Türkiye-İsveç

Türkiye – İsveç Maç Önü Analizi

Tarih/Saat: Cumartesi 6 Eylül 2025, Saat 12:00
Yer: Arena-Riga (Riga, Letonya)

Grup aşamasındaki ivmemizin özeti, sert savunma ve akıllı setlerle oyunu erken ele alışımızda gizli: Millilerimiz, tempoyu belirlediği her an rakibi hataya zorluyor.

Alperen için artık söyleyecek söz yok o bir dünya yıldızı ve şimdiye dek madalyayı ne kadar çok istediğini tüm dünyaya kanıtladı bile. Ergin hoca zaten buraların adamı. NBA dönüşü Cedi’ye Pana’da kucak açması mükemmel bir sezon geçirmesine vesile oldu; çok iyi turnuva geçiriyor . Her şey kusursuz ilerliyor nazar değmesin. Şehmuz Adem Ercan gelirse bir de Tarık Biberovic var ki ilerisi için de hayli ümit veren bir jenerasyon yakaladık son yıllarda belki de ilk kez basketbolda..

EuroBasket 2025’te Son 16 turunun Almanya-Portekiz maçı ile beraber favorisi net iki eşleşmesinden biri gibi duruyor Millilerimiz – İsveç randevusu, Millilerimizin turnuvadaki yolculuğunu bir üst tura taşıma açısından belirleyici bir eşik.

Türkiye, grup aşamasını yüksek tempo, fiziksel oyun ve istikrarlı hücum verimliliğiyle lider kapattı; bu performans, takımın hem hücum çeşitliliği hem de savunmadaki disiplin bakımından turnuva boyunca “güçlü favori” algısını pekiştirdi. Çekya maçının 9 dk sı dışında neredeyse hiç oyun içi kriz yaşamadık. Bu durum, Millilerimizin saha içi kimyasının ve ana silahlarının (iç-dış denge, ribaund hakimiyeti, set içi yaratıcılık) turnuva boyunca çalıştığını gösteriyor. Ki Alpi varken nasıl çalışmasın..

İsveç, turnuva öncesi beklentilerin altında görünen fakat grup aşamasının sonunda şansının da yardımıyla tek galibiyetle 4. sırayı alıp Son 16’ya yükselen bir ekip olarak “sürpriz takım” etiketini taşıyor. Bu tür takımların klasik özelliği, düşük beklentiyi avantaja çevirip savunma konsantrasyonuyla rakiplerini sürprizlere zorlayabilmeleri tabii burada çok sert bir savunma göreceğimize hiç kuşku yok dış şutlarda da isabet bekleyecekler ritimli bir şekilde..Türkiye gibi hücum gücü yüksek bir ekibe karşı ise esas umutları tempoyu yavaşlatmak ve tek bir ya da iki oyuncu üzerinden skor bulmak. İsveç’in rotasyon derinliği sınırlı; bu da maç uzadıkça yorgunluk ve bench katkısı problemini gündeme getirecektir.

Millilerimizin gruptaki son maçı olan Sırbistan mücadelesi, yüksek profilli rakiplere karşı sergilenen performansla da dikkat çekti: Alperen Şengün’ün dominant oyun kuruculuğu/etkinliği ve dış şut isabetleri, takımın hem set içi hem de geçiş hücumlarında kontrolü eline almasını sağladı. Öyle ki EuroBasket resmi hesabı dahi bu duruma sessiz kalamadı. Bebek Jokic değil Baba Şengün dedi. 🙂 Bu noktada Türkiye’nin iki büyük gücü—iç oyunu kontrol eden uzunları ile tempo ve organizasyonu yöneten guard hattı—eşzamanlı çalıştığında İsveç’e karşı saha içi dengesizlik yaratma potansiyeli maksimuma çıkıyor.

Organizasyonel açıdan maç saat ve yer bilgileri netleşti: Son 16 karşılaşması 6 Eylül 2025, 12:00 (yerel) saatinde Arena Riga / Xiaomi Arena da oynanacak; bu, Millilerimizin maç ritmini bozmayacak bir program gibi görünüyor ancak seyahat/yeniden ısınma gibi lojistik ayrıntılar koç ekibinin dikkat etmesi gereken noktalardan. Maç saati abuk denilebilecek bir zaman dilimine alınmış; zamanlama ve saha koşulları, bench kullanımı ve oyuncu dinlendirme stratejilerini belirlemede etkili olacaktır.

Genel olarak; saha içi avantaj Millilerimizin lehine: daha derin kadro, turnuvadaki form grafiği ve kritik anlarda soğukkanlılık özetle ibre tümüyle bizden yana ancak; her turnuvada olduğu gibi dikkat edilmesi gereken hususlar elbette var bu tip takımlara karşı; İsveç’in “düşük beklentiyle özgür oynaması”, tek saha içi patlama veya beklenmeyen yüzde performanslarıyla maçı dengeleyebilir. Bu nedenle Millilerimizin işi; maçı sertlik, ribaund kontrolü ve top kayıplarını minimize ederek baştan sona kontrol etmek arzusunda ilerlemeli. Aksi halde, basketbolun kırılgan doğası gereği küçük dalgalanmalar büyük sonuç farklılıklarına dönüşebilir. 5-10 dk lık krizler telafisi mümkün olmayan sonuçları ortaya çıkarabilir.

Turnuva ağacında da yolumuz rahat ve konforlu görünüyor zira; çeyrek ve yarı finalde açık favoriler olan Fransa,Sırbistan ve Almanya ile eşleşme şansımız yok. Nazar değmesin şut ritmimizi ve enerjimizi sahaya yansıtmaya devam edersek muhtemel yarı finalde rakibimiz Yunanistan olacak gibi görünüyor.

Kadrolar & Eksikler

Millilerimiz:
Türkiye, Son 16’ya gelirken turnuvada söz sahibi olabilecek kalitede olduğunu gösterdi. Koç Ergin Ataman, grup aşamasında farklı beşler deneyerek hem yıldız oyuncularını dinlendirme hem de genç isimlere sorumluluk verme fırsatı da yeri geldi Onuralp’i de etkili şekilde oyunun içerisine kattık, oradan da katkı bulduk. Özellikle Alperen Şengün, hücumun merkezinde yalnızca boyalı alanı domine eden bir uzun değil; aynı zamanda pas dağılımı, perdeleme sonrası devrilme ve kısa devrilme setleriyle takımın beyni gibi işlev gördü. Onun etrafında şekillenen hücum setleri, Millilerimizin hücumda çok yönlü kalmasını sağladı. Cedi ve Larkin’in de kendi üstlerine düşen sorumluluğu fazlasıyla yerine getirdiğini gördük şimdiye dek..

Guard hattında Furkan Korkmaz ve Şehmus Hazer’in değişken rollerine dikkat çekmek gerekiyor. Furkan, dış şut tehdidiyle savunmaları açarken, Şehmus atletizmi ve savunma agresifliğiyle tempoyu artırıyor. Onuralp Bitim,Ercan Osmani ve Kenan Sipahi ise bench’ten gelip enerjileriyle oyuna yön veren isimlerden oldular. Ercan’ın basit savunma hataları şimdilik canımızı yakmadı ama daha dikkatli olması lazım.

Bu derinlik, Millilerimizin İsveç karşısında ritmi kaybetmeden rotasyonu geniş tutmasına olanak tanıyacak.

Cedi Osman, her zamanki gibi iki yönlü oyunda takımın denge unsuru oldu. Savunmada uzun kollarıyla pas kanallarını kapatan Cedi, hücumda ise gerektiğinde skorer, gerektiğinde pas bağlantısı rolünü üstleniyor. Bu çok yönlülük, İsveç gibi tek yıldız odaklı takımlara karşı büyük avantaj sağlayacaktır. Hakansson önderliğinde hücum ediyorlar zira. Ayrıca Adem Bona ‘nın varlığı, boyalı alandaki sertliği ve ribaund gücünü yukarıya taşıyor. Millilerimizin önemli bir sakatlık problemi bulunmuyor; dolayısıyla Ergin Ataman, sahaya tam kadro çıkacak diyebiliriz 7-8 kişilik kadroları yönetmeyi en iyi koç olabilir dünyada..

İsveç:
İsveç’in en büyük gücü, kuşkusuz Hakansson ve Pelle Larsson ‘ikilisi’. Larsson, yüksek üçlük yüzdesiyle İsveç’in hücumunun temel taşlarından biri. Pantzar ise oyun kurucu rolünde topu yönlendiren, tempoyu ayarlayan isim. Ancak takımın genel sorunu, bu iki,üç ismin dışına çıktığında skor üretiminde sürekliliği sağlayamaması.

İsveç kadrosunda atletik uzunlar bulunuyor fakat; ribaundlarda istikrar sorunu dikkat çekiyor. Özellikle fiziksel olarak daha güçlü rakipler karşısında ikinci şans sayıları vermeleri, Millilerimizin işine yarayabilecek bir açık. Savunmada sertlik koymaya çalışsalar da faul problemine girme ihtimalleri yüksek. Bu nedenle İsveç’in, Millilerimizin geniş rotasyonu ve çok yönlü hücum planları karşısında hayli zorlanacağı aşikar.

Kadro derinliği açısından bakıldığında, İsveç’in bench katkısı sınırlı. Rotasyonda genç oyuncular mevcut ancak bu isimler turnuva seviyesinde henüz yeterli deneyime sahip değil. Koç Vedran Bosnic, maç içinde Eriksson ve Pantzar’a büyük ölçüde yaslanmak zorunda kalacak. Bu da Millilerimiz için stratejik bir avantaj yaratıyor: rakibin yıldızlarını yavaşlatmak, tüm takımın hücum üretkenliğini ciddi şekilde düşürebilir. Pota altında agresif kalabilirsek özellikle Adem Bona ve Alperen’in ilk yarıdaki sert ve istekli oyunu sayesinde 15-20 sayılık bir avantajla soyunma odasına gitmemiz hayli olası. Tabii burada şimdiye dek turnuvada en iyi üçlük yüzdesine sahip takım olduğumuza da değinmek gerekiyor. Şutları soktuğunuz zaman pota altında yeterli üretim olup olmaması ya da krizden nasıl çıkabileceğiniz başlı başına bir problem teşkil etmeyebilir ki bu zamana dek de etmedi. Aksi senaryoda krize girebilirsiniz fakat; milliler burada da pota altını domine edebiliyor zira; Şeymus oraları çok iyi karıştırıp rakibi sertliğiyle bezdirebiliyor, Adem ve Alpi’nin de potaya penetrasyon aktiviteleri hayli yüksek olduğundan bu tarz durumlarda da genel olarak sorun yaşamıyoruz. Çekya maçının 9 dk lık dilimi dışında turnuvadaki maçları hep önde götürdük,oyunu hep domine ettik.

Genel Değerlendirme:
Kadrolar karşılaştırıldığında Millilerimiz, hem bireysel kalite hem de takım kimyası bakımından açık ara önde. Türkiye’nin çok yönlü rotasyonu, İsveç’in dar kadrosu karşısında oyunun her anında üstünlük kurabilecek nitelikte. Tek risk, rakibin yıldızlarının maçın ilk 10 dk lık diliminde olağanüstü bir gün geçirmesi hücum yönünden tabii buna bir de bizim dış şutlarda hayli isabetsiz başlamamız ve pota altında Alpi’nin ya da Adem’in faul problemine girmesi eklenmeli ki sürpriz olabilsin; fakat Millilerimiz’in geniş savunma opsiyonları bu ihtimali de minimize ediyor.

İstatistikler & Form Durumu

Millilerimiz:
Türkiye, grup aşamasında istatistik kağıdına Almanya ile beraber damga vuran ekiplerden biri oldu. Ortalama 92 sayı ile oynayan Millilerimiz, bu alanda turnuvanın en üretken hücum takımları arasında yer aldı. Hücum verimliliğinde en dikkat çeken nokta, sayıların dengeli dağılması: Alperen Şengün’ün boyalı alandaki etkinliği, Cedi Osman,Larkin ve Furkan Korkmaz’ın dış şut katkısı, bench’ten gelen Onuralp Bitim, Ercan,Kenan ve Şehmus’un dinamizmi hücumu çeşitlendirdi. Bu çok yönlülük, rakiplerin tek bir oyuncuyu ya da oyun setini durdurarak Türkiye’yi frenleme şansını ortadan kaldırıyor.

Savunmada ise Millilerimiz, rakiplerini ortalama 70 sayı altında tutmayı başardı. Özellikle ribaund kontrolünde (ortalama 40 ribaund) öne çıkan takımımız, ikinci şans sayılarında da rakiplerine büyük üstünlük kurdu. Alperen’in hem savunma ribaundlarındaki hakimiyeti hem de Adem’le beraber blok tehditleri, Millilerimizin pota altında güvenli bir kale oluşturmasını sağladı. Ayrıca guard hattının topa baskısı, rakipleri yüksek top kayıplarına zorladı; grup maçlarında rakipler ortalama 15 top kaybı yaptı.

Türkiye’nin dikkat çeken bir diğer özelliği ise tempo kontrolü. Ergin hoca liderliğinde takım, oyunu gerektiğinde yarı sahada sabırla, gerektiğinde de hızlı hücumlarla oynayabildi. Bu ikili tempo, özellikle İsveç gibi tek kanallı yavaş hücum eden takımlara karşı büyük tehdit. İstatistikler de bu tabloyu destekliyor: hızlı hücum sayılarında Millilerimiz grup aşamasında maç başına 12 sayı buldu.

İsveç:
İsveç’in istatistik profili daha mütevazı. Grup aşamasında maç başına ortalama 80 sayı üreten ekip, hücumda büyük ölçüde Pelle Larsson’un üçlükleri ve Pantzar ve Hakansson’un penetreleri üzerinden skor buldu. Ancak takımın saha içi yüzdesi dalgalı bir seyir izledi; özellikle üç sayı çizgisi gerisinde istikrar sağlamakta zorlandılar. Bir maçta %45 üçlük isabeti bulabilirken, bir sonraki maçta %20’nin altına düşebildiler. Bu istikrarsızlık, İsveç’in en kırılgan yönü.

Savunma tarafında ise rakiplerini ortalama 76 sayı civarında tuttular. Burada agresif bir savunma anlayışları olsa da faul problemi öne çıktı. İsveç, grup aşamasında faul ortalaması en yüksek takımlardan biri oldu. Bu durum, Millilerimizin serbest atış çizgisinden önemli katkı alabileceğini gösteriyor. Ayrıca ribaundlarda ciddi açık verdiler; uzun rotasyonlarının fiziksel olarak Türkiye seviyesinde olmaması, boyalı alanı savunmalarını zorlaştırıyor. Cedi’nin serbest atışlardaki istikrarsızlığına güvenerek ona faul yapmayı tercih edeceklerdir.

Form Durumu:
Millilerimiz, grup aşamasında aldığı galibiyetlerle moral ve özgüven olarak yükselmiş durumda. Özellikle son maçlarda tempoyu sürekli dikte eden bir Türkiye izledik. Takımın kimyası oturmuş, oyuncular rollerini benimsemiş görünüyor. İsveç ise Son 16’ya gelirken bir “başarı” hissi taşıyor; beklentinin üstünde geldiler ama buradan sonrası için güç dengeleri aleyhlerine dönmüş durumda. Tek galbiyetle son 16’ya kalmak da nasıl bir başarı o da soru işareti ya..

Genel Yorum:
İstatistikler açık şekilde Türkiye’nin üstünlüğünü ortaya koyuyor: daha yüksek hücum gücü, daha sağlam savunma, daha geniş rotasyon. İsveç ise sürpriz yapabilecek bir takım profili çiziyor ama bunun için olağanüstü bir şut performansına ihtiyaçları var. Millilerimiz, istatistiksel üstünlüğünü sahaya yansıtırsa bu maçta 15-25 sayılık bir farkla çeyrek finale ilerleyebilir.

Oyun Planı & Taktik Analizi

Millilerin bu maçtaki en büyük avantajı, oyun planını çeşitlendirebilmesi.

Hücumda ilk hedef, Alperen Şengün üzerinden boyalı alanda üstünlük kurmak olacak. Alperen’in sırtı dönük oyunları yalnızca birebir skor tehdidi yaratmıyor; aynı zamanda dışarıya açılan paslarla şutörleri devreye sokuyor. Bu nedenle Millilerimiz’in ilk çeyrekten itibaren topu Alperen üzerinden yönlendirmesi, hem İsveç uzunlarını faul problemine sokabilir hem de dış şut yüzdemizi artırabilir.

Guard hattında ise top paylaşımı kritik. Cedi Osman, Furkan Korkmaz(ya da Larkin) ve Şehmus Hazer üçlüsünün aynı anda sahada olduğu sekanslarda, topun hızlı dolaşımı rakip savunmanın dengesini bozacak. İsveç’in savunma zaafı özellikle “yardım savunması sonrası rotasyonda” ortaya çıkıyor. Millilerimiz topu iki kez çevirip boş şut fırsatlarını yakaladığında, farkın açılması kaçınılmaz hale gelecektir.

Savunma tarafında Türkiye’nin ana planı, Hakanson’u kısıtlamak üzerine kurulmalı. İsveç’in en büyük skor silahı olan Eriksson, ritme girdiğinde takımının hücum akışını bambaşka bir seviyeye çıkarıyor. Burada Cedi Osman veya Onuralp Bitim gibi hem uzun hem de çabuk oyuncuların savunmada bire bir eşleşmeleri kritik olacak. Aynı zamanda yardım savunmasıyla Larsson’un pas açılarını kapatmak, İsveç’in hücum planını daraltacaktır.

İsveç’in Stratejisi:
İsveç’in maçtaki tek şansı, oyunu yavaşlatmak ve Türkiye’nin tempolu hücumunu bozmak. Pantzar’ın oyun kurucu rolüyle tempoyu kontrol etmesi, uzun hücumlarla Millilerimizin ritmini düşürmesi gerekiyor. Hücumda ise Eriksson’un ve Hakansson’un dış şutlarını serbest bırakmak ve boyalı alanda temaslı oyunlarla faul almak, İsveç’in deneyeceği yöntemler arasında olacak. Ancak bu stratejinin dezavantajı, İsveç’in dar rotasyonunun uzun süre dayanamayacak olması. Hele ki turnuvanın ortalarına geldiğimiz bugünlerde..

Tempo Yönetimi:
Millilerimiz için maçın kırılma noktası, temponun kontrolü olacak. Eğer Türkiye savunma ribaundlarını toplayıp hızlı hücumlarla sayı bulursa, İsveç’in geri dönme şansı çok azalır. Çünkü İsveç, açık sahada hızlı koşabilecek derinliğe sahip değil. Bu nedenle Millilerimiz’in savunmadan hücuma geçişleri, oyunun kaderini belirleyecek.

Sonuç:
Taktiksel resme bakıldığında Millilerimiz, her iki yarı sahada da rakibine göre daha güçlü planlara sahip. İsveç’in tek çıkış noktası, olağanüstü bir şut günü geçirmesi olabilir. Ancak Türkiye’nin savunma disiplini ve hücum çeşitliliği sahaya yansıdığında, bu ihtimal ciddi şekilde azalıyor. Bu nedenle oyun planı, Millilerimiz için “kontrollü agresiflik” üzerine kurulmalı: savunmada sert, hücumda akıllı.

—Kilit Oyuncular—

Millilerimiz için kritik oyuncular:

Alperen Şengün
Turnuvanın en etkili uzunlarından biri olan Alperen, hem hücum hem savunmada takımın merkezi olarak öne çıkıyor. Boyalı alandaki hakimiyeti sayesinde İsveç’in iç savunmasını sürekli baskı altında tutuyor. Alperen’in ribaund ve blok tehditi, rakiplerin hücum planlarını ciddi şekilde kısıtlıyor. Hücumda sırtı dönük oyunları ve kısa devrilme setleri, Millilerimizin topu hızlı ve etkili bir şekilde dolaştırmasına imkan veriyor. Bu maçta Alperen’in fiziksel üstünlüğü ve oyun zekası, İsveç’in skor üretme kabiliyetini sınırlayabilir.

Shane Larkin
Guard hattının lideri olarak Larkin, tempo belirleme ve setleri organize etme konusunda kritik bir isim. Hızlı geçiş hücumları ve pick-and-roll oyunlarıyla Millilerimizin ritmini sahada tutuyor. Ayrıca Larkin’in sahadaki varlığı, Furkan ve Cedi’nin skor üretmesini kolaylaştırıyor. İsveç’in tempoyu yavaşlatma girişimlerine karşı Larkin’in top dağıtımı ve şut tehdidi, maçın kaderini belirleyebilir.

Furkan Korkmaz
Dış şut tehdidi ve penetreleriyle İsveç’in savunmasını açacak kilit isimlerden biri. Furkan’ın özellikle çeyrek ve yarı saha setlerinde yaratıcı pozisyonlara girmesi, Millilerimizin hücum çeşitliliğini maksimum seviyeye çıkarıyor. Savunmada da top baskısı ile rakibin ritmini bozabiliyor.

Cedi Osman
Takımın iki yönlü oyuncusu olarak Cedi, hem savunmada hem hücumda denge unsuru. Birebir savunmada Eriksson gibi skor silahlarını kısıtlaması ve hızlı hücumlarda skor katkısı sağlaması, Millilerimizin kontrolü elden bırakmamasını mümkün kılıyor.

Adem Bona :Adem Bona, Millilerimiz’in iç rotasında son derece kritik bir oyuncu olarak öne çıkıyor. Genç yaşına rağmen fiziksel kapasitesi ve atletizmi ile hem hücum hem savunmada fark yaratabiliyor. Özellikle hızlı geçiş hücumlarında potaya hareket kabiliyeti, Millilerimiz’in tempoyu yükseltmesine doğrudan katkı sağlıyor.

Defansif anlamda ise Adem, boyalı alanda blok tehdidi ve ribaund hakimiyeti ile İsveç’in uzunlarını sınırlama potansiyeline sahip. İsveç’in dar rotasyonu ve boyalı alandaki zayıflığı, Adem’in etkinliğiyle birleştiğinde Millilerimiz’in ikinci şans sayıları üretmesini kolaylaştırabilir. Ayrıca pick-and-roll savunmalarında ve switchlerde Adem’in hareketliliği, rakibin oyun kurucu ve şutörlerini baskı altına alma açısından kritik bir silah olarak değerlendirilebilir.

