Liyakatin olmadığı yerde sahtekârlar yükselir..

Güzel vatanımı uzun zamandır bir sahtecilikler diyarına dönüştürme niyetinde bir kesim, üstelik bile isteye ne yazık ki.. Kimi zaman ”diplomalar”, kimi zaman ”vatan sevgisi”, kimi zaman ”dindarlık”, kimi zamansa ”milliyetçilik” sahtekarların yemi oluyor..

Son zamanlarda ortaya saçılan sahte diploma, e-imza skandalları, artık yalnızca birer bireysel hırsızlık değil; büyük bir yapısal çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun ve sistematik bir aldatmanın aynası niteliğinde..

Bir kişi, sahte diplomayla öğretmen oluyor, memur oluyor, yönetici oluyor, avukat oluyor, hatta milletvekili adayı bile olabiliyor. O sahte diploma ile sınavlara giriyor, kadro alıyor, yıllarca insanların üzerinde otorite kuruyor, emeklilik hakkı kazanıyor.

Pekiii tüm bunlar olurken çok pardon sistem, siyasi erk tam ne olarak ne yapıyor.. ?

Bu sahtekârlığın en ağır bedelini; yıllarca alın teriyle çalışan bu ülkenin gençleri ödüyor. Özellikle de atanamayan öğretmenler. Sahte diplomalarla bir gecede öğretmen olanlar; yıllarca KPSS’ye çalışıp da mülakat duvarına çarpan yüz binlerce gencin umutlarını, hayallerini ezdi geçti, geçmeye de belli ki devam ediyor…

Öyle ki o canlardan bazıları bu yükü taşıyamadı..

Evet.., atanamadan intihar eden nice öğretmenlerimiz var..

Gerçek diplomalarıyla, gerçek hayal kırıklıklarıyla ve gerçek acılarıyla yitip giden..

Hayallerinin peşinden koşarak ailelerinin bin bir emeğiyle zar zor okuyup öğrencilerine kavuşamadan hayata veda eden nice gencecik pırıl pırıl insan bu sistemin dişlileri arasında ezildi; sahte belgelerle makam işgal edenlerin gölgesinde yok sayıldı..

Peki bu sırada torpille, amcayla, dayıyla, ; “bu çocuk bizdendir” denilerek sınıflara yerleştirilenlerin vicdanları sızladı mı…

Her fırsatta “helal lokma”, “müslüman ahlakı”, “kul hakkı” gibi belki en kutsal değerlerimizi dillerine utanmadan pelesenk edenlerin bir kısmı, iş uygulamaya gelince sus pus oluyor. Hatta bizzat o sahte diplomaları kullanan bazıları; başkalarının haklarını çiğneyenler, kardeşini, eşini, yeğenini, oğlunu, kızını torpille bir yerlere yerleştirenler..

Hangi dindarlık, hangi helal anlayışı bu çifte standardı dinen ve kanunen meşrulaştırıyor diye sorsan suratına bön bön bakarlar..

Toplumda her gün yeni bir “uzman” türüyor..

Kim, neye göre bu sıfatları hak ediyor bilinmez.

Diploması olmayanlar ekranlarda ahkâm kesiyor, açıp da 10 tane kitap okumamış olanlar topluma yön vermeye çalışıyor. Üstelik bir kısmı, üniversite yüzü bile görmeden “hocam” diye anılıyor, sosyal medyada binlerce kişi tarafından kutsanıyor.

Bu tipler artık belli ki her yerde; zira, sahte diploma meselesi belli ki pek çok sac ayağı barındırıyor..

Gerçek uzmanların sesi ise kısılıyor, çünkü onların torpili yok, sahte diplomaları yok, erdemleri var, utanma duyguları var, Allah’ın yarattığı bir kul olarak kul hakkı yemekten imtina ediyorlar, üstlerine düşen sorumluluğu harfiyen yerine getiriyorlar..

Bugüne kadar özellikle yakın geçmişte ÖSYM üzerinden yürütülen sayısız sınavın sorularının çalındığını, bazı grupların, terör örgütü mensuplarının yıllarca önceden sorulara erişip yüz binlerce insanın hakkını gasp ettiğini gördük. KPSS, YGS, TUS, ALES…

Birileri, başkasının emeğini, zamanını, hayalini çalarak yıllarca o koltuklarda oturdu. Bu insanlar yalnızca bir kişinin değil, bir neslin hakkına girdiler.

Peki sonra ne oldu?

Hiçbir şey.

Bazıları yargılandı, yargılamaların nihai akıbeti belli değil..

Ama sistem? O yerli yerinde kaldı.

Bugün karşımızda sahte diplomalılar kadar tehlikeli olan başka bir grup daha var:

Sahte milliyetçiler ve sahte dindarlar.

Milliyetçiliği yalnızca slogandan ibaret gören gerçek vatanseverliğin; çalışmak, üretmek ve adil olmak olduğunu unutanlar ya da zaten bunların varlığına inanmayıp halkı kandıranlar..

Dindarlığı yalnızca kılık kıyafete, retoriğe indirgeyen ama “kul hakkı yememek” gibi temel bir ilkeyi hiçe sayanlar..

Bunlar da yüce Türk milleti için ; sahte diplomalılar kadar büyük birer tehdittir.

Çünkü; bu sahtekârlıklar zihinleri zehirler, ahlakı yozlaştırır, sağlıklı bir gelecek inşasını da sekteye uğratır öyle ki frenlenmezse bunu imkânsızlaştıradabilir.

Ama hâlâ bir şansımız var: Sorgulamak, direnmek, ses çıkarmak.

Çünkü geniş tabanlı sessizlik, sahtekârların en büyük suç ortağıdır.

Tüm bu skandallar yaşanırken, asıl sorun sistemden önce bizde başlıyor..

Çünkü; bizler, sorgulamayı bıraktık.

– “Kim bu?” , ”Nereden çıktı bir anda?”
– “Gerçekten diploması var mı?”

Ya da;

– “O sınavda neden bu kadar çok başarı gösterdi?”
– “Bu kişi gerçekten bu makama nasıl geldi?” ”neden geldi?”

Hiç sormadık.

Ve sormadıkça, sahtekârlar daha da cesaretlendi.

Bir toplumun en büyük gücü eleştiri ve sorgulamadır. Bunlar olmadan liyakat değil, torpil çalışır. Adalet değil, ”ağ bağlantısı” işler. ”Bilgi” yahut ”emek” değil, ”sahte kimlikler” ön plana çıkar.

Kul hakkının böylesine kolay yutulduğu bir düzende, sahte diplomalar yalnızca görünen yüzdür; asıl sahtelik vicdanlardadır.

**Bu yazının amacı; bireyleri yaftalamak ya da toplumu kutuplaştırmak değil; aksine yıllardır biriken adaletsizliklere karşı ahlaki ve hukuki bir duyarlılık çağrısı yapmaktır. Gerçek emek sahiplerinin haklarının korunması, liyakat ilkesinin tesisi ve toplum vicdanının yeniden inşası için sessiz kalmamanın önemine dikkat çekmektir.


Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın