nin temel odak ülkeleri olan Belçika, Polonya ve Slovenya’dan etkileyici sunumlar yapıldı. Ülkelere özgü öz değerlendirmelerden elde edilen ortak bulgular, bu tür araçların kıta genelinde ilerlemeyi ve karşılıklı öğrenmeyi teşvik etmedeki pratik değerini vurguladı.

Bu yeni Değerlendirme Aracı, ulusal makamlar ve hukuk sistemi içinde çocuklarla etkileşimde bulunan tüm profesyoneller için önemli bir referans olarak öngörülmektedir. Güçlü yönlerin belirlenmesini, eksikliklerin giderilmesini ve ilerlemenin uzun vadeli izlenmesini kolaylaştıracak ve nihayetinde, çocukları etkileyen tüm yargılamalarda çocuk haklarının korunmasına yönelik daha geniş kapsamlı Avrupa çabalarına katkıda bulunacaktır.

Şu anda İngilizce dilinde mevcut olan aracın Fransızca, Felemenkçe, Lehçe ve Slovence dillerine çevirisi devam ediyor ve resmi olarak kamuoyuna duyurulmasının 2025’in ikinci yarısında gerçekleşmesi bekleniyor.

Polonya..

İnternette zararlı içeriklere (pornografi dahil) çocukların erişimini sınırlamak amacıyla, elektronik hizmet sağlayıcılarına yeni görevler yükleyen bir tasarı Şubat 2025’te kamuoyu görüşüne sunuldu.

Tasarı:

  • Sağlayıcıların risk analizleri yapmasını,
  • Pornografik içerik aksesinden önce yaş doğrulama mekanizmaları kurmasını,
  • Yanlış kullanıcı deneyiminin önüne geçebilmek amacıyla alan adı engelleme sistemi oluşturulmasını öngörüyor.
  • Doğrudan biyometrik doğrulama ya da kullanıcı beyanına dayanmayan bağımsız sistemlerin geliştirilmesi öneriliyor.

Cezalar oldukça ağır; doğrulama yapmayan platformlar ve internet servis sağlayıcılarına eksik/noksan işlem başına 1 milyon PLN’e kadar (yaklaşık 230.000 EUR) idari para cezası uygulanabilir.

Çekya..

Çekya, 2025 yılında kabul edilen yasa tasarısıyla 14 yaşındaki çocukların yaz tatilinde belirli şartlarla çalışmasına olanak tanımaktadır. Bu düzenleme, bir kısım çocukların çalışma haklarını tanırken, eğitim ve sağlıklarını korumak amacıyla sıkı denetimler ve sınırlamalar getirmektedir. Ancak, bu değişiklik çocuk işçiliğiyle mücadeleye yönelik daha geniş kapsamlı bir stratejinin parçası olarak görülmemektedir zira hayli dar kapsamlı ve sığ bir bakış açısıyla hazırlanmıştır diyebiliriz.

Macaristan’a bakalım..

18 Mart 2025 tarihinde, Macaristan Parlamentosu, “Çocuk Koruma Yasası”nı tartışmalı hale getiren,ayrıştırıcı bir o kadar da nefreti körükleyen bir yasa kabul etti. Bu yasa, çocuklara yönelik “cinsiyet değişikliği veya homoseksüellik” gibi konuları içeren etkinlikleri yasaklamaktadır. Ayrıca, bu tür etkinliklere katılanları tanımlamak için yüz tanıma teknolojisinin kullanılmasına izin veren bir düzenleme de getirilmiştir.

14 Nisan 2025 tarihinde, Macaristan Anayasası’nda 15. değişiklik kabul edilmiştir. Bu değişiklik; Anayasa’nın L(1) maddesinde “kişi”yi; “erkek veya kadın” olarak tanımlamış ve XVI(1) maddesinde her çocuğun “fiziksel, psikolojik ve ahlaki gelişiminin korunması ve bakımı” hakkı(!?)nı güvence(!?) altına almıştır.

Savaş mağduru olan Ukrayna’ya bakıyoruz..

Ukrayna, Avrupa Konseyi’nin 2022-2027 dönemine ait Çocuk Hakları Stratejisi çerçevesinde, savaş mağduru çocukların korunması ve rehabilitasyonu için çeşitli projeler başlatmıştır. Bu projeler, çocukların şiddetten korunması, adil yargı süreçlerine erişimi ve psikososyal destek hizmetlerinin güçlendirilmesini hedeflemektedir. Özellikle, yerinden edilmiş, ebeveynsiz veya şiddete uğramış çocukların korunmasına yönelik çalışmalar ön plandadır .

Ukrayna, Rusya’nın işgali sırasında çocukların zorla sınır dışı edilmesi ve Rusya’da askeri eğitime tabi tutulması gibi ciddi insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalmıştır. Uluslararası kuruluşlar ve Ukrayna hükümeti, bu ihlallerin savaş suçu olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Avrupa Parlamentosu, bu konuda bir karar alarak, çocukların zorla sınır dışı edilmesi ve askeri eğitime tabi tutulmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir .

UNICEF ve Birleşmiş Milletler, Ukrayna’da savaş mağduru çocuklar için çeşitli rehabilitasyon programları yürütmektedir. Bu programlar, çocukların psikolojik destek almasını, eğitimlerine devam etmelerini ve güvenli ortamlarda büyümelerini sağlamayı amaçlamaktadır. Özellikle, mayınlardan ve patlamamış mühimmatlardan kaynaklanan yaralanmaların önlenmesi ve tedavisi konusunda çalışmalar yapılmaktadır .

Geliyoruz Güney Afrika’ya..

Çocuk evliliklerinin yasaklanmasına yönelik düzenleme yapıldı.

Tasarı, hem medeni hem de geleneksel evliliklerde çocuk evliliğini tamamen yasaklayarak evlilik yaşını 18 olarak sınırlandırmayı öngörüyor. Bu kapsamda:

  • 18 yaş altındaki bireylerle evlilik kesinlikle yasak olacak; mevcut yasada ebeveyn veya yerel mahkeme izni ile 12 yaşında kız ve 14 yaşında erkek çocukları kabul edilebilir gibi değil ama ne yazık ki evlenebiliyordu.
  • Tasarı, çocuk evliliğini gerçekleştiren ya da kolaylaştıran bireyleri cezai yaptırımlara tabii tutuyor: bu kapsamda hapis ya da para cezası uygulanabilecek.
  • Tasarının onay süreci kampanya ve kamu dinlemeleri sırasında birçok vatandaş ve STK; evlilik yaşının 18’den 21’e çekilmesi gerektiğini savundu.

Nijerya’ya bakalım..

Federal Hükûmet, Ulusal Politikayı ve 2021–2025 Ulusal Çocuk İşçiliğini Ortadan Kaldırma Eylem Planı‘nı ILO ile birlikte gözden geçirme kararı aldı.

Politika incelemesi çerçevesinde, tehlikeli işler listesi güncellenecek ve mevcut yasal boşluklar giderilmeye çalışılacak.

14 Şubat 2025’te Federal Çalışma ve İstihdam Bakanlığı, ILO ve Ulusal Çocuk İşçiliğini Ortadan Kaldırma Yürütme Komitesi tarafından yeni bir platform ve mobil uygulama başlatıldı.

Bu araç, çocuk işçiliği vakalarının merkezi şekilde raporlanması, takibi ve hızlı müdahale sistemine dahil edilmesi için kullanılıyor.

Nijerya, ILO’nun 137 No’lu Minimum Çalışma Yaşı ve 182 No’lu Kötü Formdaki İşçi Çalıştırmanın Yasaklanması konvansiyonlarını da iç hukukuna dahil etti.

Mısır..

Çocukların eğitim hakkı için yeni bütçe artırımı ve yasal iyileştirmeler yapıldı.

Mısır Hükümeti, Temmuz 2025 itibarıyla başlayan 2025/26 mali yılı bütçesini onayladı; toplam borçlanma hedefi 4,6 trilyon Mısır poundu (~91 milyar USD) olarak belirlendi.

Toplam harcamalar %18 artarken, eğitime ayrılan pay da önceki yıllara göre artırıldı. Sosyal hizmetler, eğitim ve sağlık gibi alanlara ayrılan kaynaklarda ciddi genişlemeler görüldü.

Buna rağmen, bu bütçe hâlâ anayasal zorunluluk olan GSYİH’nın en az %4’ünü okul öncesi ve ilköğretime ayırma şartını karşılamıyor ve sadece devlet harcamalarının yaklaşık %1.7’si kadar eğitim harcaması yapılabiliyor.

Kenya..

29 Nisan 2025 itibarıylaCommunications Authority of Kenya (CA), tüm bilişim sektörünü kapsayan bir Çocuk Çevrimiçi Koruma ve Güvenlik Endüstri Rehberi yayımladı.

Rehber, 18 yaş altındaki çocukları çevrim içi risklerden korumak amacıyla:

*Yaş doğrulama sistemleri, ebeveyn kontrolü, varsayılan gizlilik ayarları,

*Şikâyet ve ihbar mekanizmaları, “privacy-by-design” uygulamaları,

*Tedarikçi ve içerik sağlayıcıların çocuk güvenliği politikaları oluşturmasını zorunlu hale getiriyor.

Free Pentecostal Fellowship of Kenya, Busia bölgesinde Linda Mtoto Erken Uyarı Sistemi adlı bir mobil uygulama başlattı.

Sistem kullanıcıların çocuk ihlali, istismar veya ihmale dair durumu anonim şekilde SMS aracılığıyla raporlamasına olanak tanıyor.

Vakalar yerel yetkililere iletiliyor; sistem, modüler olarak Teso North, Teso Central ve Busia bölgelerinde 2025’te aktif halde çalışıyor.

Geçelim yeniden Amerika kıtasına..

Brezilya..

5 Nisan 2024 tarihli CONANDA Karar No. 245, çocuk ve ergenlerin dijital dünyadaki haklarını ve gizliliklerini düzenleyen önemli ilkeleri belirledi.

Kararın içerikleri:

  • Sadece gerekli verilerin toplanması,
  • Açık ve anlaşılır bilgi verme,
  • Rıza temelinin özgür, bilgilendirilmiş ve vurgulanmış olması,
  • Yaş doğrulama sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi,
  • Dijital platformların hesap verebilir olması ve yıllık risk raporları yayımlaması

ANPD, 2025 için açıklanan Regülasyon Ajandası kapsamında çocuk verisi korumasını öncelikli konu olarak belirledi.

Ajanda hedefleri arasında:

  • Yaş doğrulama,
  • Ebeveyn izni mekanizmaları,
  • Gizlilik‑by‑design politikalarının uygulanması,
  • Biyometrik verilerin düzenlenmesi ve risk değerlendirme raporlarının (PIA) zorunlu hale getirilmesi yer almaktadır.
  • ANPD, özellikle yüz tanıma sistemleri, eğitim platformları ve yapay zeka kullanımında çocuk veri korumasına dair özel kılavuzlar geliştirmektedir.

Arjantin’i inceliyoruz..

Sosyal medya kullanımında çocuklar için yaş sınırlaması getiren ilk Latin Amerika ülkesi oldu.

Şili..

Çocuk hakları ihlallerine yönelik ulusal savcılık birimi kuruldu.

Jefatura Nacional de delitos contra la Familia (JENAFAM) altında yer alan “Brigada Investigadora de Delitos Sexuales y Menores” (BRISEXME), çocuklara karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturmaların ve kovuşturmaların yürütülmesinden sorumlu özel bir polis birimidir.

2019 yılında çıkarılan Ceza Kanunu’na eklenen (Madde 94 bis) göre çocuklara yönelik cinsel suçlarda zamanaşımı ortadan kaldırılmıştır; bu kapsamda savcılık makamları bu vakalara süresiz müdahale edebilmektedir.

Kolombiya’ya baktığımızda;

Çocukların savaştan etkilenmesini azaltacak rehabilitasyon programları yasal hale geldi.

24 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren Ley 2421 de 2024Ley 1448 de 2011 (Mağdurlar ve Toprak İadesi Yasası)’ı özellikle çocuk mağduriyeti açısından güçlendiriyor.

Bu yasa kapsamında:

  • Devletin, çocuklar ve gençler için psikosoyal ve sağlık rehabilitasyon politikası geliştirme zorunluluğu doğdu. Eğitimli personelle desteklenmiş programlarla mağdurların yeniden topluma dahil edilmesi ve psikolojik iyileşme süreçleri güvence altına alındı.
  • Özellikle istismara uğramış, silahlı gruplarca kullanılmış veya çatışma mağduru olan çocuklar için özel destek ve kaynak ayrılması planlandı.
  • Kolombiya’da çocuklara yönelik rehabilitasyon ve psikosoyal destek, yasal düzeyde güvence altına alındı.
  • Ley 2421 de 2024 ile, mağdur çocuklara özel kamu politikaları oluşturulması, finansal kaynakların ayrılması ve koordinasyon mekanizmaları tanımlandı.
  • Uygulama, ICBF ve UAEARIV gibi kurumlar tarafından yürütülmekte ve hedef, çocuk mağdurların sağlık, eğitim, aile bütünlüğü ve haklar bakımından desteklenmesidir.

Meksika..

2025 yılında, Meksika Yüksek Mahkemesi (SCJN), çocuklara yönelik cinsel suçların cezai ve medeni davalarda zamanaşımına tabi olmamasına karar vermiştir. Bu karar, mağdurların travmalarını atlatabilmesi için daha fazla zaman tanınmasını ve adaletin sağlanmasını amaçlamaktadır.

Federal Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, çocuklara yönelik cinsel saldırı suçlarının cezaları artırılmıştır. Örneğin, pederasti suçunun cezası 17 yıldan 24 yıla çıkarılmıştır. Bu reformlar, suçlulara daha ağır cezalar verilmesini ve mağdurların korunmasını hedeflemektedir.

Yucatán Eyaleti’nde, 2025 yılında Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, çocuklara yönelik cinsel saldırı suçlarının cezaları artırılmıştır. Bu değişiklikler, çocukların korunmasına yönelik yerel düzeydeki çabaları güçlendirmektedir.

Meksika’da, dijital ortamda çocuklara yönelik cinsel istismarı önlemek amacıyla, sosyal medya üzerinden çocuklarla iletişime geçerek istismar amacı güden kişilere karşı cezai yaptırımlar getirilmiştir. Bu önlem, dijital ortamda çocukların güvenliğini artırmayı hedeflemektedir.

Çocuk mağdurların haklarını korumak ve onlara psiko-sosyal destek sağlamak amacıyla çeşitli yasalar ve protokoller uygulanmaktadır. Örneğin, “Çocukların Cinsel İstismarına Karşı Önleme Protokolü” (Protocolo de Prevención del Abuso Sexual a Niñas, Niños y Adolescentes), mağdurların korunması ve desteklenmesi için bir çerçeve sunmaktadır.

Japonya..

Çocukların çevrimiçi güvenliği için yaş doğrulama sistemleri zorunlu hale getirildi.

Japonya’da, sosyal medya platformlarında çocukların güvenliğini sağlamak amacıyla çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Örneğin, Instagram, 2025 yılının Ocak ayında 13-17 yaş arasındaki kullanıcılar için “Teen Accounts” (Genç Hesapları) uygulamasını başlatmıştır. Bu hesaplar, yalnızca onaylı takipçilerle mesajlaşmaya izin verir ve güvenlik ayarlarını değiştirmek için 16 yaş altı kullanıcıların ebeveyn onayı gerekmektedir.

Ayrıca, Japonya’da çevrimiçi hizmet sağlayıcılarının, kullanıcıların yaşını doğrulamak için dijital kimlik doğrulama sistemlerini kullanmaları zorunlu hale getirilmiştir. Bu sistemler, kullanıcıların kimliklerini doğrulamak için çeşitli yöntemler kullanmaktadır.

Japonya, dijital kimlik doğrulama sistemlerini güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütmektedir. Örneğin, “My Number” kartları, bireylerin kimliklerini doğrulamak için kullanılmaktadır ve bu kartlar, çevrimiçi işlemlerde güvenliği artırmak amacıyla IC çipleriyle donatılmıştır. Bu tür dijital kimlik doğrulama sistemlerinin, çevrimiçi platformlarda yaş doğrulama süreçlerini desteklemesi beklenmektedir.

Güney Kore..

Güney Kore’de çocukların dijital ortamda korunması amacıyla önemli bir adım atılmıştır ve Dijital Çocuk Hakları Komisyonu kurulmuştur. Bu komisyon, çocukların çevrimiçi güvenliğini sağlamak, dijital haklarını korumak ve dijital dünyada karşılaştıkları riskleri azaltmak için çalışmalar yürütmektedir. Komisyon, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşlarla iş birliği içinde çalışarak, çocukların dijital haklarını güvence altına almayı hedeflemektedir.

Bu adım, dijital dünyanın hızla gelişmesi ve çocukların bu ortamda karşılaştıkları potansiyel tehlikelerin artmasıyla birlikte, çocuk hakları konusunda küresel bir öncelik haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, dijital dünyada çocukların haklarının korunmasına yönelik tavsiyeler yayınlamış ve devletleri bu konuda önlem almaya çağırmıştır. Bu çerçevede, Güney Kore’nin Dijital Çocuk Hakları Komisyonu’nun kurulması, uluslararası standartlarla uyumlu bir yaklaşım sergileyerek, çocukların dijital ortamda daha güvenli bir şekilde varlık gösterebilmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.

Komisyonun faaliyetleri, çocukların dijital dünyada karşılaştıkları riskleri azaltmak, dijital okuryazarlıklarını artırmak ve dijital haklarını korumak için çeşitli stratejiler geliştirmeyi içermektedir. Bu çabalar, dijital dünyada çocukların güvenliğini ve haklarını koruma konusunda Güney Kore’nin kararlılığını göstermektedir.

Çin’e de bir bakalım;

Çin, 2025 yılı itibarıyla eğitim sistemine dijitalleşmeyi entegre etmeye yönelik önemli adımlar atmıştır. Özellikle, Pekin’de ilkokuldan liseye kadar tüm öğrenciler için yapay zeka eğitimi zorunlu hale getirilmiştir. Bu kapsamda, öğrenciler yılda en az sekiz saat yapay zeka eğitimi alacaklardır. Eğitim, yaş gruplarına göre farklılaştırılmıştır:

  • İlkokul öğrencileri: Temel yapay zeka kavramları ve uygulamaları.
  • Ortaokul öğrencileri: Yapay zekanın günlük yaşam ve okul çalışmalarındaki kullanımı.
  • Lise öğrencileri: Yapay zeka uygulamaları ve inovasyon üzerine derinlemesine çalışmalar.

Bu reform, Çin’in küresel yapay zeka yarışındaki rekabet gücünü artırmayı hedeflemektedir.

Çin, çocukların dijital oyun bağımlılığını önlemek amacıyla sıkı düzenlemeler getirmiştir. Özellikle, 2025 kış tatilinde çocukların toplam oyun oynama süresi 15 saatle sınırlandırılmıştır. Bu, çocukların oyun bağımlılığını azaltmayı ve daha dengeli bir yaşam tarzını teşvik etmeyi amaçlayan bir önlemdir.

Ayrıca, 2021 yılında uygulamaya konulan düzenlemelerle, 18 yaş altındaki bireylerin oyun oynama süresi haftada 3 saatle sınırlandırılmıştır. Bu düzenlemeler, oyun şirketlerinin gerçek kimlik doğrulama sistemleri kullanmalarını ve belirlenen saatler dışında hizmet sunmamalarını zorunlu kılmaktadır.

Bir diğer nüfus yoğunluğu bir hayli yüksek olan ülke ; Hindistan..

Çocuk işçiliğine karşı yeni cezai yaptırımlar yürürlüğe kondu.

Hindistan’da, 1986 tarihli Çocuk ve Ergen İşçiliği (Yasaklama ve Düzenleme) Yasası (Child and Adolescent Labour (Prohibition and Regulation) Act) uyarınca, çocukların 14 yaşına kadar çalıştırılması yasaktır. 14-18 yaş arasındaki ergenlerin ise sadece tehlikeli olmayan işlerde çalıştırılmasına izin verilir.

2025 itibarıyla, bu yasaya aykırı hareket eden işverenler için cezalar artırılmıştır:

  • Çocuk çalıştırmak: 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ve 20.000 ila 50.000 Hint rupisi arasında para cezası.
  • Tekrarlanan suçlar: 3 yıla kadar hapis cezası ve 1.000.000 Hint rupisine kadar para cezası.

Bu cezalar, özellikle Gujarat eyaletinde yapılan reformlarla daha da sıkılaştırılmıştır.

Hindistan genelinde, çocuk işçiliğiyle mücadele için çeşitli önlemler alınmaktadır:

  • Gujarat Eyaleti: 2020-2025 yılları arasında 4.824 baskın gerçekleştirilmiş ve 616 çocuk işçi kurtarılmıştır. Bu operasyonlarda 791 ceza davası açılmış ve 339 suç duyurusu yapılmıştır.
  • Bihar Eyaleti: 2025 yılı itibarıyla 30 çocuk kurtarılmış ve her birine 25.000 Hint rupisi maddi destek sağlanmıştır. Ayrıca, kurtarılan her çocuk için 5.000 Hint rupisi ek katkı yapılmıştır.

Pakistan..

Pakistan 2025 yılında önemli bir adım atarak başkent İslamabad’da çocuk evliliklerini yasaklayan bir yasa çıkarmıştır. Bu yasa, kız ve erkek çocukları için evlenme yaşını 18 olarak belirleyerek, erken yaşta evlilikleri suç saymaktadır. Yasa, aynı zamanda çocuk evliliklerini düzenleyen 1929 tarihli eski yasayı da yürürlükten kaldırmıştır.

⚖️ Yeni Yasanın Önemli Maddeleri

  • Evlenme Yaşı: Kız ve erkekler için evlenme yaşı 18 olarak belirlenmiştir.
  • Cezai Yaptırımlar: Çocuk evliliğine aracılık edenler, zorlayanlar veya düzenleyenler için 7 yıla kadar hapis cezası ve para cezası uygulanacaktır.
  • Mahkemeler: Çocuk evlilikleriyle ilgili davalar, yalnızca bölge ve ağır ceza mahkemelerinde görülecektir.
  • Koruma Önlemleri: Yasa, mağdaların korunması için gizlilik ve anonimlik gibi önlemleri içermektedir.

Pakistan’ın en yüksek dini danışma kurumu olan İslamî İdeoloji Konseyi (CII), bu yasayı “İslam’a aykırı” olarak nitelendirerek, evlenme yaşının 18 olarak belirlenmesinin şeriata ters olduğunu savunmuştur. Ancak, Pakistan Cumhurbaşkanı Asif Ali Zardari, bu tepkilere rağmen; yasayı onaylayarak yürürlüğe girmesini sağlamıştır.

Bangladeş..

Bangladeş 2025 yılında çocuk işçiliği ve istismara karşı ulusal bir kampanya yasasını kabul etmiştir. Bu yasa, çocukların korunmasına yönelik önemli adımlar atılmasını sağlamıştır.

⚖️ Yasanın Temel Özellikleri

  • Çocuk Evliliği Yasağı: Yasa, 18 yaşından küçüklerin evlenmesini yasaklamaktadır.
  • Çocuk İşçiliğiyle Mücadele: Çocukların tehlikeli işlerde çalıştırılması yasaklanmış ve bu tür durumlarla mücadele için özel birimler oluşturulmuştur.
  • Eğitim ve Bilinçlendirme Programları: Çocukların hakları konusunda toplumun bilinçlendirilmesi amacıyla eğitim programları başlatılmıştır.
  • Ulusal İzleme Mekanizmaları: Yasanın etkinliğini denetlemek ve uygulamada karşılaşılan sorunları çözmek için ulusal izleme mekanizmaları kurulmuştur.

Endonezya..

Endonezya 2025 yılında çocukların dijital ortamda korunmasına yönelik önemli bir adım atmıştır. 13 Ocak 2025 tarihinde, Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto tarafından onaylanan Elektronik Sistem Operatörlerinin Çocuk Koruma Yönetmeliği (GR 17/2025) yürürlüğe girmiştir.

⚖️ GR 17/2025’in Temel Hükümleri

  • Çocukların Dijital Hakları: 18 yaş altındaki çocukların dijital ortamda korunması için özel düzenlemeler getirilmiştir.
  • Ebeveyn Onayı: Çocukların kişisel verilerinin toplanabilmesi için ebeveyn onayı zorunlu hale getirilmiştir.
  • Veri Koruma: Çocukların kişisel verileri, hassas kişisel veriler olarak kabul edilerek daha sıkı koruma altına alınmıştır.
  • Elektronik Sistem Sağlayıcılarının Sorumluluğu: Dijital platform sağlayıcıları, çocukların verilerini kötüye kullanmamak ve zararlı içeriklere karşı önlemler almakla yükümlüdür.

🛡️ Siber Zorbalığa Karşı Önlemler

GR 17/2025, çocukların dijital dünyada karşılaştığı siber zorbalık gibi tehlikeleri önlemeyi amaçlamaktadır. Ancak, bu düzenleme doğrudan siber zorbalıkla mücadeleye yönelik bir yasa değildir. Daha çok, çocukların dijital ortamda güvenliğini sağlamak için genel bir çerçeve sunmaktadır.

Endonezya hükümeti, siber zorbalıkla mücadele için daha spesifik düzenlemeler üzerinde çalışmaktadır. Bu kapsamda, sosyal medya platformlarına yönelik yaş sınırlamaları ve içerik denetimleri gibi önlemler gündemdedir. Ancak, bu düzenlemelerin detayları henüz netleşmemiştir.

Filipinler..

Filipinler’de çocuk istismarı vakalarının daha hızlı ve adil şekilde soruşturulması için 2025 yılında önemli bir yasal düzenleme yürürlüğe girmiştir. Bu kapsamda, mevcut RA 9231 (Child and Adolescent Labour Act) yasasına eklenen yeni hükümlerle, ceza muhakemelerindeki süreçler büyük ölçüde hızlandırılmıştır.

Yasaya yeni eklenen Bölüm 16-A şu süreci düzenliyor:

  • Ön soruşturma süresi: Şikayet veya suç duyurusundan itibaren en fazla 30 gün içinde tamamlanmalı.
  • Bilgi kaydı süresi: Travayı doğrulayan ön soruşturma biter bitmez 48 saat içinde dava dosyalanmalı.
  • Yargılama süresi: Davanın 90 gün içinde sonuçlandırılması, kararın ise 15 gün içinde verilmesi bekleniyor.

Ek olarak:

  • Bölüm 16-B: Mağdurlar için dava açma ve ceza davası kapsamında dosya masraflarından muafiyet getiriyor.
  • Bölüm 16-C: Ücretsiz hukuki, tıbbi ve psikososyal destek hakkı tanınıyor.

Bu kapsamlı hukuki reform, çocuk işçiliği ve istismarına dair mahkemelerde işlem gören vakaların etkin şekilde hızlandırılmasını hedefliyor.

Bu tablo ile muhtemeldir ki;

Mağdur odaklı ve hızlı adalet sağlama ilkesiyle, travmanın uzun süreli etkilerini minimize etmek amaçlanıyor.

Resmi sistemde yavaş ilerleyen süreçlerin yerine, mağdurların gereksiz yere bekletilmesini önleyen bir yapı hayata geçiriliyor.

Hukuki yükümlerin gecikmesi yerine, istismar mağdurları için adeta “öncelikli dava süreci” tanımlanmış oluyor.