Hücumda, Adem Bona’nın cut hareketleri ve pota altı bitiriciliği, Alperen Şengün ile kurulan tandemle takımın iç-dış dengesini korumasını sağlıyor. Gerektiğinde topu hızlıca paylaşması ve alan yaratması, bench oyuncularına da boş şut fırsatları sunuyor. Bu nedenle Adem’in sahadaki varlığı, Millilerimiz’in hem fiziksel üstünlüğünü hem de tempo avantajını sürdürmesinde belirleyici olacak.

İsveç’in kilit oyuncuları:

Jonas Hakansson – İsveç’in tempo kontrolü ve dış şut tehdidini sağlayan diğer kilit oyuncu. Hem Eriksson’un yanında saha içi alanı açıyor hem de top paylaşımında etkin. Hızlı hücumlarda ve yarı sahada Millilerimiz’in savunmasını test edebilir.

Pelle Larsson: Takımın hücum yükünün çoğunu sırtlıyor. Boş şutlarda etkili, tempoyu kontrol edebiliyor. Millilerimiz’in savunmadaki önceliği Larsson’u durdurmak olmalı.

Melwin Pantzar: Oyun kurucu ve tempoyu belirleyici olarak kritik. Türkiye’nin geçiş hücumlarını kesmek ve topu kontrol altında tutmak için Pantzar’ı etkisizleştirmek şart.

  • Ribaund uzunları: İsveç’in fiziksel olarak sınırlı rotasyonu, Millilerimiz’in ikinci şans sayıları üretmesini kolaylaştırıyor.

Genel Değerlendirme:
Maçın kaderini belirleyecek en önemli unsurlar, Millilerimiz’in kilit oyuncularının saha içinde etkili olup olmayacağı ve İsveç’in yıldızlarının baskıyı kaldırıp kaldıramayacağı. Alperen ve Cedi’nin hayli agresif ve istekli şekilde başlayarak oyunu domine edeceğini düşünüyorum.

Sonuç & Beklentilerim;

Millilerimiz, EuroBasket 2025 Son 16 turunda İsveç karşısına oldukça güçlü bir kadro ve yüksek özgüvenle çıkıyor. Grup aşamasındaki performansları, sahadaki disiplinleri ve oyun çeşitliliği, Türkiye’nin rakibine göre çok daha üst seviyede olduğunu ortaya koyuyor. Hücumda Alperen Şengün liderliğinde boyalı alan hakimiyeti, Furkan Korkmaz ve Cedi Osman’ın dış tehditleri ve Larkin’in tempo kontrolü, Millilerimiz’in en büyük avantajları. İç rotasyonda başta Alpi ve Adem Bona ile çok kullanmasak da Sertaç Şanlı ve Ömer Faruk ile fiziksel üstünlüğü, ribaund ve savunma kalitesini artırarak İsveç’in boyalı alan oyununu zora sokuyor.

İsveç’de dar kadro ve bench katkısının sınırlı olması, Millilerimiz’in geniş rotasyonu karşısında ciddi bir dezavantaj oluşturuyor. Takımın istikrarı, özellikle uzun süreli oyunlarda ve tempolu hücum karşısında baskı altında kalmalarını önleyemeyebilir.

Bu noktada Türkiye’nin savunma ve hızlı geçiş hücumları, maçın kontrolünü tamamen Millilerimiz lehine çevirecek temel faktörler arasında yer alıyor.

Tempo ve psikolojik üstünlük de Türkiye’nin lehine. Millilerimiz, turnuva boyunca saha içi ritmi belirleyen takım oldu Sırbistan maçı dahil ve bu maçta da İsveç’in tempo yavaşlatma çabalarını boşa çıkaracağız. Savunmada top kaybını minimize etmek, ribaund üstünlüğünü sürdürmek ve hızlı hücumları etkili kullanmak, galibiyetin anahtar noktaları. Ayrıca bench katkısı ile tempoyu sürekli diri tutmak, genç oyuncuların enerjisiyle maçı zorlayacak bir dinamik yaratıyor.

Tahmini Sonuç:
İstatistikler, form durumu, kadro derinliği ve saha içi disiplin göz önüne alındığında, Millilerimiz’in bu karşılaşmayı kontrol altında tutması ve çeyrek finale yükselmesi yüksek olasılık. İsveç’in sürpriz yapma ihtimali olsa da, Millilerimiz’in savunmadaki sertliği, hücum çeşitliliği ve kilit oyuncuların performansı ile galibiyet büyük ölçüde kaçınılmaz görünüyor.

EuroBasket 2025’te Türkiye’nin Son 16 turunda İsveç’i geçmesi, hem takımın özgüveni hem de çeyrek finaldeki stratejik pozisyonu açısından kritik. Millilerimiz, sahadaki disiplin, fiziksel üstünlük ve oyuncuların bireysel yeteneklerini birleştirerek bu maçı kontrol altına alacak. Alperen Şengün, Larkin, Cedi Osman ve Adem Bona’nın performansı maçı ilk yarıda bitirecektir. Türkiye’nin çeyrek final hedefi doğrultusunda bu maç, sadece bir eşleşme değil; Millilerimiz’in turnuvadaki kararlılığının da göstergesi olacak. Maçın skor farkı, saha içi ritim ve hücum verimliliğine bağlı olarak 15-25 sayı civarında olabilir beklentim bu yönde..

Başarılar 12 Dev Adam!

Rusya Olimpiyat Komitesi-Uluslararası Olimpiyat Komitesi

CAS 2023/A/10093 numaralı karar, Rusya Olimpiyat Komitesi (ROC) ile Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) arasında, ROC’nin Ukrayna’nın Donetsk, Luhansk, Kherson ve Zaporijya bölgelerinde yeni kurduğu “Olimpiyat Konseyi”nin IOC tarafından tanınmaması ve bu nedenle ROC’nin askıya alınması kararına karşı yapılan itirazı konu almaktadır. Karar, 23 Şubat 2024 tarihinde verilmiştir.


⚖️ Olayın Arka Planı

Taraflar:

  • Başvuran: Rusya Olimpiyat Komitesi (ROC)
  • Cevap Veren: Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)

Olayın Gelişimi:

  • 21 Şubat 2022’de Rusya; kendi kendine Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını tanıdı.
  • 30 Eylül 2022’de Rusya, Ukrayna’nın Donetsk, Kherson, Luhansk ve Zaporijya bölgelerini ilhak etti.
  • Uluslararası toplumun büyük bir kısmı bu ilhakı tanımadı ve kınadı.
  • 12 Ekim 2022’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunan bir karar aldı.
  • Rusya, 2023 yılında bu bölgelerde yeni “Olimpiyat Konseyleri” kurdu.
  • IOC, bu yeni kurulan konseyleri tanımadı ve ROC’yi askıya aldı.
  • ROC, CAS’a başvurarak IOC’nin kararının iptalini talep etti.

🧾 CAS Değerlendirmesi

IOC’nin Otonomisi ve Özerkliği:

  • CAS, IOC’nin İsviçre hukuku çerçevesinde özerk bir özel kuruluş olduğunu ve kendi iç işlerini düzenleme hakkına sahip olduğunu belirtti.
  • IOC’nin, tanıdığı bir NOC’nin (Ulusal Olimpiyat Komitesi) sınırlarını belirleme yetkisi vardır.

“Ülke” ve “Sınırlar” Kavramları:

  • Olympic Charter’ın 30.1 maddesine göre, “ülke” tanımı, uluslararası toplum tarafından tanınan bağımsız bir devleti ifade eder.
  • IOC, bu tanıma dayanarak, bir NOC’nin yalnızca uluslararası toplum tarafından tanınan bir devletin sınırları içinde faaliyet gösterebileceğini belirlemiştir.

Uluslararası Toplumun Tanıma Durumu:

  • Donetsk, Luhansk, Kherson ve Zaporijya bölgeleri, uluslararası toplum tarafından bağımsız devletler olarak tanınmamaktadır.
  • Bu nedenle, bu bölgelerde kurulan “Olimpiyat Konseyleri”, IOC tarafından tanınmamaktadır.

Olimpizm’in 5. Temel İlkesi:

  • Olimpizm’in 5. temel ilkesi, siyasi tarafsızlık ilkesini vurgular.
  • IOC, bu ilkeye aykırı hareket eden bir NOC’yi, gerektiğinde yaptırımla karşı karşıya bırakabilir.

Eşitlik İlkesi:

  • CAS, benzer durumların benzer şekilde değerlendirilmesi gerektiğini, ancak farklı durumların farklı şekilde ele alınabileceğini belirtti.

✅ Sonuç

  • CAS, ROC’nin itirazını reddetti ve IOC’nin ROC’yi askıya alma kararını onayladı.
  • IOC’nin, tanımadığı bölgelerde kurulan NOC’leri tanımama ve bu NOC’leri askıya alma hakkı vardır.
  • Uluslararası toplumun tanıdığı sınırlar içinde faaliyet gösteren NOC’ler, IOC tarafından tanınır ve desteklenir.
  • IOC, Olimpizm’in temel ilkelerine aykırı hareket eden NOC’lere karşı yaptırım uygulama yetkisine sahiptir.

Ezcümle; CAS, Rusya Olimpiyat Komitesi’nin (ROC) itirazını reddetmiş ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) ROC’yi askıya alma kararını onaylamıştır. Mahkeme, IOC’nin özerk bir spor kuruluşu olarak kendi kuralları çerçevesinde NOC’leri tanıma ve tanımama yetkisine sahip olduğunu vurgulamıştır. Donetsk, Luhansk, Kherson ve Zaporijya bölgelerindeki yeni kurulan “Olimpiyat Konseyleri”nin uluslararası toplum tarafından bağımsız devlet olarak tanınmadığı ve bu nedenle IOC tarafından tanınamayacağı belirtilmiştir. CAS, IOC’nin siyasi tarafsızlık ve uluslararası tanınma ilkelerine uygun olarak hareket ettiğini, ROC’nin itirazının geçersiz olduğunu tespit etmiştir.

GNSS Solutions: Shaping the Future of Precision Positioning Across Industries

Interview: The Future of GNSS Solutions and Its Impact on Industry

Interviewer: Atty. Bilge Kaan Özkan

Guest: Stéphanie Gosselin, Sales Consultant at Effigis


1.

Bilge Kaan Özkan: Ms. Gosselin, thank you for joining us. To begin, how would you define GNSS Solutions in the simplest terms?

Stéphanie Gosselin: Thank you for having me. GNSS Solutions is essentially a “positioning data processing software.” It takes raw data collected from GNSS satellites, processes it using mathematical and geodetic models, and delivers highly accurate coordinates to the user. In other words, it allows you to determine the position of a point in the field with centimeter-level accuracy. But it’s more than just a tool—it is a platform for positioning validation and analysis.


2.

B.K.Ö.: Who exactly is the target audience for GNSS Solutions? Is it exclusively for professional surveyors, or does it cater to a broader community?

S.G.: At first glance, it may seem like surveyors, geomatics engineers, and researchers are the primary users. But in reality, it serves a much wider community. Precision farmers, engineers in construction, archaeologists requiring accurate site mapping, and even energy companies rely on it. So, GNSS Solutions is not just an academic or technical product—it’s a multi-sector solution package.


3.

B.K.Ö.: What kind of feedback does Effigis receive from clients using this software in the field? Which features do they value most?

S.G.: The feedback we hear most often is about reliability and flexibility. Users typically work in challenging environments: dense urban areas, mountainous regions, or forests. GNSS Solutions, with its multi-constellation support, still manages to deliver. Clients also appreciate its user-friendly interface, which allows even non-engineers to get up to speed quickly. For us, the most rewarding feedback is that the software helps users save time and streamline their workflows.


4.

B.K.Ö.: GNSS Solutions supports multiple satellite constellations such as GPS, GLONASS, Galileo, and BeiDou. How does multi-constellation use benefit field operations?

S.G.: Multi-constellation is essentially the guarantee of accuracy and continuity. Relying on a single system can be risky. For example, in urban canyons where GPS signals may reflect off buildings, Galileo or BeiDou signals can compensate. This reduces errors and ensures uninterrupted measurement capability.


5.

B.K.Ö.: The software can process both static and kinematic data. Could you explain this difference with practical examples?

S.G.: Of course. Static processing is typically used for long-term measurements, such as establishing geodetic networks or monitoring tectonic movements. Kinematic processing, on the other hand, is ideal for dynamic surveys. For example, during a drone flight, GNSS Solutions can calculate positions in real time, enabling the production of high-resolution maps. In short: static data ensures long-term accuracy, while kinematic data delivers real-time precision.


6.

B.K.Ö.: Positioning technologies are now used everywhere, from autonomous vehicles to agriculture. In your view, which industry benefits the most from GNSS Solutions today?

S.G.: It’s hard to single out just one, but agriculture and logistics are making remarkable progress. In agriculture, centimeter-level positioning prevents seed waste, optimizes fertilizer and pesticide use, and reduces costs. In logistics, GNSS Solutions helps validate fleet routes more efficiently, lowering fuel consumption and carbon emissions. So the benefits are not just economic, but also environmental.


7.

B.K.Ö.: In developing countries like Türkiye, where do you see GNSS solutions spreading most rapidly?

S.G.: Three sectors come to mind: infrastructure, agriculture, and energy. Türkiye’s geographical diversity makes accurate positioning critical. For example, in dam construction or highway projects, GNSS Solutions can form the backbone of the work. In agriculture, given Türkiye’s vast farmlands, I expect precision farming technologies to expand quickly.


8.

B.K.Ö.: What is Effigis’ vision in the GNSS field? What innovations can we expect to see in GNSS Solutions in the coming years?

S.G.: Our vision is to make GNSS data more accessible, faster, and more integrated. In the coming years, you will see more cloud-based versions of GNSS Solutions. This will allow users to process data directly from the field without having to return to the office. We are also working on AI-powered error analysis, which will guide users toward more accurate results in less time.


9.

B.K.Ö.: For those who want to learn GNSS Solutions, how do training and support systems work?

S.G.: At Effigis, we offer a comprehensive training ecosystem. There are online courses, video tutorials, and interactive workshops. We also provide on-site training when needed. On the support side, we run a 24/7 technical assistance line. So even if a user in Türkiye encounters a challenge in the middle of the night, they can count on us for immediate help.


10.

B.K.Ö.: Finally, what advice would you give to professionals who are new to GNSS Solutions or considering adopting it?

S.G.: My biggest advice would be: don’t look at GNSS Solutions as just “software.” Think of it as a platform that transforms your workflows. It doesn’t just validate coordinates; it accelerates decision-making processes. At first, it may seem complex, but once you understand the basics, you’ll see how much it simplifies your work. My recommendation for beginners is to start with small projects and gradually move on to more complex ones. This way, they can unlock the full potential step by step.

11.

B.K.Ö.: Recently, climate change and environmental sustainability have become global priorities. How can GNSS Solutions contribute to tackling these challenges?

S.G.: That’s a very important question. GNSS Solutions plays a direct role in sustainability. For example, in precision agriculture, farmers can reduce overuse of fertilizers and pesticides by applying them only where they are needed. In forestry, GNSS helps monitor deforestation and land degradation. In urban planning, it supports smarter infrastructure that minimizes environmental footprints. So, positioning accuracy translates directly into more responsible use of natural resources.

12.


B.K.Ö.: Autonomous vehicles are making headlines almost every week. Where does GNSS Solutions fit into this technological race?

S.G.: GNSS is one of the backbones of autonomous mobility. While sensors like LiDAR and cameras are crucial, they don’t work well in every condition—for example in fog or heavy snow. GNSS, on the other hand, provides reliable positioning regardless of visibility. GNSS Solutions ensures that autonomous vehicles can localize themselves with centimeter-level accuracy. This is critical for safety, traffic efficiency, and even insurance compliance in the future.

13.


B.K.Ö.: Security and data integrity are hot topics, especially with concerns over cyber threats. How does Effigis address these risks in GNSS Solutions?

S.G.: GNSS signals can indeed be vulnerable to spoofing or jamming. At Effigis, we take this very seriously. GNSS Solutions integrates advanced algorithms to detect anomalies in satellite data, helping users identify potential interference. We are also working on partnerships to integrate encrypted GNSS services, like Galileo’s Public Regulated Service (PRS). In other words, security is now part of accuracy.

14.


B.K.Ö.: With the rollout of 5G and the Internet of Things, location-based services are exploding. Do you see GNSS Solutions playing a role in this ecosystem?

S.G.: Absolutely. 5G enables ultra-low latency communication, and GNSS provides the precise positioning backbone. Together, they power next-generation applications: smart cities, connected logistics, drone delivery, and real-time asset tracking. GNSS Solutions ensures that the positioning side of this equation is reliable, which is fundamental for IoT scalability.

Enes Kara..

Enes’in haberiyle karşılaştığımda, ilk hissettiğim; şaşkınlık ve sessizlik oldu. Ekrandaki cümleler kısa, haberin kendisi ise; çook ağır ve sarsıcıydı. Bunun bir başkasının hayatında yaşanan bir kırılma olduğunu biliyorum ama aynı zamanda bunun toplumsal bir yankısı da var; düşüncelerimin içinde hem kişisel bir üzüntü hem de toplumsal bir sorgulama duyusu var..

Düşünüyorum.. Çoğu zaman bu tür olaylar sadece bir “haber” olarak tüketiliyor, ama; işin içinde en temelinde kendi halinde yaşayan bir insanın bütün bir sistem içerisinde karmaşıklığı ve çaresizliği var. İnsan zihni, kendi deneyimleri ve gözlemleri üzerinden böyle bir trajediyi anlamaya çalışıyor; ben de öyle yapıyorum.

Kendi kafamda, haberin yüzeyindeki detaylar ile arka plandaki olası sosyal ve psikolojik faktörleri ayırmaya çalışıyorum. Bu bir tür sessizlik ve düşünme süreci: niye böyle oldu, hangi sistemsel boşluklar buna zemin hazırladı, bireysel sorumluluk ve toplumsal sorumluluk arasındaki çizgi nerede başlıyor? Benim için, bu soruları sormak ilk adım.

Bu tür bir haber, sadece bir bireyin trajedisi olarak kalmıyor; aynı zamanda toplumun ruh hâline dair ipuçları da veriyor. İnsanlar; çevrelerinde gördükleri baskıyı, yalnızlığı, iletişimsizlik ve sosyal destek eksikliğini çoğu zaman fark etmiyor. Enes’in ölümü, bu eksikliklerin görünür hâle gelmesine neden olmuştu.

Bana göre, medya ve sosyal medya üzerinden verilen tepkiler, bazen gerçek duyguların yerini alıyor. Yani insanlar üzüntülerini, kınamalarını veya empati çabalarını ekranlar aracılığıyla ifade ediyor; ancak gerçek bağ ve yardım çoğu zaman yüzeysel kalıyor.

Bu noktada bir farkındalık oluşuyor zihnimde: bu trajediler, toplumsal ruh hâlimizin kırılganlığını gösteriyor ve bana göre daha ciddi bir şekilde ele alınmalı.

Bu olayın “gençler üzerinde örnek olma” boyutu da var. İnsanlar, başkalarının yaşadığı acıları kendi hayatlarına yansıtırken bir an durup düşünmeli. Enes’in yaşadıkları bana sadece bireysel bir kayıp olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarı olarak da görünüyor.

Olayın bireysel boyutuna baktığımda, düşündüğüm ilk şey, yalnızlık ve zihinsel yüklerin insan psikolojisini nasıl etkilediği oluyor. Enes’in yaşadığı süreç, belli ki bir dizi içsel çatışmanın ve dışsal baskının içiçe girerek bir araya gelmesinden oluşuyor. İnsanlar; çoğu zaman kendi içinde bir denge kurmaya çalışır; bazen bunu başarabilir bazen başaramaz ve kırılma noktası sessizce geliverir..

Benim gözlemim, genç bireylerin sosyal çevreleri ve iletişim biçimlerinin bu kırılma üzerinde doğrudan etkili olduğu yönünde. Bazen aile, okul veya iş çevresi yeterince destekleyici olmuyor, bazen arkadaş çevresi anlamlı bir güven duygusu sağlayamıyor. Bu bana, sistemin ve toplumun psikolojik destek mekanizmalarını güçlendirmesi gerektiğini düşündürüyor.

Medya ve sosyal normlar da bu dinamikleri etkiliyor. İnsanların sosyal medyada gördüğü “mükemmel hayat” paylaşımları, kendi sıkıntılarını daha görünür ve ağır hissettirebiliyor. Bu durum, bireysel kırılganlıkla birleşince, bazı gençlerin zihinsel yükünü artırıyor.

Enes’in yaşadığı trajediyi anlamaya çalışırken eğitim ve sosyal destek sistemlerini göz ardı edemeyiz. Bana göre, gençlerin zihinsel sağlıkları üzerinde etkili olacak yapılar yeterince güçlü değil. Okullarda veya üniversitelerde psikolojik destek mekanizmaları var gibi görünse de, gerçek kullanım oranları ve etkinliği ne yazık ki halen hayli sınırlı.

Birçok gencin, yaşadığı sorunları paylaşacak güvenli bir alan bulamadığı aşikar. Öğretmenler, danışmanlar veya mentorlar çoğu zaman yüzeysel destek sunuyor; oysa derin ve anlamlı iletişim gereklidir. Bu bana, sistemin hem bireysel hem de toplumsal olarak daha proaktif olması gerektiğini düşündürüyor.

Aynı zamanda , ailelerin ve çevrenin farkındalığı da kritik öneme sahip. Gençlerin; duygusal ve psikolojik durumlarını anlamak, göz ardı etmemek, küçük sinyalleri erken fark etmek çok önemli. Bazen insanlar, “henüz büyüyor, geçer” gibi yaklaşımlarla meseleleri küçümsüyor; bu yaklaşımın tehlikeli olabileceğini söylemem gerekiyor.

Bu nedenle, eğitim kurumları ve aileler arasında daha güçlü bir iş birliği olmalı, gençlerin yalnız hissetmesini önleyecek pratik çözümler geliştirilmeli.

Enes’in hayatına dair izlenimlerimi dijital alan üzerinden de değerlendirdiğimde, sosyal medyanın ve dijital dünyanın gençlerin zihinsel sağlığı üzerindeki rolü dikkat çekiyor. Sosyal medya, görünürlük ve onay ihtiyacını yoğunlaştırıyor; bireyler kendi değerlerini sürekli başkalarının ölçütlerine göre biçimlendirmek zorunda kalıyor. Bu durum, özellikle kırılgan bireylerde kendine güven kaybına ve izolasyona yol açabiliyor.

Dijital platformlarda yayılan yanlış bilgiler, kıyaslama kültürü ve hızlı tüketilen içerikler, gençlerin duygusal dengelerini sarsıyor. Tartışmalar çoğu zaman agresifleşiyor, hoşgörü azalmış bir ortam oluşuyor ve bazı gruplar tarafından manipülasyon kolaylaşıyor. Bu bağlamda sosyal medya yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kırılma noktalarını tetikleyen bir mecra hâline geliyor.