Malezya’ya ya da bakalım hazır Asya’dan ilerliyor iken;

Malezya 2025 yılında dijital ortamda çocukların korunmasına yönelik yasal çerçeveyi önemli ölçüde revize etmiştir. Amacı, siber zorbalık, istismar içeriği ve çocuklara yönelik dijital tehditlere karşı daha güçlü bir düzenleyici yapı oluşturmaktır.

22 Mayıs 2025’te Federal Resmî Gazete’de yayımlanan Online Safety Act 2025, dijital platformlarda “zararlı içerik” tanımını genişleterek çocukların korunmasını düzenliyor.

Sektion 15A ve 15B, çocuk cinsel istismar içeriği, grooming ve gelir amaçlı baskı (sextortion) gibi ihlalleri kapsam altına alıyor.

Lisanslı internet ve sosyal medya sağlayıcıları (ASP ve CASP’lar), Çocuk Güvenliği Kodunu uygulamak, zararlı içeriği engellemek, yaşa uygun filtreler koymak ve güvenlik planı sunmakla yükümlü hale geliyor.

Haziran 2025’te yapılan bir revizyonla, ebeveyn ve vasilerin çocukların çevrimiçi etkinliklerini izleme ve dijital güvenlik eğitimine katılım yükümlülüğü getirilmesi planlanmaktadır.

Bu yaklaşım, “çocuk güvenliği herkesin sorumluluğu” anlayışı temelinde yürütülüyor.

1 Ocak 2025 itibarıyla kullanıcı sayısı 8 milyonu aşan platformlar için lisanslama zorunluluğu Bakanlıklar tarafından yürürlüğe kondu.

Bu platformlar ayrıca yılda bir kez MCMC’ye Online Safety Plan sunmak zorunda.

Ayrıca Online Safety Committee ve Online Safety Appeal Tribunal kurulması tasarının bir parçasıdır.

Malezya, Penal Code (Amendment) (No 2) Bill 2024 ile siber zorbalığı (digital bullying) suç olarak tanımlamış; tehdit, hakaret, kimlik paylaşımı gibi eylemler cezalandırılıyor.

Singapur’dayız..

Singapur 2025 yılında çocukların internet güvenliğini sağlamak için ulusal düzeyde çevrim içi çocuk güvenliği standartlarını büyük ölçüde yükseltti. Bu düzenlemeler, platformlara yönelik yaptırımlar, yaş doğrulama sistemleri, uygulama mağazaları kodları ve ebeveyn kontrolleri gibi çoklu bileşenler içeriyor.

🔹 IMDA’nın (Infocomm Media Development Authority) yayımladığı yeni Online Safety Code of Practice for App Distribution Services (ADS), 31 Mart 2025 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu kod ile:

  • 18 yaş altındaki kullanıcıları koruyup, zararlı içeriklere maruz kalmalarını engelleyecek sistem önlemleri getirilmiştir.
  • Uygulama mağazaları (Apple Store, Google Play vs.) çocukların uygun olmayan uygulamaları indirmesini engelleyecek yaş doğrulama süreçleri uygulamak zorundadır. Yaş doğrulama sistemine henüz geçmeyen platformlara, IMDA onaylı uygulama planı sunma yükümlülüğü getirilmiştir

🔹 Broadcasting Act ve ilgili çevrim içi güvenlik kanunlarında yapılan değişiklikle; sosyal medya servisleri, çocuklara zarar verebilecek içeriklere hızlı müdahale etmek, şikâyetlere geç cevap veren veya moderasyon uygulamayan platformlara karşı yaptırım uygulanmasını sağlayacak yetki genişletilmiş ve yaptırımlar güçlendirilmiştir

ADS kodu, mağazalarda çocukların yaşına uygun olmayan içerikleri indirmesini engelleyecek yaş doğrulama teknolojilerini zorunlu kılar: örneğin yaş tahmin AI, biyometrik doğrulama ya da resmi kimlik kullanımı gibi yöntemler

18 yaş altı kullanıcıların özel hesaplarda varsayılan şekilde daha sıkı gizlilik ayarlarıyla korunması, ebeveyn onayı gerekliliği gibi önlemler de sisteme tanımlanmıştır.

Platformlar için işlevsel kullanıcı şikâyet mekanizmaları kurma zorunluluğu ve şikâyetlerin hızlı çözülmesi beklenmektedir.

Ayrıca IMF/yönetişim gereklilikleri kapsamında yürürlükteki platformların yıllık çevrim içi güvenlik raporu sunması ve şeffaflıkla kullanıcı davranışı izlemesi istenmiştir

Uyum sağlamayan uygulama mağazalarına 1 milyon Singapur Doları’na kadar idari para cezası uygulanabilir

Grow Well SG adlı ulusal sağlık ve eğitim stratejisi kapsamında, çocuklara yönelik ekran süreleri sınırlandırması ve dijital bağımlılığı önlemek için millî standartlar belirlenmiştir.

Okullar ve ebeveynlerle birlikte dijital okuryazarlık eğitimleri, ailelere çevrimiçi güvenlik farkındalık programları sunulmaktadır. Ayrıca Ebeveyn kontrolü uygulamaları ve araçları yaygınlaştırılmaktadır.

Rusya’ya gelince..

Rusya 2025 yılında çocuk pornografisi ve çocukların dijital ortamda sömürülmesiyle mücadele kapsamında cezaları önemli ölçüde ağırlaştırdı. Yeni yasal düzenleme özellikle çocukların suç örgütlerine, cinsel istismar içeriğine veya kötü amaçlarla kullanılmasına karşı güçlü önlemler getiriyor.

2024 yılının Aralık ayında ve 2025’in ilk yarısında, Devlet Duması yürürlüğe giren değişikliklerle özellikle çocukların internet üzerinden suçlara teşvik edilmesi ve istismar edilmesi üzerine ağır cezalar öngören yasaları kabul etti. Bunlar arasında:

  • Suç örgütlerine veya saldırganifele katılım için çocukların internet yoluyla yönlendirilmesi,
  • 14 yaş altındaki çocukların şiddet veya tehditle suç faaliyetlerine dahil edilmesi,
  • İnternet aracılığıyla çok sayıda çocuğun suça yönlendirilmesi gibi eylemler yer alıyor.
    Bu durumda ceza süreleri 3–9 yıl arasında, ağırlaştırılmış hallerde ise 8–10 yıl hapis cezası ile birlikte mesleki yasak ve diğer yaptırımlar uygulanabiliyor

Özellikle Ukrayna işgali sonrasında Rusya’daki yeni normlar, dijital ortamda çocuk istismarı vakalarıyla mücadele amacıyla dikkati çekmiştir.

Ceza Kanunu’nun Madde 150 ve 151 kapsamında yapılan değişikliklerle, suçun internet üzerinden işlenmesi durumunda ceza üst sınırları ciddi oranda yükseltilmiştir.

2025’in Haziran ayında yürürlüğe giren başka bir düzenleme, pedofili suçlularının tahliye sonrası sıkı denetime tabi tutulmasını zorunlu kıldı; bu kişiler 72 saat içinde kontrol sistemine kaydedilmeli, sürekli raporlama ve psikiyatrik kontrol altında tutulmalıdır.

Ayrıca, pedofili suçlularının; okullar, kreşler, çocuk nezdindeki kamu kurumlarına girişleri yasaklandı; bu karar 6 Nisan 2024’te yürürlüğe girmiştir.

Suudi Arabistan..

21 Şubat 2025’te yürürlüğe giren yönetmelik, evlenme yaşı, velayet, nafaka ve miras hakları gibi çocukları doğrudan etkileyen konularda net hükümler getirmiştir.

18 yaş altı evlilikler, yalnızca resmi sağlık ve psikolojik raporlarla izin gereksinimi karşılandığında kabul edilebilir oldu. Bu da bir gelişme diyerek bu olumlu gelişmenin devamını ivedilikle kendilerinden bekliyoruz.

Kamu Savcılığı, 15 yaş altı bireylerin çalıştırılmasını kesin şekilde yasaklayan uygulamayı netleştirmiştir.

Suudi Arabistan’ın BM İnsan Hakları Konseyi’nde 2025’te sunduğu “CPC – Child Protection in Cyberspace” girişimi, dijital ortamda çocuk güvenliğini uluslararası düzeyde destekleyen bir adım olarak kabul edildi.

  • Bu girişim, teknik kapasite geliştirme, eğitim ve işbirliği araçlarını disipline etmekte ve ülke içinde dijital korumaya dair standartların yükseltilmesine zemin hazırlamaktadır.

12 Aralık 2024’te başlatılan Frontliners (öncü personel) eğitimi, Social Affairs Council, İşçi Bakanlığı ve ILO tarafından desteklenmekte, çocuk işçiliğine karşı denetim ve uygulama kapasitesini artırmayı hedeflemektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri..

Şubat 2025’te Çocuk Dijital Refahı (Digital Wellbeing Pact) imzalanmış; hükümet, sosyal medya platformları ve telco firmaları birlikte hareket ederek çocukların çevrimiçi güvenliğini artırmak üzere işbirliğine gitmiştir. 

Çocukların çevrimiçi güvenliği için hem ebeveyn hem de öğretmenlere yönelik farkındalık eğitimleri, “Child Digital Safety” kampanyası aracılığıyla yaygınlaştırılmıştır. 

Yasal Reformların Eleştirisi

Her ne kadar pek çok ülke 2025’te çocuk hakları alanında yeni düzenlemelerle ön plana çıkmış olsa da, bu reformların uygulamaya yansıtılmasında ciddi sorunlar gözlemlenmiştir. Bazı ülkelerde yasa çıkmasına rağmen denetim mekanizmaları zayıf kalmış, bazı yerlerde yasal düzenlemeler yalnızca sembolik bir adım olarak kalmıştır. Ayrıca bazı ülkelerin çocuk istismarına dair yasa değişikliklerini “ahlaki panik” söylemleriyle meşrulaştırdığı, bu durumun da çocukların özgürlük alanlarını daraltabileceği eleştirileri dile getirilmiştir. Bu nedenle çocuk haklarının korunmasında yasal düzenlemelerin yeterli olmadığı; uygulama, denetim ve farkındalık ayağının da güçlendirilmesi gerektiği açıktır.

”Çocukları Görmek”

2025’te çocuk hakları yalnızca çocuklara dair bir konu olmaktan çıkarak, toplumların adalete, eşitliğe ve vicdana bakışını test eden bir gösterge haline geldi. Geliştirilen her yasa, çıkarılan her düzenleme, aslında yetişkin toplumun kendi sorumluluğuyla yüzleşme biçimini yansıtıyor. Çocukları “korunması gereken” varlıklar olarak görmek kadar, “özne” olarak tanımak da önemli. Yani yalnızca onların haklarını güvence altına almak değil; onları dinlemek, görmek ve katılımlarını sağlamak gerekiyor..

————————————————————————————————-

Yanan Ormanlar, Yanan Vicdanlar: İklim Yasası mı, İklim Maskesi mi?

İklim Yasası mı, İklim Maskesi mi?

2023 yılında yürürlüğe giren Türkiye İklim Yasası Taslağı, kamuoyuna büyük umutlarla sunulmuştu. “Yeşil kalkınma devrimi” söylemiyle desteklenen bu yasa, çevre örgütlerinin taleplerini yansıtmaktan çok, uluslararası fonlara uyumlu bir kâğıt üstü reformdan ibaretti. Aynı dönemde çıkarılan Maden Yasası değişiklikleri ise çevreyi korumak yerine, sermayeyi koruma refleksiyle hazırlandı. Sonuç mu?

3 Temmuz 2025’de meclisden geçen bu yasa sonrasında yalnızca Temmuz 2025’te Türkiye’nin dört bir yanında çıkan 300’ü aşkın geniş çaplı orman yangını..

Pekiii.. Neden?

🌍 Dünya Ekseninde Mukayeseli Bakış: Türkiye Nerede Duruyor?

Fransa; 2019’da yürürlüğe soktuğu “Loi Climat” (İklim Yasası) ile doğal alanların korunmasına dair bağlayıcı hedefler koydu. Orman yangınları riski yüksek bölgelerde, madencilik ve yapılaşma faaliyetlerine sınırlamalar getirildi. Almanya ise; iklim krizini doğrudan anayasal düzeyde tanıdı ve Federal Anayasa Mahkemesi 2021 yılında ;

“siyasal iklim politikaları gelecek nesillerin haklarını ihlal edemez” diyerek yürütmeyi frenledi.

Yeni Zelanda, yalnızca iklim yasalarıyla değil, doğaya hukuki kişilik tanıyarak dünyaya öncülük etti.

  • 2017 yılında Whanganui Nehri, Te Awa Tupua Kanunu ile bir “tüzel kişi” olarak tanındı.
  • Bu, nehir üzerindeki her türlü müdahaleyi yasal olarak “hak ihlali” haline getirdi.
  • Nehir için 80 milyon dolar tazminat ve temizlenmesi için de ayrıca 30 milyon dolar fon verildi.
  • Aynı zamanda ormanlar, dağlar ve yerli halkların kutsal alanları devletin değil doğanın kendi varlığı olarak korunmaya başlandı.
    Türkiye’de ise ormanlara dair haklar yalnızca mülkiyet ve ruhsat üzerinden tanımlanıyor.

2022’de Şili, Anayasa reformuna giderek doğayı “hak öznesi” olarak tanıdı.

  • Yeni taslakta doğa; su, hava, toprak, biyoçeşitlilik dahil olmak üzere bütüncül olarak korunması gereken bir varlık olarak tanımlandı.
  • Maden ve enerji projeleri için yerel halkın onayı yasal bir zorunluluk hâline geldi.
    → Türkiye’de ise yerel halkın görüşü çoğu zaman ÇED raporlarında bile göz ardı ediliyor.

Kanada, her yıl “Ulusal İklim Planı” yayımlayarak sera gazı emisyonlarını azaltma hedeflerini kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşır.