Toplumda bazı gençlerin üzerindeki baskının görünmeyen boyutlarını incelediğimde, cemaatler ve tarikatlar üzerinden yürütülen sosyal kontrol mekanizmaları öne çıkıyor. Zorunlu aidiyet, kabul görme kaygısı ve itaat kültürü, bireyin kendi içsel dünyasını bastırmasına sebep oluyor. Bu tür yapıların etkisi altında, gençler özgürce karar alamıyor, kendi düşüncelerini ifade etmekte güçlük çekiyor.

Buna ek olarak, siyasi erk tarafından desteklenen veya göz yumulduğu hissi yaratılan yapılar, gençlerin kırılganlığını artırıyor. Bazı durumlarda, devletin sağladığı sosyal ve eğitimsel mekanizmalar yetersiz kaldığında, cemaat ve tarikatlar gençlerin hayatına yön verebilecek en görünür otorite hâline geliyor. Bu da bireysel özerklik ve güven duygusunu ciddi şekilde zedeliyor. Enes’in kendi videosundan da bunu rahatlıkla anlayabiliyoruz zaten..

Siyasi erkin rolü, bu tür trajedilerin önlenmesinde doğrudan etkili. Politikaların, eğitim ve sağlık sistemlerinin etkinliğini artırması, gençlerin destek mekanizmalarına erişimini kolaylaştırması gerekiyor ancak; gerçek hayatta, politikaların çoğu zaman seçim hesapları ve ideolojik amaçlar doğrultusunda şekillendiğini görmek mümkün. Bu durum, toplumsal kırılganlıkları derinleştiriyor ve gençlerin güven ortamını zayıflatıyor.

Siyasi erkin sorumluluğu sadece yasa yapmakla sınırlı değil; aynı zamanda toplumsal farkındalık yaratmak, kaynakları adil dağıtmak ve gençlerin ruhsal sağlığına öncelik vermek de gerekli. Bu sorumluluk yerine getirilmediğinde, trajediler kaçınılmaz hâle geliyor ve Enes gibi gençlerin hayatları kayboluyor.

Enes’in yaşadıkları, bireysel sorumluluk ile toplumsal sorumluluk arasındaki çizgiyi netleştiriyor. Bireyler kendi çevrelerinde farkındalık yaratmak, arkadaşlarına ve ailelerine dikkat etmek, küçük sinyalleri gözden kaçırmamakla yükümlü ancak; tek başına bireyler bu yükü taşıyamayabiliyor; ki bu çok doğal.. Toplumsal sistemler ve kurumlar da sorumluluklarını yerine getirmeli..

Acil müdahale ve psikolojik destek mekanizmalarının yetersizliği, gençlerin yalnız hissetmesine yol açıyor. Eğitim kurumlarının, sağlık sisteminin ve yerel yönetimlerin gençlerin ruhsal sağlığı için daha proaktif adımlar atması gerekiyor. Aynı zamanda toplumun, gençlerin zor dönemlerini küçümsememesi, onlara yargılayıcı değil destekleyici bir yaklaşım sunması hayati önem taşıyor.

Toplumun her katmanı, medyadan aileye, eğitimden siyasete kadar, bu sorumluluğu paylaşmak zorunda. Enes’in kaybı, bu zincirin herhangi bir halkasında eksiklik olmasının ne kadar yıkıcı olabileceğini gözler önüne seriyor. Bu nedenle önlem almak, sadece acıyı azaltmak değil, hayat kurtarmak anlamına geliyor.

Yaşanan trajedilerden ders çıkarmak, gelecekte benzer kayıpları önlemenin en etkili yolu. Gençlerin sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını doğru şekilde görebilecek yapılar oluşturmak gerekiyor. Eğitim sisteminde, ailelerde ve yerel yönetimlerde farkındalık programları geliştirilebilir; dijital dünyada ise doğru rehberlik ve bilinçlendirme çalışmaları şart.

Aynı zamanda cemaat ve tarikatlar gibi kapalı yapılar, gençlerin kendi düşüncelerini geliştirmelerini engelleyen mekanizmalar hâline geldiğinde, toplumun ve devletin denetleyici ve düzenleyici rolünü yerine getirmesi gerekiyor. Gençlerin özgür düşünceye erişimi sağlanmalı, baskı altında kalmaları engellenmeli. Siyasi erk, bu bağlamda sadece yasal çerçeveyi çizmekle kalmamalı; uygulamanın etkinliğini de sağlamalı. Enes Kara’nın intiharı, sadece bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda sistemik eksikliklerin ve denetim zaaflarının sonuçlarını da gösteriyor. Yurtta yaşanan sıkıntılar ve denetim eksiklikleri, bu trajedinin zeminini hazırlayan önemli faktörler arasında.

Yurtlar, öğrencilerin barınma ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Ancak bazı yurtlarda denetim mekanizmaları yetersiz; öğrencilerin hem fiziksel hem de psikolojik güvenliği risk altında. Denetimler çoğu zaman formaliteye indirgeniyor; rutin kontroller yapılmasına rağmen öğrencilerin yaşadığı gerçek sorunlar göz ardı ediliyor. Bu durum, özellikle stres, yalnızlık veya baskı altında olan öğrenciler için dayanılmaz bir hal alabiliyor.

Enes özelinde, yurtta yaşadığı ortamın, çevresel ve psikolojik destek eksikliklerinin intihar kararında etkili olduğu görülüyor. Denetim mekanizmalarının sadece evrak ve prosedür odaklı olması, öğrencilerin bireysel sorunlarının gözlemlenmesini ve müdahale edilmesini engelliyor. Bir yurtta öğrencilerin ruh sağlığına dair düzenli, proaktif kontrollerin yapılmaması, sadece bireysel trajedilere değil, sistemik sorunların sürmesine de yol açıyor.

Yurtta görevli kişiler ve yöneticilerin sorumluluk bilinci de kritik. Görevli personel yeterince eğitimli olsaydı, öğrencilerin davranışlarındaki veya ruh hallerindeki değişiklikleri fark edebilir ve müdahale edebilirdi ancak çoğu zaman, denetimler sadece idari yükümlülükler üzerinden yürütülüyor ve öğrencinin yaşadığı gerçek sıkıntılar görülmüyor.

İlgili kurumlar, yurt denetimlerini sadece formalite üzerinden yapmak yerine öğrencilerin psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını da kapsayacak şekilde yeniden yapılandırmalı. Proaktif, sürekli ve kapsamlı bir denetim sistemi bu tür trajedilerin önüne geçebilir.

Benzer şekilde, medyanın yaklaşımı da kritik. Haberlerin sorumluluk bilinciyle sunulması, gençlerin kırılgan psikolojisini daha fazla zorlamadan bilinçlendirme ve farkındalık yaratma yönünde kullanılabilir.

Enes Kara’nın hayatına ve kaybına dair tüm gözlemlerimi bir araya getirdiğimde, olayın sadece bireysel bir trajedi olmadığını, aynı zamanda toplumsal, yapısal ve kültürel bir yansıması olduğunu görmek mümkün. Eğitim sisteminin yetersizliği, sosyal destek ağlarının eksikliği, dijital dünyanın baskısı, cemaat ve tarikatların müdahaleci yapıları ve siyasi erkin ihmali; tüm bunlar bir araya geldiğinde gençlerin kırılganlığını derinleştiriyor.

Toplum olarak, bu tür trajediler karşısında sessiz kalamayız. Her bir genç, sadece aileleri için değil, toplumun tamamı için değerli. Önlemler alınmalı, farkındalık yaratılmalı ve gençlerin yalnız hissetmesini önleyecek mekanizmalar güçlendirilmelidir.

Enes’ın kaybı, sadece üzüntü verici değil, aynı zamanda bir uyarı olarak kalacak; sistemlerimizi, toplumsal sorumluluklarımızı ve gençlerin yaşam alanlarını sorgulamamız gerektiğini hatırlatacak. Anısı, daha iyi bir toplum ve daha güçlü destek mekanizmaları oluşturmak için bir motivasyon kaynağı olmalı..

Son olarak güzel kardeşim Enes’e Allah’dan rahmet diliyorum..

Denmark’s 2025 Immigration and Labor Policies

Denmark’s 2025 Immigration and Labor Policies: Current Regulations and European Implications

Introduction

I think Denmark’s immigration policies have undergone a remarkable transformation in recent years. Since the 2015-2016 migration crisis, European countries have adopted more cautious and controlled approaches to immigration. Denmark, in particular, has demonstrated this clearly through its center-left government. As of 2025, new regulations affect both labor migration and the movement of international students and asylum seekers.

In my opinion, the rationale behind these policies is twofold: economic considerations and the desire to maintain societal approval. I believe this strategy is likely to spark debates across Europe.

It seems necessary to understand that immigration policies cannot be confined to laws alone. Societal perception, economic balance, and international legal obligations must be considered together. In this article, I will analyze Denmark’s 2025 immigration policies under four main headings, adding my personal reflections, what I think should be done, and the potential impacts of these measures.


Labor Migration Regulations

I believe Denmark’s labor migration policies are among the most striking aspects of these reforms. As of July 1, 2025, the Positive List system has facilitated the entry of highly skilled workers. I think the update in salary thresholds, reducing the annual requirement from 514,000 DKK to 300,000 DKK, provides significant relief for both employers and migrants.

The Certified Employer (SIRI-approved employer) system allows selected employers to accelerate work permits for citizens from 16 designated countries. I think this is crucial because it addresses immediate labor shortages in key sectors such as healthcare, engineering, and IT. However, I also think restricting low-skilled labor may create workforce gaps in the long term.

It seems necessary that Denmark uses this system as a controlled and fair immigration management tool. In my opinion, continuous monitoring of compliance with EU standards and predicting potential labor market shortages are essential steps that should be taken.


Restrictions on International Students

I think this is perhaps the most controversial aspect of Denmark’s 2025 policies. From May 2025 onwards, international students from non-EU countries have faced severe restrictions: they are no longer eligible for work permits, post-graduation job-seeking visas, or family reunification if enrolled in non-full-time study programs.

I think these measures aim to prevent international students from exerting downward pressure on wages. However, it seems necessary that such regulations do not compromise the quality of education or the overall experience of students in Denmark. Otherwise, Danish universities could become less attractive in the long term.

Personally, I think Denmark’s strategy reflects a balance between economic logic and societal stability, but it must not lose sight of the human-centered perspective.

Asylum Policies and Deportation Practices

I think Denmark’s asylum policies in 2025 are among the most restrictive in Europe. In 2024, the number of approved asylum applications dropped to just 864 – the lowest in 40 years . This dramatic decline is not accidental; I believe it reflects a deliberate “zero refugee” approach by the Danish government.

It seems necessary to note that Denmark has introduced short-term protection programs and expanded deportation offices to manage the inflow of asylum seekers. From my perspective, these measures aim to control societal and economic impacts, but they also raise serious human rights concerns. I think the ethical implications of these policies are significant and cannot be ignored.

Personally, I think what should be done is a more balanced approach: Denmark needs to maintain border control and societal stability while also ensuring basic protections for vulnerable populations. Otherwise, the country risks international criticism and moral scrutiny, particularly from human rights organizations.