  • Bu planlar yalnızca devlet tarafından değil, yerel yönetimler, yerli halklar ve STK’lar ile birlikte oluşturulur.
  • 2021’den itibaren, orman yangınlarıyla mücadelede doğal alanların restorasyonu için bütçesel öncelik tanındı.
    → Türkiye’de ise iklim eylem planları çoğu zaman kâğıt üstünde kalmakta, uygulamada ise maden ruhsatları doğayı tahrip etmeye devam etmektedir.

Türkiye’de ise yasalar; doğayı korumak bir yana, doğal kaynakları hızla paraya çevirme stratejisinin bir süjesi hâline geldi. İklim Yasası, sivil toplumun katılımı ve haliyle onayı olmadan hazırlandı. Maden Yasası değişiklikleriyle ÇED süreçleri hızlandırıldı, orman alanları “proje alanı” ilan edilerek tahsis edildi. Bu dönüşüm, yalnızca doğayı değil; hukuku, güveni ve adaleti de cayır cayır yakıyor.

🏭 Maden Ruhsatı – Ateşle İmtihan

Bugün; Türkiye’de bir ormanlık alanın maden ruhsatı alması; ne yazık ki Anayasa’nın amir hükmü ve Orman Kanunu’na rağmen mümkün hale getirilmeye çalışılıyor..

Kaz Dağları, Akbelen, İkizdere, Cerattepe… Yanan sadece ağaçlar değil; köylülerin yaşam alanı, hayvanların yuvası, çocukların geleceği..

Çoğu yangın sonrası kamuoyuna “sigara izmariti” ya da “yıldırım” gibi nedenler açıklanıyor. Oysa yangınların yoğunlaştığı alanlara bakıldığında, öncesinde ruhsat verilmiş maden sahaları, kapatılmamış yollar ya da yakın zamanda kesime açılmış ormanlık parseller karşımıza çıkıyor.

📉 Hukuki Erozyon var mı ?

Anayasa’nın 169. maddesi açık: “Yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir, bu alanlar başka amaçla kullanılamaz.” Ancak her yıl, yanan ormanlık alanların yakınında yükselen enerji projeleri, konutlar ya da maden işletmeleri Anayasa’ya rağmen meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Orman Kanunu Madde 18

“Yanan orman alanları, hiçbir şekilde başka amaçla kullanılamaz. Bu alanlarda yeniden orman tesis edilir. Bu alanların tahsisi, satışı ve özel mülkiyete geçirilmesi mümkün değildir. Bu alanlarda yapılaşma yapılamaz.”

Ormanlar, Devletçe korunur ve geliştirilir. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir; bu alanlar başka amaçla kullanılamaz.

Yargıtay içtihatlarında ormanların “milli servet” olduğu belirtilse de uygulamada ne yazık ki sermayeye rant kapısı haline gelmiş durumda..

Harita ve Mukayeseli Perspektifler Işığında: İklim ve Maden Yasalarının Eleştirisi

1. Orman Yangınlarında Güncel Durum

  • Başta Türkiye’nin güney ve batı kıyıları yüksek yangın riski taşıyor; riskli bölgelerde yoğunlaşan madencilik faaliyetleri, yapılaşma ve altyapı yollarının orman ekosistemlerini tahriş ettiğini bizlere anlatıyor diyebiliriz.
  • 2025 yazında Türkiye genelinde 1.020 VIIRS yüksek güvenlikli yangın alarmı kaydedildi. Ki..bu; geçen yıllara göre oldukça yüksek bir seviye demek oluyor.
  • İzmir, Bursa, Karabük, Bilecik gibi birçok ilde binlerce kişi tahliye edildi; özellikle İzmir’de 50.000’e yakın birey yerlerinden edildi, 13 kişi hayatını kaybetti, bunların 10’u kurtarma ekiplerinden..

2. Hukuki ve Politik Zemin: Hizmet mi, Baskı mı ?

  • İklim Yasası ve Maden Yasası değişiklikleri, uygulanabilir bağlayıcılıktan yoksun kalıyor; ilgili yasaların tümü sivil toplum ve yerel halk süreçlere hiçbir aşamada dahil edilmeden geçirildi.
  • ÇED süreçleri kısaltıldı, orman alanları madencilik ve enerji projelerine hızlıca tahsis edildi. Haliyle; adeta orman, suç işleme potansiyeli taşıyan proje sahası gibi görüldü.

3. Olay Kronolojisi: 2025 Yazında Neler Oldu?

TarihOlay
Haziran sonuİzmir’de sıcaklıklar +5–10 °C arttı, güçlü rüzgârlar ve kuru hava yangınları tetikledi; 50.000 kişi tahliye edildi, İzmir Havaalanı kapandı. 200 yapı zarar gördü
Temmuz ortasıEskişehir yangınında; 11 itfaiyeci ve AKUT personeli hayatını kaybetti
Temmuz sonuBursa, Karabük, Mersin, Antalya gibi illerde 84+ yangın devam etti; 3.600’den fazla kişi tahliye edildi, 2.300 itfaiyeci yangınlarla mücadele ediyor; en az 17 ölüm rapor edildi
Genel sonuç342 ciddi yangın, 1.020 alarm, yüzbinlerce hektar yanan orman; can kayıpları, toplumsal travma ve ekolojik yıkım

Avrupa’dan Mukayeseli Örnekler:

  • Fransa’nın Climate & Resilience Act (2021) yasası ile yapısallaşma hızı düşürülerek, orman ve tarım arazilerinin “net sıfır yapaylaşma” hedefiyle yasayla korunması amaçlanıyor.
  • Almanya, Anayasa Mahkemesi’nin “iklim politikaları gelecek nesillerin hakkını ihlal edemez” kararıyla yürütmenin çevreci düzenlemelere uymasını sağlıyor.
  • Ayrıca, Hambach Ormanı’nın korunması için madencilik planları yasayla engellendi; kamuoyu katılımının politikaya etkisi somutlaştırıldı.

Peki bu ormanlar kimin?

Yanan her ormanla birlikte sormamız gereken ilk soru belki de şu:

“Bu topraklarda yaşam hakkı kimin için korunuyor?”

Ormanlar sadece ağacı olan değil, hukuku olan, toplumu olan bir canlılıktır.

Eğer bir toplumda ormanların sessizce yanması karşısında ses yükselmiyorsa, o toplumun vicdanı da kül olmuştur.Bu noktadan hareketle şunu söyleyebiliriz:

Türk toplumu bu sessizliğe katiyen teslim olmuyor. Ormanlar yandığında, sadece ağaçlar değil; canlılar, gelecek nesiller, ekosistem ve bir bütün olarak hayatın dengesi zarar görüyor ancak; Türkiye’de her yangında yükselen feryatlar, gönüllülerin canla başla çabası, sosyal medyada örgütlenen duyarlılık kampanyaları ve kamuoyu baskısıyla harekete geçen yerel girişimler gösteriyor ki bu toplumun vicdanı hâlâ diri.

Tüm eksiklere, ihmallere ve ihmaller karşısındaki öfkeye rağmen insanlar, “ormanlarımız yanarken susmayacağız” diyerek bu yangının sadece fiziksel değil, aynı zamanda ahlaki bir felaket olduğunu da hatırlatıyor. Türkiye toplumu, ormanlar susturulsa bile, onların yerine konuşmayı seçiyor. Bu da hâlâ umut var demektir.

🌱 Pekii İklim Adaleti Olmadan İklim Politikası Olur mu ?

Gerçek bir iklim yasası; sadece karbon nötr hedefler belirlemekle değil, rantı durdurmakla, halkı sürece katmakla ve ekolojik adaleti tesis etmekle mümkündür. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, yanan ormanlardan rant çıkarmak değil, yasa önünde doğanın haklarını tanımaktır.

“İklim Yasası, Toplumsal İktidarsızlık Maskesi Olmasın”

Gerçek iklim adaleti; iklim hedefleri kadar yerinden yönetim, hukuki koruma ve ekolojik hakların tanınması demektir. Türkiye’nin acil dönüşüm ihtiyacı olan çevresel hedefler ise:

  • Erteleme değil, yasalaşmış, denetlenebilir, şeffaf uygulamalar.
  • Doğanın değil herkesin hakkını koruyan politikalar.
  • Yeni yasa taslaklarına sivil toplumun, yöre halkının, bilim insanlarının aktif katılımı. olmalıdır.

Mağdurlar ve Mahkemeler Yasa Tasarısı Birleşik Krallık’da Parlamento’ya Sunuldu

Mağdurlar ve Mahkemeler Yasa Tasarısı Britanya Parlamento’suna Sunuldu:

Adalet Sisteminde Yeni Bir Dönemin Kapısı mı Aralanıyor ?

İngiltere ve Galler’de ceza adaleti sistemine yönelik önemli bir dönüşüm potansiyeli taşıyan Mağdurlar ve Mahkemeler Yasa Tasarısı, 7 Mayıs Çarşamba günü Parlamento’ya sunuldu. Hükümet, bu yasa tasarısıyla “mağdurların hak ettikleri adaleti almalarına yardımcı olmayı” ve uzun süredir eleştirilen ceza yargı sisteminde mağdur odaklı bir reformu hayata geçirmeyi hedefliyor.

Tasarının en dikkat çeken maddelerinden biri, sanıkların mağdurlarıyla yüzleşmekten kaçınmalarının önüne geçmeyi amaçlıyor. Artık hâkimler, sanıkları mahkûmiyet duruşmalarına katılmaya açık bir yasal yetkiyle zorlayabilecek. Bu düzenleme, özellikle mağdurlar için travmatik olayların ardından gelen yargı sürecinde bir tür yüzleşme imkânı sağlayabilir. Tabii meseleye hangi yönden baktığınızın da bir hayli Sanıkların duruşmalardan kaçmaları sadece adalet duygusunu zedelemekle kalmıyor, aynı zamanda mağdurların seslerini duyuramamalarına neden oluyor. Bu bağlamda yeni yetkiler, yalnızca adli işleyişin değil, aynı zamanda psikolojik onarım sürecinin de bir parçası olabilir.

Yasa tasarısında ayrıca, sanıkların cezalarının yanı sıra cezaevi içi ayrıcalıklarının da (örneğin spor salonu erişimi gibi) kaldırılabileceği belirtiliyor. Bu önlemler, hem caydırıcılığı artırmayı hem de ceza sisteminde mağdurların rolünü daha görünür kılmayı hedefliyor. Özellikle Kraliyet Mahkemesi kapsamındaki davalarda geçerli olacak bu düzenlemeler, yüksek profilli davalarda da etkili olabilecek nitelikte.

Adalet Bakanı ve Lord Şansölye Shabana Mahmood, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bu tasarı, mağdurların adaleti görmelerini sağlamak ve hayatlarını yeniden inşa ederken ihtiyaç duydukları desteği almalarını temin etmek adına uzun süredir beklenen reformları hayata geçirecek.”

Mahmood’un açıklaması, sadece teknik bir düzenlemeden ziyade insan hikâyelerine dayanan bir dönüşüm arzusuna işaret ediyor. Tasarı, yargının soğuk yüzünü insanileştirmeye yönelik bir adım olarak okunabilir.

Ayrıca, tasarı çocuklara yönelik ağır cinsel istismar suçlarına dair son derece net bir çizgi çekiyor: Bu suçu işleyen kişiler, otomatik olarak ebeveynlik haklarından mahrum bırakılacak. Bu hüküm, sadece mağdur çocuğun korunmasını değil, aynı zamanda devletin aile bütünlüğü kavramını yeniden tanımlamasını da içeriyor. Suç işleyen ebeveynin, çocuğun eğitim ya da sağlık gibi alanlarındaki karar süreçlerinden dışlanması, çocuğun iyilik hâlini merkeze almayı amaçlayan önemli bir hamle olarak değerlendirilebilir.

Tasarı kapsamında öne çıkan diğer maddeler ise şunlar:

Mağdur İletişim Programı’nın güncellenmesi ve mağdurların failin tahliye süreciyle ilgili bilgi alabilecekleri yeni bir Mağdur Yardım Hattı kurulması: Bu adım, mağdurların sürecin dışında kalmadıkları bir sistemin inşasına işaret ediyor.

Başsavcının Kraliyet Savcıları atamasında daha fazla esneklik kazanması ve özel kovuşturmalarda savcılık masraflarının nasıl karşılanacağına dair yeni finansal düzenlemeler getirilmesi: Bu teknik düzenlemeler, adli sürecin daha verimli işlemesi açısından önemli olabilir.

Altı farklı “iki yönlü suç” için Sulh Ceza Mahkemelerinin yetkilerinin yeniden düzenlenmesi ve hafif bulunan cezaların temyizi için süre değişikliği yapılması: Bu değişiklik, alt yargı kademelerinde daha esnek ve hızlı karar süreçlerinin önünü açabilir.

Özellikle dikkat çeken bir diğer hedef ise Mağdurlar Komiseri’nin yetkilerinin artırılması. Bu sayede, bireysel vakalardan hareketle sistemsel sorunların görünür hale gelmesi ve çözüm süreçlerine taşınması mümkün olacak. İngiltere ve Galler Mağdurlar Komiseri Baroness Newlove, bu gelişmeyi şu sözlerle değerlendirdi:

“Bu önemli ve memnuniyet verici reformlar, Mağdurlar Komiserliği’nin vaadini gerçekleştirebilmesi için gerekli yasal yetkileri sağlıyor.”

Komiserlik, sadece raporlama yapan bir kurum olmaktan çıkarak, mağdurların haklarını aktif biçimde savunan bir mekanizmaya dönüşebilir. Bu da mağdurların sisteme olan güvenini yeniden inşa etmenin temel taşlarından biri olacaktır.

Bakan Davies-Jones ise tasarıyı destekleyen duygusal bir çağrıyla kamuoyuna seslendi:

“Olivia Pratt-Korbel, Jan Mustafa, Sabina Nessa ve Zara Aleena’nın ve daha nice ailenin, faillerin cezalarıyla yüzleşmek zorunda kalmaları yönündeki yorulmak bilmeyen çabalarına teşekkür etmek istiyorum.”

Davies-Jones’un vurguladığı gibi, adalet yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlarla değil, aynı zamanda mağdurların seslerinin duyulmasıyla da sağlanabilir. Bu nedenle şu cümle, tasarının ruhunu özetler nitelikte:

“Adalet isteğe bağlı değildir – suçluların mağdurlarıyla yüzleşmelerini sağlayacağız.”

Bu yasa tasarısı, yalnızca yargı mekanizmasında teknik değişiklikler öngörmüyor; aynı zamanda “mağdur merkezli bir adalet” anlayışını kurumsallaştırmayı hedefliyor. Elbette uygulamadaki başarı, yasada öngörülen reformların sahada nasıl karşılık bulacağına bağlı olacak.

Yeni Bosman, Diarra mı ?

Futbola keyfini veren ve tabii olarak bir hayli önem teşkil eden bazı kuralları belki de temelinden değiştirecek tam 10 yıllık transfer davası sonunda sona erdi..

Avrupa Adalet Divanı, FIFA’nın transfer kurallarının; Avrupa Birliği yasalarına aykırı olduğuna karar verdi.

Eski Fransız milli oyuncu Lassana Diarra, bu dava ve sonuçlarıyla yeni Bosman olacak gibi gözüküyor.


Şimdilik ortaya çıkan sonuçlar ve tablo itibariyle o kadar mühim bir dava gibi gözükmüyor ama; Diarra davasının sonuçları ilerleyen dönemde en azından Avrupa Birliği içindeki transfer kurallarının değişmesine muhakkak surette yol açacaktır.

Konunun detayına girecek olursak; 2013 yılında Rusya’nın Lokomotif Moskova takımıyla 4 yıllık bir sözleşme imzalayan Fransız futbolcu Lassana Diarra, maaşındaki kesintiler sebebiyle sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmişti. Ardından Lokomotiv, Diarra’ya karşı FIFA’nın anlaşmazlık çözüm kuruluna başvurarak tazminat talep etmişti.

Diarra’nın karşı iddiasına rağmen kurul, Lokomotif’in lehine karar verip oyuncuya tam 10,5 milyon Euro ceza kesmişti. Aynı dönemde Diarra, Belçika Kulübü Charleroi’dan bir sözleşme teklifi almıştı ancak; kabul için kulübün bir koşulu vardı.

Charleroi, Diarra’nın; Lokomotif’e olan mali yükümlülüklerinden sorumlu olmayacağına dair FIFA’dan onay almak istiyordu.

FIFA, bu garantileri vermedi çünkü; kuralları gereği uluslararası transfer belgesi bir oyuncunun ayrıldığı lig tarafından verilmeliydi ve bu gerçekleşmeden herhangi bir anlaşma yapılamazdı. O dönem henüz Lokomotif’e herhangi bir ödeme yapılmadığı için oyuncu ligden bu izni alamadı.

Bunun üzerine Fransız oyuncu tam bir yıl boyunca kulüpsüz kaldı ve sonuç olarak Aralık 2015’te Diarra, FIFA ve Belçika ligine karşı kayıp gelir talep ederek yasal işlem başlattı.

Bu uzun süreç geçen hafta kararın açıklamasına dek sürdü.

FIFA ile Diarra arasındaki davanın sonucunda verilen kararda FIFA’nın, oyuncuların sözleşme fesihleri ile ilgili bazı düzenlemelerinin Avrupa Birliği kanunlarına aykırı olduğu belirtildi.

Haliyle bu durum futbol dünyasında büyük belirsizliklere yol açacaktır.

FIFA’nın talimatlarına göre bir oyuncu eski kulübüyle olan sözleşmesini haksız bir nedenle feshederse hem oyuncu hem de yeni kulüp eski kulübe tazminat ödemek zorunda kalabiliyordu ancak; Avrupa Birliği Adalet Divanı bu düzenlemenin oyuncuların serbest dolaşım haklarını engellediğini belirtti.

Avrupa Adalet Divanı, Avrupa Birliği içinde oyuncuların serbest dolaşım hakkını kısıtladığına kanaat getirdi. Adalet Divanı kararının özetinde profesyonel futbolcuların uluslararası transferlerine ilişkin bazı FIFA kuralları Avrupa Birliği hukukuna aykırıdır başlığıyla şu gerekçeleri ileri sürdü.

İlk olarak ; söz konusu kurallar, profesyonel oyuncuların yeni bir kulüpte çalışarak faaliyetlerini geliştirme isteklerini engelleme niteliğine sahiptir. Bu kurallar bu oyuncular ve onları çalıştırmak isteyen kulüpler üzerinde önemli yasal riskler öngörülemeyen ve potansiyel olarak çok yüksek mali riskler ile büyük sportif riskler oluşturmaktadır ve tüm bunlar bir araya geldiğinde bu oyuncuların uluslararası transferlerini engellemektedir.

İkinci olarak, mahkeme; bu kuralların amacının Avrupa Birliği’ndeki kulüplerin, diğer kulüplerle sözleşmesi olan veya haksız bir şekilde sözleşmesini fesheden oyuncuları transfer ederek sınır ötesi rekabeti kısıtlamak ya da engellemek olduğunu belirtti. Ayrıca bu kuralların gerekli ya da zorunlu olmadığını da ifade etti.

Lüksemburg merkezli mahkemenin gerekçeleri; kuralların spor müsabakalarının düzenliliği sağlamak amacıyla gerekli olduğu yönündeki gerekçelerin yetersiz olduğunu çünkü; bu kuralların bu amacı gerçekleştirmek için gerekli olandan daha fazlasını içerdiğini ortaya koydu.

Dava şimdi 9 yıldır devam ettiği için Belçika mahkemelerine geri dönecek ve orada çözülecek.

Belçika’da Mons Temyiz Mahkemesi, Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan bu konuda sadece tavsiye bir görüş istemişti.

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın bu kararı FIFA’nın oyuncu transferleri ve sözleşme fesihleri ile ilgili mevcut kurallarında değişikliğe gitmesine neden olabilir.

Artık bir futbolcu çalışma hakkım elimden alınıyor diyerek başvuru yaptığında bu tür fesih davalarında oyuncudan yana bir yaklaşım daha sık görülebilir.

Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi Yargıcı kıymetli Emin Özkurt’a göre;

”Burada FIFA’nın düzenini bozan, düzenini değiştirmeye doğru iten bir yaklaşım görüyoruz Avrupa Adalet Divanı’ndan. Avrupa Adalet Divanı diyor ki; senin bu talimatla önceki kulübün alacağını hem yeni kulüpten hem oyuncudan talep ediyor olman bir manada oyuncunun serbest dolaşımını ve yeni işler bulmasını engelleyici bir hükümdür diyor.”

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın FIFA’nın bu talimatlarını değiştirmeye zorlayıcı bir tavır aldığını da görebiliyoruz. FIFA oyuncuların sözleşme fesihlerinde hem oyuncu hem de yeni kulübün eski kulübe tazminat ödemesini zorunlu kılan bu düzenlemeyi değiştirmek zorunda kalacak gibi görünüyor.

Ayrıca geçtiğimiz hafta İsviçre’de FIFA’nın hukuk direktörü Emilio Garcia Silvero ile Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi’nde Kasım bir toplantısında bu konu gündeme gelmiş FIFA yetkilileri Avrupa Birliği Adalet Divanı bu kararının FIFA aleyhinde olacağını öngörmüş ve buna uygun değişiklikler üzerinde çalışmaya başlamışlar şu an için FIFA’yı doğrudan etkileyen somut bir durum yok, ancak; ilerleyen dönemlerde FIFA talimatlarında bu karara uygun değişiklikler yapılacaktır.

Bu değişiklikler özellikle Türkiye’deki futbol kulüplerini de etkileyebilir çünkü; FIFPRO’nun çıkardığı raporlara göre oyuncu kulüp arasında en çok sözleşme krizi yaşayıp oyuncuyla sözleşme feshi yapan ülkelerin başında geliyoruz bu durumda da zaten oyuncudan yana karar veren FIFA, oyuncuları daha da korumak durumunda kalacak ve haksız fesih yapan oyuncuların transferin engellenmesi durumu ortadan çıkacak.

Yani kulüplerimiz haksız fesih yapıp maaş ödemediğinde transfer yasağı alırken oyuncular aynısını yaptığında bir transfer yasağı almayacak.

Zaten bu bir tazminat şeklinde oluyordu ve tazminat da yeni kulübe çıkıyordu.

Artık yeni kulübün sorumlu tutulduğu tazminat taleplerine eskisi kadar sık rastlanmayan Birliği Adalet Divanı’nın bu kararı FIFA’nın İsviçre’de merkezi olan bir dernek olmasına rağmen onu da bağlayan net bir karar niteliği taşıyor.

Yani yakın zamanda FIFA’nın ilgili maddede değişiklik yapması gerekecek.

Bunun için de FIFPRO ve PFA yani oyuncu birlikleri tam müzakereye ve görüş bildirmeye hazır olduğunu söyledi ama şu sıralar FIFA da pek başkalarını dinlemiyor.

Hatta biliyorsunuz futbolcular maç sayısının artması konusunda da öfkeliler; Manuel Akanji, Rodri ve sonrasında da Marc Cucurella bundan muzdarip olduklarını açıkça dile getirmişti. Neler değişebilir diye baktığımızda ise; belki 1995 yılındaki Bosman kuralı kadar büyük bir değişiklik olmasa da oyuncuların ”Bana müsade, ben gidiyorum” dediği noktada tek taraflı fesih yapıp rahatça kulübünden ayrılabileceği senaryolar pek uzak değil gidişat bonservis bedellerinin transfer dönemlerinin olmadığı normal bir işçinin 2-3 hafta önceden haber verip istifa edebildiği gibi bir yere varacak gibi günün sonunda..

Gerek PFA çalışanlarından gerekse FIFPRO’daki avukat meslektaşlarımdan duyduğum ve öğrendiğim kadarıyla günün sonunda herhangi bir işçi gibi futbolcuların asgari sözleşme hükümlerine riayetle rahatlıkla takım değiştirebileceği ekstremlikte bir sistem kapımızdan çok da uzakta değil. Bu da futbol ekonomisini derinden sarsacaktır, zira; transfer ücretleri birçok kulübün en büyük gelir kapılarından bir tanesi..

Son dönemde Avrupa Süper Ligi’ni kısıtlamaya çalışan FIFA ve UEFA’ya ters bir karar daha çıkmıştı. Bunlar yavaş yavaş futbolun düzenleyici kurumlardan özgürleşmesi ve bambaşka bir yere gitmesine yol açabilir hem transfer sisteminin hem de yeni formatlar ve organizasyonlarla birlikte tüm futbol sistemin ve düzeninin tamamen değiştiğini görebiliriz.

Gerek Avrupa Süper Ligi projesi gerekse bu konu özelinde alanında uzman isimlerle yakın zamanda konuşacağım akabinde daha detaylı şekilde bu konuların üzerlerine eğilebiliriz ancak; görünen köy kılavuz istemez. Futbol, çağa ayak uydurmak; futbolun kurallarını belirleyen yapılar ise; tüm organizasyonlarını insan sağlığını ve bir nevi iş güvenliği niteliğindeki hususları entegrasyonlarla azami uyum sağlayacak şekilde düzenle gözden geçirmek zorunda..

AB ‘den devrim niteliğinde yasa teklifi

AB, kişisel mesajlaşma ağındaki şifreleme endişeleri nedeniyle çocuklara yönelik cinsel istismar yasasına ilişkin oylamayı son anda iptal etti.
Üye ülkeler, özel/kişisel sohbet uygulamalarındaki yasa dışı içeriklere dair düzenlemeleri yaparken gizliliğin nasıl korunacağı konusunda fikir birliğine varmaya çalışıyor.


Üç AB diplomatına göre, WhatsApp, Messenger ve Signal gibi sosyal medya uygulamalarının bilhassa konuşma geçmişinde.. İnsanların; resimlerini ve potansiyel çocuk cinsel istismarı materyalleri için bağlantıları taramasını gerektirebilecek bir yasa taslağını görüşmek için Perşembe günü yani 20 Haziran 2024’de yapılması planlanan oylama, Avrupa Birliği ülkelerinin gündeminden çıkarıldı.

AB Konseyi’ndeki büyükelçilerin; çocuklara yönelik cinsel istismar materyalleriyle mücadeleye yönelik bir AB çatı düzenlemesi yapılması konusunda ortak bir tutumu destekleyip desteklemeyeceklerine karar vermesi için oylama planlanmıştı ancak; aralarında Almanya, Avusturya, Polonya, Hollanda ve Çekya’nın da bulunduğu birçok disipliner AB ülkesinin siber güvenlik ve mahremiyet kaygıları nedeniyle çekimser kalması veya yasaya karşı çıkması ilgili oylamayı erteledi.

AB Konseyi başkanı olarak Haziran ayı sonuna kadar müzakerelere öncülük eden kendisine ulaştığımda isminin açıklanmasını istemeyen Belçika temsilcisi bir AB diplomatı bu durumu kendisine sorduğumda bana;

“Oylamaya saatler kala gerekli nitelikli çoğunluğun sağlanamayacağı bariz şekilde ortaya çıktı konuşulduğu gibi spekülatif başka bir problem yok” dedi.


İlk etapta 2022’de önerilen söz konusu yasa taslağı ; mesajlaşma uygulamalarını özellikle çocuk istismarı materyallerini ve bunun yanısıra potansiyel suçlular ile reşit olmayanlar arasındaki konuşmaları bulmak ve bildirmek için uygulama yapımcılarını; tüm görselleri ve bağlantıları taramaya zorlama potansiyeli nedeniyle tartışmalara yol açtı. Gizlilik yanlısı gruplar, yasanın uçtan uca şifreli mesajlaşmanın etkili bir şekilde kullanımını bozduğunu söyleyerek yasaya karşı çıktı.