I also think it’s interesting that the government often justifies these policies in terms of economic efficiency and social cohesion. While this rationale may make sense from a pragmatic standpoint, I believe it’s crucial to consider long-term societal integration. Excluding refugees and limiting asylum may provide immediate relief to the labor market and social services, but it can create tensions and missed opportunities in the long run.

From my perspective, these policies illustrate a broader trend in Europe: countries are experimenting with extreme approaches to migration, which might serve as models but also as cautionary tales. I think Denmark’s approach will continue to spark debates both domestically and internationally.

International Cooperation and Legal Controversies

I think one of the most intriguing aspects of Denmark’s 2025 immigration policies is how they intersect with international law. Denmark has not acted in isolation; rather, it engages with Europe on migration debates, sometimes controversially. For example, together with Italy, Denmark joined eight other European countries in sending a joint letter urging a reinterpretation of the European Convention on Human Rights (ECHR), arguing that the European Court of Human Rights limits national authority

I think this move is bold and reflects a broader tension: national sovereignty versus supranational obligations. In my opinion, it is necessary to carefully balance these interests. Denmark’s attempt to assert more control over its borders may make sense politically, but it risks friction with EU institutions and human rights bodies.

Another example that I think is worth noting is the postponement of the second round of parliamentary votes on citizenship legislation in 2025, now pushed to early 2026 .

I personally think this highlights how sensitive these issues are domestically. Delays and legal uncertainties affect both immigrants waiting for citizenship and the perception of Denmark in the international community.

From my perspective, Denmark’s approach shows that immigration policies cannot be purely domestic concerns. They inevitably interact with international law, European frameworks, and neighboring countries’ policies. I think what should be done is a more transparent dialogue between Denmark, the EU, and human rights institutions to ensure that restrictive policies do not inadvertently violate legal or ethical norms.

Overall, it seems necessary to recognize that while Denmark’s model may be pragmatic and politically appealing at home, it could create long-term diplomatic and legal challenges. I personally believe that other European countries will closely watch Denmark as a potential model, but they should also learn from its risks.

In my view, Denmark’s 2025 immigration and labor policies illustrate a highly strategic, yet controversial approach. By controlling labor migration through the Positive List and SIRI-certified employers, restricting international student rights, and adopting a “zero refugee” approach, the government clearly prioritizes economic stability and social cohesion. I think these measures are effective in the short term, but they also carry ethical, legal, and societal implications that cannot be ignored.

I personally believe that what should be done is a careful balance between pragmatism and human-centered policies. Denmark needs to manage immigration in a way that protects national interests while upholding basic human rights. The restrictions on students and asylum seekers, for instance, could be re-evaluated to ensure that Denmark remains an attractive and fair place for international talent and refugees.

It seems necessary to me that Denmark also engages more proactively with international and European institutions. Cooperation, dialogue, and transparency could help mitigate potential legal conflicts and enhance Denmark’s credibility on the global stage. In my opinion, ignoring international obligations or pushing too far could create long-term challenges that outweigh short-term gains.

Finally, I think Denmark’s model may serve as both a lesson and a warning for other European countries. While it demonstrates a firm, well-structured approach to controlling migration, it also raises critical questions: How far should a country go in prioritizing national interests over individual rights? How can Europe maintain unity while respecting national sovereignty? In my view, these are the questions we all need to reflect on as Europe faces ongoing migration challenges.

In conclusion, I believe Denmark’s 2025 policies are a bold experiment. They show that pragmatic migration management is possible, but I also think that without careful ethical and legal consideration, such policies may risk international criticism and domestic moral dilemmas. We should watch closely, reflect critically, and consider what lessons can be applied to other contexts in Europe and beyond.

Türkiye-Çekya

Türkiye – Çekya Maç Önü Analizi

📅 Tarih/Saat: Cuma 29 Ağustos 2025, 14:45
📍 Yer: Arena-Riga

İlk maçın özeti tam olarak bu karede saklı..

Porzingis konuştuğuna konuşacağına pişman olmuştur bu posterin ardından..

Şehmus’un pozisyonun ardından Porzingis’e attığı bakış da cabası..


Kadrolar & Eksikler

Türkiye (Koç: Ergin Ataman):
Alperen Şengün, Shane Larkin, Cedi Osman, Furkan Korkmaz, Omer Yurtseven, Sertaç Şanlı, Adem Bona, Ercan Osmani, Sadık Kabaca, Kenan Sipahi, Sehmus Hazer, Alperen Akyüz.

Çekya (Koç: Ronen Ginzburg):
Vít Krejčí, Ondřej Balvín, Patrik Auda, Jaromír Bohačík, Martin Peterka, Ondřej Sehnal, Vojtěch Hruban, David Jelinek, Tomas Kyzlink, Lukáš Paliza.

Çekya’da son yılların parlayan yıldızı ve takımın bel kemiği olan Jan Veselý ve oyun kurucu Satoransky yok..


👉 Hazırlık maçında Türkiye’nin Çekya’ya karşı çok net bir üstünlük kurmuş olması önemli bir ipucu turnuvaya da hayli sert ve agresif başladık. Bilhassa Alpi o kadar hırslı ve iştahlı ki Adem’i de kendi gibi yükseltecektir turnuva boyunca umarım madalya yolunda..

Millilerimizde;

  • Alperen merkezli yarı saha hücumu → short roll dağıtıcı, alçak posttan pas dağıtımı.
  • Larkin’in PnR yönlendiriciliği → drive sonrası köşelerde Cedi/Furkan şut opsiyonları ve;
  • Fiziksel ve atletik uzunlarla ribaund üstünlüğü kurma gibi hayli baskın avantajlarımız bu maçta da baskın olacaktır.

Çekya’da; Koç== (Ronen Ginzburg):

  • Krejci liderliğinde sabırlı set oyunu → bol pas, sabırlı hücum genelde tercih ettikleri oyun kurgusu modeli.
  • Hruban & Jelinek üzerinden topsuz katlar ve şut opsiyonları yaratabiliyorlar.
  • Genel olarak tempo düşürüp yarı saha düzenine zorlayan, hücum ribaundlarına yüklenen bir takım.

KRİTİK EŞLEŞMELER;

🏀 Alperen Şengün – Ondřej Balvín

  • Çekya’nın boyalı alan savunması Balvín’in fiziğine ve mobilitesine bağlı.
  • Hazırlık maçında Alperen post-up’larla çok rahat skor buldu, Çekya bu kez daha sert ikili sıkıştırma getirebilir.
  • Kritik nokta: Alperen’in pas trafiğini kesmek ama; bu da Cedi/Furkan’ın boş şutlarına yol açacak.
  • Bizim açımızdan faul yönetimi çok kritik; özellikle Bona’dan savunmada enerji beklenebilir ilk maçta çok iş düşmedi ona..Şehmus Hazer’in ve Furkan’ın ekstra üçlükleri ve dış şut tehditleriyle..

⚡ Shane Larkin – Krejci

  • Larkin patlayıcılığı ve şutu ile açık avantaj sahibi.
  • Krejci ise uzun boylu (2.01 m) bir guard → Larkin’i post-up’larla zorlayabilir.
  • Çekya’nın planı: Larkin’in hızını yarı sahada sınırlayıp switch sonrası post-up oynamak olacaktır.
  • Koç Ergin hocanın temelde planı ise Çekya maçı özelinde; Larkin’in penetrelerinden sonra dış şut tehditlerini aktif tutmak ve ilk maçta gördüğümüz performansın paralelini beklemek olacaktır.

🎯 Hruban & Jelinek – Cedi & Furkan

  • Hruban ve Jelinek sürekli topsuz hareketle şut arayan oyuncular → Dāvis/Dairis Bertāns’a benzer profilleri diyebiliriz ilk maça kıyasla..
  • Burada konsantrasyon kaybı anında üçlük olarak döner ancak Portekiz maçında hücumda çok kısır kaldılar zira kadrolarındaki eksiklikler had safhada.
  • Cedi’nin savunma disiplini ve Furkan’ın fiziksel teması belirleyici olacaktır.

Ribaund & Fiziksellik

  • Çekya özellikle hücum ribaundlarında çok agresif; Balvín ve Auda ikinci şans sayıları yaratıyor.
  • Bizim zaafımız → bazen “topu izleyip adamı unutma” hatası. Box-out yapılmazsa cezayı keserler.
  • Avantajımız → Bench de Adem Bona ve Ömer Yurtseven’in fiziksel üstünlüğü. Eğer sertlik koyarsak ribaundları domine edebiliriz ki bunu turnuva boyunca yapacağımızın sinyallerini ev sahibine karşı baştan sona domine ettiğimiz ilk maçta gördük hakeza Cedi ve Alpi’nin açıklamalarına da bu yansıdı.

Bench Katkısı

Türkiye:

  • Şehmus Hazer → topsuz koşular ve hızlı penetrelerle oyunun ritmini değiştiriyor.
  • Sertaç Şanlı & Sadık Kabaca → pick&pop tehdidi ve ribaund katkısı.
  • Kenan Sipahi → kısa süreli tempo kontrolü, Larkin’i dinlendirme avantajı.

Çekya:

  • Bohačík & Peterka → dış şut katkısı.
  • Sehnal → enerjik guard, kısa sürede tempo getiriyor.

Tempo & Oyun Dengesi

  • Çekya oyunu yavaşlatmak isteyecek. Hücumda hiç üretken değiller bu yüzden skoru 60-70 bandında tutmak isteyecekler her iki takım adına da ki bu bizim dış şutlardaki performansımıza bağlı daha ziyade Çeklerin savunmasından çok.
  • İlk maçta ekstra üçlükler ve 40 dk nın tümüne yayılan hırsımız bizi rahatlatmıştı.
  • Larkin’in yaratıcılığı ve ribaund çıkışlarıyla tempoyu artırmak zorundayız.
  • Tempoyu kim belirlerse maçın kontrolünü o alıcaktır.

Sonuç & Tahmin

  • Türkiye: Fiziksel üstünlük + Alperen’in liderliği + Larkin’in yaratıcılığı.
  • Çekya: Tecrübeli guard Satoransky’nin yokluğu + disiplinli yarı saha düzeni.
  • Maçın kaderi → Krejci’nin Larkin karşısındaki savunma performansı.

👉 Son bölüme kadar dengeli gidebilir. Ancak Türkiye’nin bench enerjisi, ribaund üstünlüğü ve Alperen’in iç-dış pas dağıtımıyla farkı yaratacağını düşünüyorum.
Tahminim: Türkiye maçı 5,6 hücum pozisyon farkıyla yani 10-15 sayı arası farkla kazanır.

Başarılar 12 Dev Adam !

Vevey Riviera Basket-İsviçre Basketbol Federasyonu

İşbu karar; İsviçre Basketbol Ligi’nde (Swiss Basketball) kulüp lisansının reddedilmesine ilişkin bir temyiz başvurusunu konu almaktadır. Karar, 3 Aralık 2024 tarihinde verilmiş olup, 1 Kasım 2024 tarihinden itibaren geçerli olan bir düzenlemeyi içermektedir.

⚖️ Olayın Arka Planı

Taraflar:

  • Başvuran: Vevey Riviera Basket Kulübü
  • Cevap Veren: İsviçre Basketbol Federasyonu

Olayın Gelişimi:

  • Vevey Riviera Basket Kulübü, lisans başvurusu sırasında gerekli belgeleri ve bilgileri tam olarak sunmamıştır.
  • Swiss Basketball, kulübün lisans başvurusunu reddetmiştir.
  • Kulüp, bu karara itiraz ederek CAS’a başvurmuştur.