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Věra Jourová , Komisyonun orijinal teklifinin “çocukların daha iyi korunması için şifreli mesajların dahi kırılabileceği” anlamına geldiğini söyledi.

Bilhassa Belçika Konsey başkanlığı, İrlanda ve İspanya son altı aydır AB ülkeleri arasındaki gizlilik çıkmazını çözmeye ve yasayı sonuçlandırmak için müzakereleri ilerletmeye çalışıyor.

Almanya, Avusturya ve Polonya gibi AB’nin bazı ağır topları, ”siber güvenlik ve gizlilik ilkesi uzmanlarının” bu tasarının kişisel gizliliği tehdit ettiği yönündeki uyarılarına açık destek verdi. Başını İrlanda, Belçika ve İspanya gibi ülkelerin çektiği diğer grup üye AB ülkeleri ise; 2019 dan yani pandemiden bu yana çocuklara yönelik cinsel istismar materyallerinde yaşanan artış nedeniyle çevrimiçi içeriği izlemek için güçlü bir yasaya ihtiyaç olduğu konusunda ısrar etti.

İlgili tasarı yasalaşırsa ; mesajlaşma uygulamaları, hizmet sağlayıcılar vasıtasıyla kullanıcılar aracılığıyla yüklendiklerinde gönderilen ve yakın zamanda gönderilmiş tüm resim ve bağlantıları tarayacak ; şartlar ve koşullar kapsamında kullanıcılar bu konuda özenle bilgilendirilecek. Rejimi ve kullanım koşullarını açıkça reddeden kullanıcıların resim ve bağlantı göndermesi nihai olarak engellenecek.

WhatsApp, Signal ve Messenger gibi uçtan uca şifreleme yöntemini kullanan yüksek güvenlikli uygulamaların da bu tür önlemlere uyması zorunlu olacak.

Taslak teklifte elbette istisnalar da var örneğin ;

“Devletler tarafından ulusal güvenlik maksadıyla kullanılan hesaplar” uygulamadan muaf tutulacak.

AB ülkeleri ortak bir tutum üzerinde anlaştıktan sonra yasanın son halini Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu ile müzakere etmek zorunda kalacak. Parlamento, Kasım 2023’te kabul edilen yasanın orijinal versiyonunda daha mahremiyet dostu bir duruş sergilemişti.


Şirketler, bu tür materyalleri platformlarında bulmaları sonrasında; bildirmemeleri ve kaldırmamaları durumunda küresel gelirlerinin yüzde 6’sına varan ağır para cezası tehdidi altında mahkeme kararlarıyla karşı karşıya kalabilecek.


Avrupa Komisyonu; dijital şirketleri kendi bünyelerinde, platformlarında dolaşan çevrimiçi çocuk cinsel istismarı materyallerini bulmaya, raporlamaya ve kaldırmaya zorlayacak bu yasa teklifiyle çevrimiçi istismar sorununu kökünden çözmeyi hedefliyor.


Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Kayıp ve İstismara Uğramış Çocuklar Merkezi’ne göre geçen yıl çevrimiçi istismar türüne örnek teşkil eden 85 milyon video ve görsel üretildi. Ancak sorunun boyutunun hafife alınması çok daha ağır ihmallere gebe olacak gibi görünüyor zira bu içeriklerin yüzde 95 kadarı yalnızca bir şirket tarafından gönüllü olarak rapor edildi.

İçişlerinden Sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi Ylva Johansson,

“Çocuğun cinsel istismarının çevrimiçi olarak tespit edilmesi, raporlanması ve içeriklerin tümüyle kaldırılması; mağdurlarda sıklıkla gözlenen cinsel istismarın sona ermesinden yıllar sonra yeniden travma yaratan, mağdur çocuklara yönelik cinsel istismara ilişkin resim ve videoların paylaşılmasını önlemek için de acilen gereklidir” dedi. .

Çocuk koruma gruplarından gelen çağrıları dikkate alan Komisyon, mesajlaşma uygulamaları ve uygulama mağazaları gibi dijital şirketlerin, kullanıcılarını ve çocukları daha iyi korumak için yaş doğrulaması olarak bilinen bir uygulama olan kullanıcılarının yaşını tarama verileri sonucunda bilmelerini sağlamasını önerdi.


Taslak yasaya göre düzenleyiciler ayrıca mahkemeden internet servis sağlayıcısının bir web sitesini veya çocukların cinsel istismarına yönelik materyal içeren bağlantıyı engellemesini talep edebilecek. Yine şirketler ve düzenleyiciler, buldukları ve kaldırdıkları öğelerin ve içeriklerin sayısını her yıl kamuya açıklamak zorunda kalacak.

Planda ayrıca Lahey merkezli yeni bir bağımsız AB dairesi kurulması da öneriliyor. Şirketler, 26 milyon Avroluk bir bütçeyle entegre olarak Europol ile birlikte çalışarak, yasa dışı materyal raporlarını ayrıştırmak, yasa dışı materyalin dijital parmak izi veritabanlarını koordine etmek ve şirketlerin güvenilir teknolojiler bulmasına yardımcı olmakla görevlendirilecek. Aynı zamanda teknoloji şirketleri, kolluk kuvvetleri ve mağdurlar arasında aracı görevi görecek.

Yeni ve bağımsız olarak kurulması planlanan AB Çocuk Cinsel İstismarı Merkezi (AB Merkezi); bu alanda bir uzmanlık merkezi olarak hareket ederek, belirlenen materyaller hakkında güvenilir bilgi sağlama, hatalı raporları tespit etme ve bu raporların kendilerine ulaşmasını sağlamak için servis sağlayıcılardan raporlar alıp analiz ederek hizmet sağlayıcıların çabalarını kolaylaştırmaya çalışacak. Kolluk kuvvetlerinin harekete geçmesi için ilgili raporların hızlı bir şekilde iletilmesi ve mağdurlara destek sağlanması bir diğer öngörülen husus niteliğinde.

Merkezin sahip olacağı yeni kurallar, çocukların daha büyük hatta azami oranda istismardan kurtarılmasına, materyallerin internette yeniden ortaya çıkmasının önlenmesine ve suçluların adalete teslim edilmesine yardımcı olacak.

Bu kurallar şunları içerecek;

Zorunlu risk değerlendirmesi ve risk azaltma önlemleri: Kişilerarası iletişim hizmetleri sağlayıcıları, hizmetlerinin çocuk cinsel istismarı materyalini yaymak veya çocukları bu doğrultuda istismara teşvik etmek amacıyla kötüye kullanılması riskini değerlendirmek zorunda bırakılacak. Servis ve hizmet sağlayıcıların ayrıca risk azaltıcı önlemleri somut şekilde önermeleri gerekecek.


Tespit emrine dayalı hedefli tespit yükümlülükleri: Üye Devletlerin, risk değerlendirmesini gözden geçirmekten sorumlu ulusal makamları ataması gerekecek. Bu tür yetkililer önemli bir riskin devam ettiğini tespit ettikleri takdirde, bir mahkemeden veya bağımsız bir ulusal makamdan, bariz bilinen veya potansiyel olarak çocuk cinsel istismarı materyali şüphesi barındıran içeriklerle tacizciler için tespit ve tutuklama kararı çıkarılmasını talep edebilecek.

Tespit emirlerinin süresi sınırlı olacak ve belirli bir hizmetteki belirli bir içerik türünü hedef alacak.


Tespit konusunda güçlü önlemler: Tespit kararı alan şirketler, yalnızca AB Merkezi tarafından doğrulanan ve sağlanan çocuklara yönelik cinsel istismar göstergelerini kullanarak içerik tespit edebilecek. Tespit teknolojileri yalnızca çocuğun cinsel istismarını tespit etmek amacıyla kullanılacak. Sağlayıcıların, sektördeki en son teknolojiye uygun olarak gizliliğe en az müdahale eden ve yanlış pozitiflerin hata oranını mümkün olan maksimum ölçüde sınırlayan teknolojileri kullanması gerekecek.

Açık raporlama yükümlülükleri: Çevrimiçi çocuk cinsel istismarı tespit eden sağlayıcıların bunu AB Merkezine bildirmesi gerekecek.


Etkili kaldırma: Çocuğun cinsel istismarına yönelik materyalin hızla kaldırılmaması durumunda ulusal makamlar, kaldırma emri çıkarabilecek.

İnternet erişim sağlayıcılarının ayrıca, örneğin AB dışında işbirlikçi olmayan yargı bölgelerinde barındırılmaları nedeniyle kaldırılamayan resim ve videolara erişimi devre dışı bırakmaları söz konusu olabilecek.


Kişisel bakıma maruz kalmanın azaltılması: Uygulama mağazalarının; çocukların, kendilerini yüksek düzeyde çocuk tacizi riskine maruz bırakabilecek uygulamaları indirememesini sağlamasını gerektirir formüller, çözümler bulmakla mükellef olacak.


Sağlam gözetim mekanizmaları ve adli telafi: Tespit emirleri mahkemeler veya bağımsız ulusal makamlar tarafından verilecek. Hatalı tespit ve raporlama riskini en aza indirmek için AB Merkezi, sağlayıcılar tarafından hazırlanan potansiyel çevrimiçi çocuk cinsel istismarı raporlarını kolluk kuvvetleri ve Europol ile paylaşmadan önce doğrulayacak. Hem sağlayıcılar hem de kullanıcılar, kendilerini etkileyen her türlü tedbire Mahkemede itiraz etme hakkına sahip olacak.


Yeni kurulacak AB Merkezi şunları destekleyecek;

Çevrimiçi hizmet sağlayıcılar, özellikle risk değerlendirmeleri yapma, çocukların cinsel istismarını tespit etmeye, raporlamaya, kaldırmaya ve erişimi devre dışı bırakmaya yönelik yeni yükümlülüklerine uymak amacıyla, çocukların cinsel istismarını tespit etmeye yönelik göstergeler sağlayarak ve sağlayıcılardan raporları alacak bu sayede;
Ulusal kolluk kuvvetleri ve Europol, sağlayıcılardan gelen raporların yanlışlıkla gönderilmediğinden emin olmak için inceleyerek ve bunları hızlı bir şekilde kolluk kuvvetlerine yönlendirecek. Bu, çocukların istismar durumlarından kurtarılmasına ve faillerin adalet önüne çıkarılmasına yardımcı olacak.
Üye Devletler, mağduriyetin önlenmesi ve mağdurlara yardım konusunda en iyi uygulamalar için bir bilgi merkezi olarak hizmet vererek kanıta dayalı bir yaklaşımı teşvik edecek.
Mağdurların, istismarlarını tasvir eden materyalleri internetten kaldırmalarına yardımcı olacak.
Komisyon, güncel önerileriyle birlikte çocuklar için daha iyi bir internete yönelik bir Avrupa stratejisi de ortaya koyuyor .

Gizlilik savunucularının en büyük korkuları ise; tasarı kabul edildiği takdirde, teknoloji şirketlerinin; uçtan uca şifrelenmiş mesajları gözetlemek anlamına gelmesi ile, platformdaki tüm çocuk istismarı içeriklerinin belli bir takım art niyetli insan tarafından erişilebilir statüye geçebilecek olmasıdır.


Alman, Hür Demokrat Parti Liberal milletvekili Moritz Körner ise; teklifin “dijital yazışmaların mahremiyetine” büyük bir darbe vurma riski taşıdığını söylerken, mahremiyet savunucuları bu teklifi geri çekme ve kınama konusunda hemfikir.

Komisyon üyelerinin bir tanesi ise; bu hamleyi şirketleri telefonlara İsrail menşeili Pegasus gibi casus yazılım yüklemeye zorlamaya benzetti.
WhatsApp’tan Will Cathcart ‘ ın da aralarında bulunduğu bazı teknoloji yöneticileri, taslak ve önerilere karşı kişisel verilerin gizliliğini ihlal söz konusu olabileceğini dile getiren savunuculara katıldı.

Eleştirilere karşı çıkan Ylva Johansson ise; yasanın veri koruma düzenleyicilerinin katılımı da dahil olmak üzere mahremiyet için yeterli güvencelere ve donanımlara sahip olduğunu ve güncel teknolojinin zaten burada meydana gelebilecek olumsuz durumları absorbe edebileceğini söyledi.

İnterneti İzleme Vakfı’nın, 2021’de doğrulanan çocuk cinsel istismarı raporlarında bir önceki yıla kıyasla %64’lük bir artış olduğunu belirtmesiyle, COVID-19 salgını ve beraberindeki sair bazı etmenler sorunu daha da derinleştirdi ve tabii olarak da kötüleştirdi.

Peki sonraki adımlar neler olacak ?

Artık Avrupa Parlamentosu ve Konseyin öneri üzerinde anlaşmaya varması gerekiyor. Yeni Yönetmelik kabul edildikten sonra mevcut geçici Yönetmeliğin yerini alacak. Tekliflere ilişkin halkın geri bildirimleri en az 8 hafta süreyle açık olacak.

Demokrasi ve Demografiden Sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi ve başkan yardımcısı Dubravka Šuica ;

“Çocuk haklarını hem çevrimiçi hem de çevrimdışı olarak ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde desteklemek ve onların haklarını korumak, toplumlarımızın refahı için çok önemlidir. Çevrimiçi çocuk cinsel istismarı materyalleri, çocukların açıkça görülen fiziksel cinsel istismarının bir ürünüdür. Bu son derece yüz kızartıcı bir suçtur. Çevrimiçi çocuk cinsel istismarının çocuklar üzerinde geniş kapsamlı, uzun vadeli sonuçları vardır ve derin bir travma bırakır. Bazıları asla iyileşemez ve iyileşmez. Çocukları korumak için birlikte çalışırsak çocukların cinsel istismarı önlenebilir. Çevrimdışı olarak çocukların cinsel istismarına izin ve taviz vermiyoruz, dolayısıyla çevrimiçi ortamda da buna izin vermemeliyiz.” derken,

Komisyon Başkan Yardımcısı Margrethe Vestager şunları söyledi;
“Avrupa’daki her çocuk güvenli ve güçlendirici bir dijital ortamda gelişmeyi hak ediyor. Yeni stratejiyle, dijital cihazlara ve becerilere erişimi desteklemek istiyoruz. Çocuklar, özellikle de savunmasız durumda olanlar, siber zorbalıkla mücadele ediyor ve tüm çocukları zararlı ve yasa dışı çevrimiçi içerikten koruyor. Bu, temel değerlerimiz ve dijital ilkelerimizle uyumludur .”