🧾 CAS Değerlendirmesi

  • CAS, kulüp temsilcilerinin duruşmaya katılımının, tarafların eşitlik ilkesine ve dinlenilme hakkına saygı gösterilmesi açısından önemli olduğunu vurgulamıştır.
  • Kaldı ki; her iki tarafın da duruşmada temsil edilme hakkı, adil yargılanma ilkesinin bir gereğidir.

Prosedürün Uygulanması:

  • Hızlandırılmış prosedürlerin, tarafların savunma haklarını kısıtlamadan uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
  • Taraflara, itirazlarını sunma ve karşı tarafın görüşlerini değerlendirme fırsatı verilmelidir.

Delil Sunumu ve Değerlendirilmesi:

  • Tarafların, başvurularında sunmadıkları delilleri daha sonra sunmalarının, ancak bu delillerin dava sürecini etkileyecek nitelikte olması durumunda kabul edilebileceği ifade edilmiştir.
  • Yeni delillerin sunulması, yalnızca olağanüstü durumlarda ve geçerli gerekçelerle mümkündür.

Temyiz Mahkemesinin Yetkisi:

  • CAS, temyiz mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin kararını onaylama, bozma veya değiştirme yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir ancak; temyiz mahkemesinin kararları, yalnızca başvurulan davaya ilişkin olmalıdır ve yeni davaların açılmasına neden olamaz.

✅ Sonuç ve Pratik Çıkarımlar

  • Kulüp Sorumluluğu: Kulüpler, lisans başvurularında gerekli tüm belgeleri ve bilgileri eksiksiz sunmakla yükümlüdür.
  • Adil Yargılanma: Tarafların eşitlik ilkesine ve dinlenilme hakkına saygı gösterilmesi, adil yargılanmanın temel unsurlarındandır.
  • Delil Sunumu: Taraflar, başvurularında sunmadıkları delilleri daha sonra sunmak istediklerinde, bu delillerin dava sürecini etkileyecek nitelikte olması gerekir.
  • Prosedür Uygulaması: Hızlandırılmış prosedürler, tarafların savunma haklarını kısıtlamadan uygulanmalıdır.

İşbu karar; kulüplerin lisans başvurularında dikkatli olmalarını ve başvurularını eksiksiz ve zamanında sunmalarının önemini vurgulamaktadır.

CAS, Vevey Riviera Basket Kulübü’nün itirazını kısmen kabul etmiş, ancak lisans başvurusunda eksiklikler bulunduğu gerçeğini de göz önünde bulundurarak kulübün tamamen haklı olduğunu söyleyememiştir. Mahkeme, Swiss Basketball’in başvuruyu reddetme yetkisinin bulunduğunu ve federasyonun lisanslama kriterlerini uygulamada temel bir takdir hakkına sahip olduğunu tespit etmiştir. Öte yandan CAS, kulübün duruşmada işbirliği göstermesi, eksik belgeleri eklemesi ve itiraz sürecinde prosedürleri doğru şekilde takip etmesi gibi iyi niyetli çabalarını dikkate alarak cezanın veya başvuru reddinin tamamen onaylanmasını engellemiş, bazı hafifletici tedbirlerin uygulanabileceğini belirtmiştir. Sonuç olarak, hem federasyonun yetkisi hem de kulübün iyi niyetli çabaları dengelenmiş, hakem mahkemesi federasyon lehine ama kulüp zararını minimize edecek bir çözümle kararını vermiştir.

Universitatea Craiova-Başakşehir

Başakşehir, Konferans Ligi gruplarına kalabilmek için Romanya temsilcisi Universitatea Craiova ile rövanş maçına çıkıyor. İstanbul’daki ilk maçta sahadan 2-1 mağlup ayrıldık ve bu skor, rövanş için işi son derece zorlaştırıyor. Üstelik maç Romanya’da oynanacak; saha ve skor avantajı tamamen rakibin elinde. Taraftar desteği de yok, yani psikolojik olarak da dezavantajlıyız.

Çağdaş hocanın oyun anlayışı avrupa maçları özelinde; topa sahip olmayı ve dikine, tempolu oyunu istiyor. Viking turunda bu anlayış başarıyla uygulandı özellikle; Deniz ile Selke’nin etkinliği turu geçmemizde belirleyici oldu ancak; Craiova karşısında aynı başarıyı tekrar etmek hayli zor görünüyor. Rakip, savunma organizasyonunda ve alan kapamada disiplinli; pas hataları sınırlı ve ön alan baskısına karşı hazırlıklı ve muhtemeldir sürekli de oyunun durması adına hayli ağır bir tempoyla oynayacaklardır..Sık sık duran bir maç izleyeceğiz.

İlk maçta da gördük; Craiova pas trafiğini kontrollü kullanıyor, hızlı kontrataklarla tehlike yaratabiliyor. Başakşehir’in hücum hattı en azından şimdilik belki de uyum sorunu sebebiyle fazla yaratıcı değil, topa sahip olsak da pozisyon üretmekte zorlanabiliyor. Merkezden dikine hızlı paslarla pozisyon yaratma planı, rakibin bloklarına takılabilir. Deniz ve Selke’nin çabaları sınırlı kalabilir, özellikle savunma arkasına uzun toplar atılması gereken alanlarda etkili olamayabiliriz.

Savunmada da dikkatli olmak lazım ama nereye kadar; Craiova kanatlardan gelen ortalar ve hızlı kontrataklarla gol bulmaya çalışacak ve bulacaklardır da.

Savunmadaki bireysel hatalar rövanşta daha da maliyetli olabilir.

Genel tabloya bakıldığında Başakşehir’in gruplara kalma şansı hayli düşük.

İlk maçta meydana gelen dezavantajlı skor, saha avantajının rakipte olması ve takımın sınırlı yaratıcılığı birleşince; sıkıcı ve tempolu olmayan bir maç izlememiz muhtemel. Craiova kontrollü ve risk almadan sonuca gitmeyi tercih edecek.

Craiova’da dikkat edilmesi gereken isimler; stoper lideri Alexandru ve kanat organizatörleri Popescu ile Mitrea.

Başakşehir’de umut bağlanabilecek oyuncular ise; Shomorudov ve Selke. Ancak onları da rakibin baskısı altında etkili görmek zor.

Sonuç olarak; Başakşehir’in gruplara kalma ihtimali düşük ve rövanş muhtemelen dengeli , sıkıcı bir mücadele olacak. Taktiksel ve bireysel hatalardan kaynaklanabilecek küçük fırsatlar dışında, normal sürede skoru lehe değiştirmek oldukça zor görünüyor.

Temsilcimize başarılar..

Samsunspor-Panathinaikos

O gün geldi çattı. Atatürklü arma yeniden Avrupa’da demek istiyoruz ama işimiz hiç de kolay değil. Sezon bitiminden beri Avrupa’daki rakibin analizini yapmayı çok bekledim Samsunspor için. Yunanistan takımı Panathinaikos geldi.

Samsunspor bu maçta geçen yıl bilhassa iç sahada oynadığı kendi oyun sistemine devam etmeli. Tam da kendisinin isteyeceği tempoda bir rakip iç sahada.

Tabii ki ligimizdeki bu tarzdaki takımlar kadar düşük kalitede değil daha az hata yapıyorlar ama yine de Samsunspor faydalanabilir. 2-1 lik ilk maçta Pana savunmasının epey iyi olduğunu gördük attığımız golde de zaten ön direk koşusunda duran topta etkili olabildik.

Panathinaikos takımı oyun kurulumunda pas hatasına çok müsait. Özellikle oyun yönü değiştirirken kısa düşen ve isabetsiz pasları görebiliyoruz. Bu noktada Samsunspor futbolcuları daha uyanık ve konsantre olmalılar. Ön alan baskısı konusunda da Samsunspor kontrollü şekilde baskı yaparsa rakip savunmacıları panikletebilirler.

Yine de kontrollü ama ön alan baskısı yüksek şekilde dengeli davranılmalı. Bir başka zaafiyetleri de top uzaklaştırma konusu. Pana oyuncuları topu merkeze uzaklaştırmaya çalışıyor ve düşen topları genelde rakibe bırakıyorlar bu anlarda derine tek paslar ile Samsunspor hücum oyuncuları ceza sahasına girebilir.

Samsunspor’un bu maçta seri pas oyununu becerebilmesi önemli. Top çevşrirken ve hücum ederken paslaşmalar yavaş kalırsa, tempo düşüklüğünde pozisyon yaratmak Pana’ya karşı neredeyse imkansız. Kontrol pas ve tek pas şeklindeki hücum yönünü anlık değiştiren oyun kurulumu Samsunspor ‘un pozisyon bulmasını kolaylaştıracaktır.

2’ye ler ve 3’er 1 ler bulacağımız inancındayım genel kanının aksine turun Samsunspor’a yakın olduğunu düşünüyorum. Shakhtar rövanşında oynadıkları oyun tur için hiç yeterli değilken imdatlarına hakem ve Shakhtar’ın tecrübesiz oyundan atılan oyuncusu yetişti aslında. Ön alanda hiç kreatif olamadılar gerek Shakhtar turunda her iki maçta gerekse evlerindeki turun ilk maçında..

Panathinaikos hücumlarında en dikkat çekici nokta kenar ortaları. Özellikle sağ kanat. Kenar pozisyon oyuncularının son derece etkili ortaları var. Öncelikle Samsunspor bek oyuncularının rakiplerini döndürmeden baskı uygulaması ve rakibe yakın durmaları gerekiyor. Aksi takdirde çok isabetli ve tehlikeli ortalar ceza sahası içerisinde stoperleri ve kaleci Okan’ı zorlayacaktır. Bir parantez buradan Okan’a açmak gerekiyor bu takımın avrupada var olma sebeplerinden biri de çok net Okan. Elbette kalecilerin de hatalı gol yeme lüksleri var ve Okan da ilk maçta bu krediyi yedi. Rövanşta çok daha dikkatli ve garantili oynayacaktır. Maçın adamı olmasını bekliyorum.

Yine benzer bir önlem de ceza sahası çevresinde alınmalı. Ortalardan sonra seken toplara hızlı hamle gelmezse rakip tekte şut deniyor. Bu konuda da seri hamle yapmak lazım.

Samsunspor daha çok merkezi ve iç koridoru kullanarak pozisyon yaratmalı. Rakip çizgiye paralel dış koridor ve kanatlarda sayıca üstün ve etkili olduğu için merkezde zaafiyet gösteriyorlar. Merkezden dikine oyunu tempolu şekilde başarabilirsek rakibi bunaltırız ancak; kanatlarda top çevresinde uygun pozisyon almazsak da etkili ortaları ve pozisyonları rakibe veririz. Her iki takım da bu dengeyi ve saha paylaşımını iyi yapmaya çalışacaktır. Bunu en iyi yapan takım skoru ele geçirir.

Samsunspor, ilk maçı Yunanistan’da 2-1 kaybettikten sonra, gruplara kalabilmek için Yeni 19 Mayıs Stadyumu’nda Panathinaikos’u ağırlıyor. İlk maçta bulduğu gol, rövanş için umut verse de, turu geçebilmek için en az 2 farklı galibiyet gerekiyor. Bu tablo, maçın başından sonuna kadar Samsunspor’un agresif ve cesur bir oyun oynamasını zorunlu kılıyor.