Yine ​​Komisyon Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas; “İnternet üzerinde dolaşan çocuklara yönelik cinsel istismar materyallerinin çok büyük miktarda olması şaşırtıcı. Ve utanç verici bir şekilde, Avrupa bu materyallerin çoğunun küresel merkezidir. Asıl soru, eğer biz harekete geçmezsek kim ne yapacak? Önerdiğimiz kurallar, hizmet sağlayıcıların yasa dışı çocuk cinsel istismarı içeriğini tespit etmesi ve kaldırması konusunda açık, hedefli ve orantılı yükümlülükler belirliyor. Hangi hizmetlerin yapılmasına izin verilecek? Güçlü güvenlik önlemleriyle çevrelenmiş; ”Tıpkı siber güvenlik programlarının güvenlik ihlallerine karşı sürekli kontroller yürütmesi gibi, yalnızca yasa dışı içerik işaretleyicilerini tarayan bir programdan bahsediyoruz.” derken,

İçişlerinden Sorumlu Komisyon Üyesi Ylva Johansson ise bu tasarıya dair şunları söyledi: “Yetişkinler olarak çocukları korumak bizim görevimizdir. Çocukların cinsel istismarı gerçek ve büyüyen bir tehlikedir: yalnızca raporların sayısı artmakla kalmıyor, aynı zamanda bu raporlar günbegün daha küçük çocukları da ilgilendiriyor. Bu raporlar, soruşturmaların başlatılması ve çocukların devam eden istismardan gerçek zamanlı olarak kurtarılması açısından oldukça faydalıdır. Örneğin, bir çevrimiçi hizmet sağlayıcısının raporuna dayanan Europol destekli bir soruşturma, AB genelinde belirlenen 100’den fazla şüpheliyle birlikte dünya çapında 146 çocuğun kurtarılmasına vesile oldu. Çocuğa yönelik cinsel istismarın çevrimiçi olarak tespit edilmesi, raporlanması ve kaldırılması, mağdurlarda sıklıkla cinsel istismar sona erdikten yıllar sonra bile yeniden travma yaratan çocuklara yönelik cinsel istismara ilişkin resim ve videoların paylaşılmasını önlemek için de acilen gereklidir. Teklif, şirketlere çocuk istismarını tespit etme ve bildirme konusunda açık yükümlülükler getiriyor ve çocuklar da dahil olmak üzere herkesin mahremiyetini güvence altına alan güçlü güvenceler sunuyor.”

Bu tasarı; mağdurlara yönelik önleme, soruşturma ve yardımı iyileştirerek hem çevrimdışı hem de çevrimiçi olarak giderek artan çocuk cinsel istismarı tehdidine kapsamlı bir yanıt ortaya koyan Çocuklara Yönelen Cinsel İstismarla Daha Etkili Mücadele için Temmuz 2020’de ilan edilen AB stratejisinin tabii bir sonucudur.

Bu açıklama aynı zamanda Komisyon’un, çocukları çevrimiçi istismar da dahil olmak üzere her türlü şiddete karşı korumak için güçlendirilmiş önlemler almayı öneren Mart ayı Çocuk Haklarına ilişkin AB Stratejisini komisyona sunmasının ardından gündeme gelmiştir.

Söz konusu değişiklik ve güncellemelerin Avrupa Birliği çerçevesinde gerçekleşmesi çok çok mühim, zira geniş perspektifte ulusların bir kuvvet olarak bu sorunun çözümüne duyarlı olmaları sorunun çözüme kavuşabilmesi noktasında temel teşkil ediyor diyebilirim.

Thank you very much for enlightening me on the subject;

*Dear Věra Jourová

*Dear Ylva Johansson

*Dear Moritz Körner

*Dear Will Cathcart

*Dear Dubravka Šuica

*Dear Margrethe Vestager

*Dear Margaritis Schinas

Kazakistan’da kadınları şiddetten korumak adına tasarlanan; ”Aile İçi Şiddeti Önleme” kanunu yasalaştı.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Jomart TOKAYEV, aile içi şiddet mağdurları da dahil olmak üzere kadın ve çocuklara yönelik şiddete karşı korumayı güçlendirmek amacıyla; 15 Nisan 2024’te yeni bir yasayı imzaladı ancak; bu yasa bazı önemli alanlarda hayli yetersiz kalıyor.

Zira ilgili kanun; kadın haklarını geliştirmeyi ve güvenliklerini artırmayı amaçlıyor, ancak; diğer endişelerin yanı sıra, aile içi şiddeti ceza kanununda veya başka bir yerde açıkça bağımsız bir suç haline ne yazık ki getirmiyor.

Bu yasanın onaylanması muhakkak pozitif sonuçları olacak mahiyettedir ancak; kadınların ve çocukların uluslararası insan hakları standartlarına uygun olarak aile içi istismar ve şiddetten daha kapsamlı şekilde korunmasını sağlamak için; aile içi şiddetin yek başına bir suç olarak suç sayılması da dahil olmak üzere çok daha fazlasının yapılması gerekmekte.

İlgili kanun metni;
Kazak Ceza Kanunu, Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Kanunu, Evlilik ve Aile Kanunu ile ilgili sair diğer kanunlarda birtakım değişiklikler getiriyor.

Yeni yasanın kabulünün, eşi Saltanat Nukenova’yı öldürmekle suçlanan Kazak eski ekonomi bakanı Kuandyk Bishimbayev’in devam eden ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran davasıyla aynı zamana denk geliyor oluşu da garip bir rastlantıdan ibaret değil elbette..

Yasa; istismarcılara yönelik yeterli yaptırımlar ve hayatta kalanlara travma konusunda derin ve kapsamlı destek ile aile içi şiddetle mücadeleye yönelik acil ihtiyaç üzerine odaklanılmasını sağlamayı amaçlar mahiyette kaleme alınmış.

Kazakistan’daki kadınlar da ne yazık ki ülkemizde de olduğu üzere ; yüksek oranlarda aile içi şiddete maruz kalıyor. Kazakistan İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre ;

Yalnızca 2023 yılında aile içi şiddete ilişkin olarak görevli kolluk kuvvetlerine ;

99.026 şikayet geldi ve mahkemeler 67.270 kişiyi çeşitli idari yaptırımlara mahkum etti.

Kanun, aile içi şiddet davalarında en yaygın olarak kullanılan maddeler olan

“Çaresiz durumdaki ve/veya maddi veya başka bir şekilde faile bağımlı bir durumdaki kişiye” karşı işlenen “darp” ve

“kasıtlı olarak hafif bedensel zarar verme” suçlarına yönelik

cezai yaptırımları yeniden gündeme getiriyor ve şiddet uygulayanlara müebbet hapis cezası da dahil olmak üzere daha ağır cezalar getiriyor.

Yeni yasaya göre, aile içi şiddet vakalarında delil toplama görevi, yalnızca mağdurun sorumluluğunda olan polise devrediliyor. Buna ek olarak ilgili yasa; polisin,

hayatta kalanların şikayeti olmasa bile, medyadaki veya sosyal medyadaki aile içi şiddet raporlarına yanıt vermek de dahil olmak üzere; tüm aile içi şiddet vakalarını rapor olarak devletin sistemine kaydetmesi ve soruşturması gerektiğini öngörmekte.

Kanun aynı zamanda tekrarlanan “darp” ve “hafif bedensel zarar” vakalarını çözmenin bir yolu olarak taraflar arasında “uzlaşma” arama seçeneğini de tümüyle ortadan kaldırıyor.

Bunlar dikkate değer ve önemli gelişmeler lakin; yasanın getirdiği değişiklikler, aile içi şiddeti ne Ceza Kanununda ne de Kazakistan’ın 2009 yılında yürürlüğe koymuş olduğu Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Kanunu’nda tek başına bir suç olarak öngörmeyerek yetersiz kalmaktadır.

Yasada, aile içinde veya ev içi ilişkilerde meydana gelen suçlara ilişkin ayrı bir tanım ne yazık ki bulunmamaktadır.

Kanunda, “evlilik ve aile kurumunun güçlendirilmesi”ni temel alan “geleneksel aile değerlerinin” desteklenmesine atıf da kapsamlı olmasa da yer alıyor.

Bu tür bir dil, aile içi şiddetin yanı sıra kayıt dışı ilişkilerde meydana gelen veya şiddet yoluyla uygulanan zorbalığı da küçümseme riskini taşıyor.

Kanunda ayrıca uygulamanın ve etkisinin izlenmesi ve değerlendirilmesine ilişkin somut hükümler de ne yazık ki bulunmamakta.

Kazakistan’ın uluslararası ortakları da bu fırsattan yararlanarak Kazak hükümetine;

Bilhassa aile içi şiddeti ayrı bir suç olarak ele alması, yasanın gerektiği gibi uygulandığından emin olmak için; bir süreç izleme mekanizması kurması ve

Avrupa Konseyi’nin aile içi şiddetin önlenmesine ilişkin sözleşmesini onaylaması konusunda yani İstanbul Sözleşmesi ‘ni onaylaması noktasında baskı kurmalıdır.

Kazak Cumhurbaşkanı’nın onayladığı bu yasada eleştiriye belki de en açık madde ise;

” On altı yaşın altındaki bir kişinin(yani çocuğun), ebeveynleri ve (veya) yasal temsilcisinin refakatinde olmadan seyahat etmesi durumunda toplu taşıma araçlarından zorla indirilmesi ” hükmüdür.

Bahsetmiş olduğum yasadaki tüm yanlış ve noksanlara rağmen; şiddetin yüksek yüzdelerde dolaştığı bir ülke olan Kazakistan’da özellikle kadınları koruma noktasında büyük bir adım atılması dahi Kazak hükümetine bir insan olarak yürekten teşekkür etmemiz gerektiği gerçeğini değiştirmez.

ABD’den dünyaya örnek uygulama gelir mi ?

Amerika Birleşik Devletleri’nde ”Çocukların Çevrimiçi Güvenliği Yasası” görüşülmek üzere Senato’ya geldi. Demokrat Parti mensubu Senatör Richard Blumenthal tarafından senatoya sunulan pakette çocukların internet üzerinden korunmasına dayalı olarak çeşitli düzenlemeler yapılmak isteniyor.


İlgili düzenleme senatoya gelirken 22’si Cumhuriyetçi 21’i de Demokrat partili olmak üzere 43 senatörün desteğini aldı.
Peki pakette yer alan düzenlemeler ve öngörülen değişiklikler neler gelin birlikte bakalım..


*Düzenleme 13 yaş altındaki çocukları kapsıyor(Ki ilgili düzenlemenin karşı çıkılabilecek tek noktası bu zira gerek ulusal metinlerde ABD nezdinde gerekse uluslararası metinlerde 18 yaş dahil olmak üzere her birey çocuk olarak lanse edilir)
Ek bilgi:13-18 yaş aralığı düzenlemede ”küçük” olarak anılmış ben de böyle anacağım elbette yalnızca bu metin özelinde..

İncelemeye geçelim..

*Reşit Olmayanların Zarar Görmesini Önleme zorunluluğu getiriliyor bu kapsamda;
—Bu metinle kapsanan kapalı yahut çevrimiçi bir platform, küçük olduğunu bildiği veya makul olarak bilmesi gereken bir kullanıcının çıkarları doğrultusunda hareket edecek ve
ürün ve hizmetlerinin gerek tasarımında gerekse işletiminde önlemek ve hafifletmek için makul önlemler almak zorunda bırakılacak aksi takdirde hapis cezasıyla karşı karşıya gelecek.

Aşağıdaki durumların çevrimiçi,kapalı platformlar dahilinde tespiti durumunda içerik sağlayıcı hapse girecek;

  • Kanıta dayalı tıbbi bilgilerle tutarlı olarak, şu şekildeki ruh sağlığı bozukluklarına kapı aralayan;
    Anksiyete, depresyon, yeme bozuklukları, madde kullanım bozuklukları ve intihar davranışları.
  • Bağımlılık benzeri davranışları özendiren veya teşvik eden kullanım kalıpları.
  • Fiziksel şiddet, çevrimiçi zorbalık ve küçüğün(13,18 yaş bandı) taciz edilmesi .
  • Cinsel sömürü ve istismar yönelimli içerikler
  • Narkotik ilaçların (Kontrollü Maddeler Yasası’nın 102. bölümünde tanımlandığı gibi ), tütün ürünlerinin, kumarın veya alkolün tanıtımı ve pazarlanması.
  • Yıkıcı, haksız veya aldatıcı pazarlama uygulamaları veya diğer mali zararlara gebe uygulamalar

*Reşit Olmayanlar Için Önlemler kapsamında;

Güvenli bir platform oluşturulacak ve bu platform reşit olmayan çocuk veya küçüğün istemeden girdiği ya da yönlendirildiği adresi; çocuk ve/veya küçüğün
reşit olmadığını bildiği veya makul olarak bilmesi gereken bir kişiye, uygun olduğu şekilde, kolayca erişilebilen ve kullanımı kolay güvenlik önlemleri sağlayacak.