Yunanistan’daki maçta Samsunspor, özellikle ikinci yarıda oyun disiplinini kaybederek rakibin hızlı kontrataklarına açık verdi. Topa sahip olma oranı %48 civarındaydı, pas isabet oranı ise %77 idi. Carlo Holse ve Musaba’nın sakatlıkları nedeniyle sahada olmamaları, orta saha ve kanatlarda yeterli dinamizmi sağlayamadı. Panathinaikos ise ; savunma disiplininden ödün vermeyerek, özellikle Erik Palmer-Brown ve Kiriakopoulos’un önderliğinde Samsunspor’un net pozisyon üretmesini engelledi.

Samsunspor’un rövanşta uygulaması gereken temel strateji, erken golle rakibi baskı altına almak. Ev sahibi avantajı ve taraftar desteği, psikolojik olarak takıma büyük katkı sağlayacak. Orta sahada Holse ve Musaba’nın dönüşü, takımın hem hızlı top dolaşımı hem de kanatlardan da ekstra etkili hücum üretmesi açısından kritik.

Panathinaikos, deplasmanda avantajlı bir skorla sahaya çıkıyor. Savunmada disiplinli kalıp hızlı kontrataklarla Samsunspor’un açığını kollayacaklar. Özellikle savunmada bekler arkasına atılacak toplara karşı dikkatli olunması gerekiyor.

Samsunspor ‘ da 4 ana parçanın işlemini tam ve eksiksiz görmesi gerekiyor tur için;

Holse, Musaba, Marius ve Okan..

  • Panathinaikos‘da ise; Erik Palmer-Brown, Kiriakopoulos ve Alexandropoulos kritik isimler olacak..

Sonuç beklentim;
Samsunspor’un gruplara kalması için 2 farklı galibiyet alması gerekiyor, bu da hücum hattının yüksek performans göstermesini zorunlu kılıyor. Maçın başlama düdüğüyle birlikte atak pres ve kanatlardan hızlı hücumlar, Samsunspor’un şansını artıracak en önemli faktör. Panathinaikos’un ise savunmada sağlam durması ve kontra fırsatları değerlendirmesi turu belirleyecek.

Rövanş, Samsunspor için tarihi bir fırsat. Taraftar desteği, takımın eksiklerinin dönmesi ve agresif oyun planı birleştiğinde sürpriz bir sonuç ihtimali her zaman var ancak; Panathinaikos’un disiplinli savunma anlayışı ve deneyimi, maçın kritik dakikalarında belirleyici olacak. Ben penaltılara dahi gidebilecek denklikte ve sertlikte bir maç bekliyorum. Normal sürede gruplara kalan bir takım olacağını düşünmüyorum.

Temsilcimize yürekten başarılar..

La Seguridad Infantil y la Prohibición de que Personas con Antecedentes de Violencia Trabajen con Niños

Introducción

La seguridad de los niños se considera una de las responsabilidades fundamentales de las sociedades modernas. Las personas que trabajan en los ámbitos de la educación, la salud y los servicios sociales están obligadas a proteger la integridad física y psicológica de los menores. Sin embargo, en algunos casos, las disposiciones legales vigentes que permiten que adultos con antecedentes de violencia trabajen con niños pueden poner en riesgo su seguridad.

El partido CHA, con sede en Zaragoza, presentó en 2025 una propuesta para prohibir que las personas condenadas por violencia doméstica trabajen con niños. Esta iniciativa no solo busca aumentar la conciencia social, sino también visibilizar los vacíos legales existentes. La propuesta contempla modificaciones en la legislación de protección infantil y establece la obligatoriedad de contar con certificados de seguridad para obtener permisos de trabajo.

Revisión de la Literatura

Al revisar la literatura sobre leyes de protección infantil y la participación de personas con antecedentes de violencia en trabajos con menores, se observan diversas prácticas en distintos países:

  • Suecia y Noruega: Las personas que trabajan con niños deben contar con un historial limpio no solo en relación con delitos sexuales, sino también respecto a violencia doméstica u otros delitos graves.
  • Reino Unido: A través del sistema Disclosure and Barring Service (DBS), las personas con antecedentes de violencia son excluidas de los servicios educativos y de atención infantil.
  • España: La legislación vigente limita la verificación de antecedentes de quienes trabajan con niños a delitos sexuales; la violencia doméstica u otros tipos de violencia no están incluidos en este control.

Estas comparaciones subrayan la importancia y urgencia de la propuesta del CHA. La ausencia de una regulación similar en España genera una deficiencia significativa en la protección infantil.

Situación Jurídica Actual

Las leyes españolas actuales obligan a que las personas que trabajan en educación y servicios sociales estén libres de antecedentes por delitos sexuales contra menores. Sin embargo, no existe tal restricción para quienes tengan antecedentes de violencia doméstica. Esta laguna permite la contratación de personas con historial de violencia en instituciones educativas y representa una amenaza para la seguridad infantil.

La regulación propuesta por el partido CHA busca cerrar este vacío. Según la propuesta:

  • Las personas condenadas por violencia doméstica no podrán trabajar con niños.
  • Se exigirá un certificado de seguridad para obtener permisos de trabajo.
  • Las instituciones educativas y de servicios sociales estarán obligadas a verificar los antecedentes del personal conforme a esta ley.

Reacción Social y Activismo

Las propuestas legislativas que afectan directamente la seguridad infantil generan amplia repercusión en distintos sectores de la sociedad. En el caso de Zaragoza, el escándalo en el Instituto Goya y la posterior campaña “Docentes Decentes” demostraron el poder del activismo social.

Esta campaña, formada con la participación activa de familias y estudiantes, reunió más de 48.000 firmas y logró ser llevada directamente al Congreso. Lo relevante aquí es que la sociedad no solo puede influir en los legisladores, sino también ser un actor activo en los procesos legales. Este tipo de reacción social aumenta la efectividad de las leyes y dificulta que los políticos desestimen el tema.

A nivel individual, cada padre y educador tiene la responsabilidad de garantizar la seguridad de los niños. El activismo social no solo representa un movimiento colectivo, sino que también recuerda a los individuos su deber de proteger los derechos de los menores y prevenir la violencia.

Análisis de Políticas

La propuesta del CHA no es solo una solicitud de cambio legal, sino también un indicador político relevante. La iniciativa impulsa al gobierno a revisar sus políticas de derechos infantiles y a elevar los estándares de seguridad en educación y servicios sociales.

Desde el punto de vista político:

  • Interacción entre gobierno y oposición: Un partido pequeño como el CHA puede llevar una propuesta al Congreso gracias al apoyo social, demostrando el poder de la sociedad civil en un sistema democrático.
  • Respuesta del gobierno: Se crea una obligación política de actuar en la seguridad infantil y prevención de la violencia doméstica, abriendo oportunidades para la futura expansión de leyes de protección infantil y de mujeres.

De manera individual, una propuesta como esta sirve a los legisladores como recordatorio tanto de la presión social como de la responsabilidad legal.

Comparaciones Internacionales

Las prácticas internacionales muestran claramente la relevancia y necesidad de la regulación propuesta:

  • Reino Unido: El sistema Disclosure and Barring Service (DBS) impide que personas con antecedentes de violencia o delitos sexuales trabajen en educación y servicios sociales.
  • Suecia: Los antecedentes de quienes trabajan en educación y servicios infantiles se revisan no solo por delitos sexuales, sino también por violencia doméstica.
  • Alemania: Para el personal de servicios sociales, los antecedentes de violencia son considerados y se realizan evaluaciones de riesgo periódicas.

Actualmente, en España solo se revisan los antecedentes por delitos sexuales, sin considerar la violencia doméstica. Por ello, la propuesta del CHA es crucial para alinearse con normas internacionales y mejorar los estándares de seguridad infantil.

Desde una perspectiva individual, la protección de los niños no es solo una cuestión nacional, sino también una responsabilidad coherente con las normas internacionales de derechos infantiles.

Posibles Efectos y Conclusiones

Si la propuesta se convierte en ley, sus efectos serán evidentes tanto a corto como a largo plazo:

  • Mayor seguridad infantil: Se impedirá que personas con antecedentes de violencia trabajen con niños, reduciendo significativamente los riesgos.
  • Fortalecimiento de la conciencia social: La sociedad se volverá más sensible a los derechos de los niños y a la violencia doméstica.
  • Elevación de estándares legales: Se implementarán nuevos protocolos de seguridad para quienes trabajen en educación y servicios sociales.
  • Incremento de la participación política: El apoyo social y el activismo facilitarán leyes más efectivas y aplicables.

En conclusión, la propuesta del CHA es una iniciativa clave para la protección infantil, la concienciación social y la mejora de la regulación legal. A nivel individual, refuerza la responsabilidad de cada adulto en la seguridad de los niños.

Conclusiones y Recomendaciones

La propuesta del CHA representa un punto de inflexión importante para la seguridad infantil en España. Los vacíos legales existentes no impiden que personas con antecedentes de violencia doméstica trabajen en educación y servicios sociales, lo que constituye una amenaza directa para la protección de los menores.

Si la propuesta se convierte en ley:

  • Todas las personas que trabajen con niños deberán pasar un control de antecedentes tanto por delitos sexuales como por violencia doméstica.
  • Las instituciones educativas y los servicios sociales contarán con un marco legal más sólido para garantizar la seguridad del personal y de los menores.

Recomendaciones:

  • Los controles de antecedentes deben actualizarse periódicamente.
  • Todo el personal que trabaje en educación y servicios sociales debe recibir formación en derechos infantiles y prevención de la violencia.
  • La ley debe aplicarse no solo a educadores, sino a todos los profesionales que tengan contacto directo con niños.
  • Se deben promover campañas y seminarios para aumentar la conciencia social sobre la protección infantil.

Perspectivas Futuras y Propuestas de Política

Los efectos a largo plazo de esta regulación son significativos para los derechos de los niños y la salud social:

  • Elevación de los estándares de seguridad infantil: Se elimina la posibilidad de que niños entren en contacto con personas con antecedentes de violencia.
  • Fortalecimiento de la conciencia social: Familias, educadores e instituciones asumirán sus responsabilidades de manera más consciente.
  • Refuerzo del marco legal: Las leyes de protección infantil se alinearán con normas internacionales.

Propuestas de política:

  • Crear un sistema nacional de registro de protección infantil.
  • Desarrollar protocolos estándar de evaluación de riesgos para instituciones educativas y de servicios sociales.
  • Ampliar la formación en seguridad infantil mediante la cooperación entre sociedad civil y Estado.

Desde una perspectiva individual, estas medidas no solo representan un cambio legal, sino también un fortalecimiento del sentido de responsabilidad social hacia los niños.

Evaluación Final;

La propuesta del CHA constituye una iniciativa crucial para la protección de los niños y la seguridad de aquellos que han sido víctimas de violencia doméstica. La reacción social y el activismo han llamado la atención de los legisladores, logrando que la propuesta llegara al Congreso.

Esta regulación no solo supone un cambio legal específico de España, sino que también puede considerarse un ejemplo de política de derechos infantiles coherente con normas internacionales.

A nivel individual, refuerza la responsabilidad de cada adulto en la seguridad de los niños y demuestra la importancia que la sociedad concede a los derechos infantiles, abriendo el camino para futuras iniciativas similares.

En conclusión, la propuesta del CHA se presenta como un modelo integral que combina derechos infantiles, conciencia social y reformas legales, generando impactos concretos y duraderos en la protección de los niños a corto y largo plazo.