Aynı platforma ilişkin ceza;
ABD bazında 10.000.000’dan fazla üyeye hitap eden bir platform ise raporlama halinde en geç 7 güç içerisinde
ABD bazında 10.000.000’u aşkın olmayan üye barındırıyorsa raporlama halinde en geç 21 gün içerisinde nihai olarak verilmiş olacak

*Herhangi bir dijital platformun, kapsayıcı bir platformun kullanıcı arayüzünü, kullanıcının özerkliğini, karar vermesini veya seçim hakkını bertaraf etmek veya manipüle
etmek maksadıyla veya önemli bir etkiyle tasarlaması, değiştirmesi veya manipüle etmesi yasa dışı olacak. Bu tasarının ilgili bölümleri kapsamında gerekli olan
güvenlik önlemlerini veya ebeveyn denetimlerini zayıflatıcı faaliyetleri devre dışı bırakmak için herhangi bir korsan değişiklik yapılamayacak.

Veee benim merakla beklediğim en çok hoşuma giden kısmı geliyor şimdi de bu değişiklik tasarısının;
Tasarıyla; Çocuklar için bir Çevrimiçi Güvenlik Konseyi kuruluyor. Müthiş !

Bu konseyde;
Kapalı ve dijital platform temsilcileri,
Uzman STK üyeleri,
Eyalet başsavcıları,
Bakanlık yetkilileri,
Ebeveynler,
Gençlik temsilcileri,
Sosyal açıdan dezavantajlı kesimlerin temsilcileri,
Uzman akademisyenler ve sağlık temsilcileri yer alacak.

Konunun tüm ayrıntılarına hakimim ve dediğim gibi senatodaki görüşmeleri ve sürecin devamını merakla bekliyorum senelerdir verdiğimiz mücadeleye evrensel bir boyut katacağını düşünüyorum bu düzenlemenin kanunlaşması halinde ve temenni ederim ki kanunlaşsın..

Torino’dan doğan umut ışığı..

26 yaşında Torino’da yaşayan bir öğrenci olan Giulia Sorriento tarafından kadınları korumak ve kendilerini çok daha fazla güvende hissettirmek için tasarlanan taciz karşıtı uygulama “Pinkroad” ; İtalya’da gündemin ilk sıralarını işgal ediyor. İyi ki de ediyor zira bu sorun yalnızca İtalya’da değil en azından bildiğiniz üzere tüm Avrupa’da hayli problem teşkil ediyor. “Pinkroad”,  özellikle tehlike esnasında ve potansiyel tehlike olduğu düşünülen yerlerde, gecelerde; aynı yolu/güzergahı tek başlarına geçmek zorunda kalan genç kız ve kadınları birbirine internet kanalıyla bağlayarak bir araya gelmeleri ve bu sayede güvenli bir yolculuk geçirmeleri için tasarlanmış bir uygulama. 

2020 yılında doğan bu fikir ürünü şu anda geliştirme aşamasında ve İtalya’da kullanıma sunulmuş vaziyette.

Uygulama geliştiricisi aynı zamanda CEO’su Sorriento;

”Hepimiz hayatımızda en az bir kez taciz edildik, benim de başıma geldi. Ailemdeki kadınlar ve arkadaşlarımla bu konuyu konuşurken olayın ne kadar yaygın olduğunu anladım ve olası çözümleri düşünmeye başladım.” diyor.

Uygulamanın iki ana fikri var;

Kadınlar bir yandan, kendilerini en savunmasız hissettikleri anda sanal destek alarak belki de kendi hayatlarını kurtaracak ; diğer yandan da kendileriyle aynı konumda bulunan ve örneğin aynı yolu kat etmek zorunda kalan diğer kadınlarla canlı olarak tanışıp sosyal çevre edinebilecek.

Özetle her şeyin kadın dayanışması üzerine kurulu olduğu bütünsel değilse dahi kısmi ve nitelikli bir çözüm fikri bu..

Giulia uygulamanın ne denli çözüm getirebileceğine ilişkin olarak da buna paralel şeyler söylüyor aslında;

”Gerçek şu ki, güvenli bir yer yok, Bizimki somut bir müdahale ama; sorunu çözmüyor: Kadının tek desteğinin kadın dayanışması olduğunu düşünemeyiz . Süratle kültürel bir gelişim ve değişikliğe ihtiyacımız da var.”

Biraz da uygulamanın içeriğinden, nasıl üye olunabileceğinden ve detaylarından bahsedelim;

Uygulamaya İtalyan Dijital Kimlik Sistemi olan SPID kullanıcı bilgileri (bizdeki karşılığı TC Kimlik bilgileri) vasıtasıyla üye olabiliyorsunuz.

Akıllı telefonunuzda bulunan coğrafi konumu etkinleştirerek yakınınızdaki kullanıcılarla tanışabiliyorsunuz ve aynı zamanda birlikte yaptığınız yolculuğunuz esnasında uygulama daha fazla güvenlik sağlıyor zira konumunuz SPID vasıtasıyla eş zamanlı olarak devlet destekli olarak takip ediliyor.

Uygulama içi menü vesilesiyle kolayca diğer Pinker’larla (uygulamanın kendi dili gereği 🙂 ) iletişim kurabiliyor, birbirinizi tanıyabiliyor ve birlikte oluşturabileceğiniz rotaları ve gezileri organize edebiliyorsunuz

Bir araca ihtiyacınız olduğunda uygulama aracılığıyla, ücreti diğer kullanıcılarla bölüşerek seyahat edebilir ve/veya şirketten eve dönmek için taksi veya araba paylaşımı rezervasyonu yaptırabilirsiniz.

Diğer Pinker’lar tarafından incelenerek karşılığında güven puanları alıyorsunuz tıpkı e-ticaret sitelerindeki gibi. Bu şekilde, kullanıcılar sizin mükemmel bir seyahat arkadaşı olduğunuzu biliyor ve ne kadar çok güven puanı kazanırsanız o kadar çok avantajın sahibi oluyorsunuz.

Güvendiğiniz bir aile üyeniz; öncesinde zor durumlarda kaldığınız yerlerin bilincindeyse takriben aynı yere yöneldiğinizde öncesinde devlet destekli canlı takip sistemiyle uygulamaya girerek günün her saatinde nerenin yakınlarında olduğunuzu görebilecek ve tehlike anında anlık olarak irtibat kurabileceksiniz.

————————————————————————————————–

1 Temmuz’da Comala Kültür Derneği’nde lansmanı yapılan uygulamanın ülke çapında ses getirdiği aşikar zira günümüz internet kullanıcılarının çok büyük bir kısmı tam olarak bu dertten muzdarip hele ki kadınlar..

Her beden,ruh eşsizdir, nevi şahsına münhasır ve çok kıymetlidir, lütfen kendinizi sevin ve koruyun !

Birliğin güç olduğunu biliyoruz ve artık hiçbir kadının kendini yalnız hissetmemesi için bu fikri uygulamak istiyoruz diyen uygulamanın gelişiminde söz sahibi olan;

Başta Giulia Sorriento olmak üzere;

Matteo Barone,

Simone Testagrossa ve

Andrea Viganò’ya teşekkürlerimle..

İtalya ayakta peki ama neden ?

İtalya’da Roma 5.Ceza Mahkemesi’nin bir dosya özelinde;

“Eğer zanlı, kadını 10 saniyenin altında elle taciz ediyorsa bu taciz değildir”

diyerek hüküm tesisi deyim yerindeyse ülkeyi ayağa kaldırdı.

Roberto Rossellini Cine TV Enstitüsü’nün kıdemli hizmetlisi/lise bakıcısı olan 66 yaşındaki Antonio Avola , Roma Mahkemesi’nin 5.Ceza Dairesi tarafından okulda küçük bir öğrenciyi elle fiilen taciz etme suçundan beraat etti . 

Olay, Nisan 2022 tarihine dayanıyor. Roma 5.Ceza Mahkemesi savcısı, cinsel dokunulmazlık ve bedenen suçlar kapsamında cinsel saldırı suçundan hareketle zanlı Avola hakkında 3 yıl 6 ay hapis cezası istemişti.

Yargılama aşamasında Avola’nın savunmasına göre; temas, sadece birkaç saniye sürmüş, kötü niyetli olmayan ve tesadüfi bir jest mahiyetinde hatta ” neredeyse bir şaka ” dan ibaretti. 

Sanığı beraat ettiren yargıçlar ” gerçek bir suç isnadı teşkil etmediği için ” beraat kararı verdiklerini dile getirdi. 

Yargıçlara göre “dokunma” gerçekleşmiş olsa da ” 5 ile 10 saniye ” arasındaki kısa sürede yapılan eylem yapılan fiilin başlı başına bir  ”taciz” teşkil etmesi için yeterli değildi !?

Mağdur sıfatındaki kız çocuğu ise olayları farklı şekilde nakletmişti;

Ona göre; merdivenlerdeyken biri elini pantolonundan aşağı indirmiş ve onu yukarı kaldırmaya başladığında fark edip korkutmuştu . Arkasını döndüğünde 66 yaşındaki kişiyle karşılaştı. Adam kendisine; ” Seni seviyorum sen de sevdin, ama şaka yaptığımı biliyorsun ” diyerek onu takip etmişti. Olaya başından sonuna dek bir arkadaşı da tanık olmuştu. 

Sanık ifadesinde; kızı yerden kaldırdığını kabul etti ancak; elini pantolonunun içine soktuğunu reddetti. Mahrem yerlerle temas varsa, ‘bu sadece yanlışlıkla, herhangi bir “şehvet” arzusu olmaksızın olmuştur’ dedi.

Yargıçların kararı, kızın hikayesine inanmakla birlikte kapıcının genç kadını taciz etme niyetinin ”olmadığı inancı ve varsayımı” na dayanıyor. Mahkeme heyetine göre bu, “şehvetsiz beceriksiz bir manevradan ibaretti “. Antonio Avola’nın beraat etmesi, gerçeğin ve somut delilin yorumunu ve şaka ile taciz arasındaki sınır algısını sorgulayan çeşitli tepkileri de beraberinde getirdi.

İtalya’da bu olayın sebebiyet verdiği öfke aslında bir ilk değil fakat; benzer olaylarda adli süreç çok daha sağlıklı şekilde cereyan etmişti örneğin; Empoli-Fiorentina maçında görevlendirilen spor muhabiri Greta Beccaglia , bir taraftar tarafından canlı yayında tacize uğradığında tarih; Kasım 2021’di . 

Hemen viral olan bu eylemin videosu, İtalya’da ve Avrupa’da gerçek bir öfke dalgasının doğmasının adeta işaret fişeği oldu. Gazeteci, uğradığı taciz olayı için adli süreci başlatarak herkes için örnek bir sonuç elde etti. Alçakça eylemden sorumlu olan Andrea Serrani aleyhindeki dava mahkumiyet kararıyla sonuçlandı.

Kararı veren Floransa Mahkemesi; tarihi bir cümleyle, bunun ”herhangi bir istisnaya mahal vermeyecek şekilde açık bir cinsel şiddet eylemi” olduğunu kabul etti ve basit bir “taraftar taşkınlığı” olduğu fikrini reddederek 1 yıl 6 ay hapis cezası verdi akabinde bu ceza İtalyan infaz kanunu gereği ertelenerek tazminat ödeme yükümlülüğüne binaen cinsel şiddetten hüküm giymiş kişiler için iyileştirme kurslarına katılma zorunluluğuna dönüştürülmüştü.

İtalyan avukat meslektaşlarımla konu hakkında irtibat kurduğumda İtalya’da salt ”cinsel taciz” suçunun kanunlarda yer almadığını bu konuda hakkaniyet çerçevesinde heyetlerin hüküm tesis ettiklerini izah ettiler.

Aslında işin belki de en enteresan tarafı şu; İtalya Cumhuriyet Senatosu üyesi olan milletvekili Valeria Valente tarafından ilk imza sahibi olarak sunulan 89 sayılı yasa tasarısı senatoda bir türlü masaya yatırılamadı. Zira bu teklif metni tam da bahsettiğimiz konu özelinde heyetlerin de bu minvalde olaylarda yoruma muhtaç kalmayacakları cinsten ibareler içeriyor fakat; bu yasa teklifi bir türlü senatoda görüşülemedi ve yoruma açık halde bırakıldı ve sonunda durum bu raddeye kadar geldi..

Senatoya sunulan ilgili yasa tasarısını merak edip talep etmeniz halinde .pdf dosyası olarak gönderebilir, çevirisiyle beraber paylaşabilirim..

Köy, şehir, ülke fark etmeksizin bir dosya özelinde hüküm tesis eden hakimlerin kimi zaman bazı ülkelerde savcıların mesleki birikim, tecrübe ve donatılarının yanısıra hatta hepsinden önce insan olduklarını hatırlayarak hareket etmeleri elbette elzem;

Peşi sıra şunu da ilave etmeliyim bu minvalde kararlar nasıl toplumda infial uyandırıyorsa mağdurda da katbekat yaşamış olduğu travmayı düzenli olarak tetikler ve derinleştirir. Aynı şekilde verilen ceza hükmünün ağırlığı nispetinde de mağdur edilen kişi/kişiler hayata sıkı sıkıya bağlanır, adalete olan inançları güçlenir ve benzer örneklerde kişilere umut ışığı olduğu gibi bireylerin kendilerini çok daha güçlü hissetmelerine vesile olur.

AB Temel Haklar Ajansı’nın (FRA) son rakamları, 2016-2021 yılları arasında tacize uğrayan İtalyan kadınların yüzde 70’inin olayı bildirmediğini ortaya koydu.

Bu istatistikle de bir arada düşününce durumun vahameti İtalya açısından daha net bir şekilde ortaya konmuş oluyor; 10 kadından 7 sinin uğradığı taciz, istismarı açıklayamamasının yanı sıra susmayan, cesaret gösterenlerin adli süreç dahilinde adil ve ivedi lehte karar alamaması pek tabiki İtalya için hoş bir gösterge değil..

Son olarak bu kararı veren İtalyan heyete sormak isterim..

10 saniyenin uzun bir süre olmadığına kim karar veriyor ?

Tacize uğrarken saniyeleri kim sayıyor ?