Kupa el değiştirdi..
Afrika futbolunun son yıllarda gördüğü en tartışmalı final, sahada oynanan 120 dakikadan çok, o 120 dakikanın ardından verilen bir kararla hatırlanacak gibi görünüyor. Senegal ile Fas arasında oynanan Afrika Uluslar Kupası finali, futbolun klasik “kazanan sahada belirlenir” ilkesini zorlayan bir sürecin merkezine yerleşti çünkü; bu karşılaşmada kazanan önce sahada belirlendi, ardından masa başında değiştirildi.

Olayın kronolojisi aslında ilk bakışta oldukça basit.
Final karşılaşması büyük bir rekabet içinde oynandı, normal sürede eşitlik bozulmadı ve uzatmalara gidildi. Senegal, uzatmalarda bulduğu golle maçı 1-0 kazandı. Kupa kaldırıldı, şampiyon ilan edildi ve organizasyonun sportif sonucu netleşti ancak; bu sonuç, maçın içinde yaşanan bir olay nedeniyle kalıcı olmadı.
Karşılaşmanın kırılma anı, Fas lehine verilen bir penaltı kararıydı.

Hakem ilk değerlendirmesinde oyunu devam ettirmiş, pozisyonu ihlal olarak görmemişti ancak; son yıllarda hayli tartışılan Video Yardımcı Hakem (VAR) incelemesi sonrası karar değiştirildi ve penaltı verildi. Bu noktadan sonra saha içi tansiyon hızla yükseldi. Senegal oyuncuları karara yoğun şekilde itiraz etti; itirazlar kısa sürede teknik heyetin de dahil olduğu bir protestoya dönüştü.
Kalidou Koulibaly başta olmak üzere birçok oyuncu hakemin etrafını sararken, orta sahada Idrissa Gana Gueye de itirazlara katıldı. Senegal cephesinde oluşan bu kolektif tepki, kısa süre içinde kontrol edilemez hale geldi ve takım sahayı terk etti. Bu an, maçın değil ama sürecin kaderini belirleyen kırılma noktasıydı.
Sahayı terk etme eylemi kalıcı olmadı.

Senegal oyuncuları kısa süre sonra Sadio Mane önderliğinde sahaya geri döndü ve maç tamamlandı. Hatta bütün bu gerilimin ardından Senegal’in uzatmalarda gol bulması, sahadaki hikâyeyi dramatik bir zafere dönüştürdü ancak; daha sonra yaşanacaklar, bu sportif hikâyeyi tamamen gölgede bıraktı.

Afrika Futbol Federasyonu, karşılaşma sonrasında süreci disiplin boyutuyla ele aldı. İnceleme, sahayı terk etme eylemi üzerine kuruldu. CAF’ın turnuva talimatları, bu tür bir durumda uygulanacak yaptırımı açık biçimde düzenliyor: Hakemin kontrolü dışında sahayı terk eden takım, hükmen mağlup sayılır. Bu hüküm doğrultusunda Senegal’in galibiyeti geçersiz kabul edildi ve maç sonucu 3-0 olarak hükmen Fas lehine tescil edildi. Böylece kupa Senegal’den alınarak Fas’a verildi.

Fas cephesi, bu kararı başından itibaren hukuki ve prosedürel bir çerçeve içinde savundu. Fas Futbol Federasyonu’nun açıklamalarında, alınan kararın bir yorum değil, açık kuralların uygulanması olduğu vurgulandı. Açıklamalarda özellikle “oyunun kesintiye uğratılması” ve “hakem otoritesinin ihlali” kavramları öne çıkarıldı. Fas tarafı, tartışmayı hakem kararının doğruluğu üzerinden değil, sahayı terk etme eyleminin doğrudan sonuçları üzerinden yürüttü.


Senegal Futbol Federasyonu ise; bambaşka bir yaklaşım benimsedi.
Yapılan açıklamalarda karar, “orantısız”, “emsalsiz” ve “sporun temel ilkelerine aykırı” olarak nitelendirildi. Senegal tarafı, sahayı terk etme eyleminin bağımsız bir ihlal olarak değerlendirilemeyeceğini, bunun doğrudan tartışmalı bir hakem kararının sonucu olduğunu savundu. Ayrıca maçın tamamlandığı ve sonucun sahada belirlendiği gerçeğine dikkat çekilerek, sonradan verilen hükmen mağlubiyet kararının “sportif gerçekliği ortadan kaldırdığı” ifade edildi.


Bu iki açıklama arasındaki fark, dosyanın özünü ortaya koyuyor. Bir tarafta kuralların mutlak uygulanmasını savunan bir yaklaşım, diğer tarafta oyunun ruhunu ve sahadaki sonucu esas alan bir bakış açısı var.
Sahadaki oyuncular açısından bakıldığında tablo daha da çarpıcı hale geliyor.
Bugün gelinen noktada, aynı maç için iki farklı gerçeklik söz konusu. Sahada kazanılan bir maç ve resmi kayıtlarda kaybedilmiş bir final. Bu durum, sadece iki ülke arasında bir tartışma yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda Afrika futbolunun yönetim yapısı, karar alma süreçleri ve hakem denetim mekanizmaları hakkında daha geniş bir sorgulamayı beraberinde getiriyor.
Dosyanın bundan sonraki aşamasında gözler büyük ölçüde CAS’a çevrilmiş durumda çünkü; bu tür uyuşmazlıklarda nihai değerlendirme çoğu zaman burada yapılıyor. CAS’ın vereceği olası bir karar, yalnızca bu finalin sonucunu değil, benzer durumlarda uygulanacak hukuki yaklaşımı da belirleyecek ancak; tüm hukuki süreçlerden bağımsız olarak ortada hâlâ cevaplanmamış temel bir soru var:
Bir futbol maçının sonucu, oynandığı anda mı kesinleşir, yoksa sonradan yapılan değerlendirmelerle değiştirilebilir mi?
Senegal – Fas finali, bu sorunun teorik değil, somut bir örnek üzerinden tartışıldığı nadir olaylardan biri olarak şimdiden futbol tarihindeki yerini almış durumda..
Kendi değerlendirmemi eklemek gerekirse, burada temel prensiplerden biri olan “kazanılmış hak elden alınamaz” kuralı ciddi şekilde gündeme geliyor. Senegal sahada 120 dakika boyunca mücadelesini verdi, uzatmalarda golünü attı ve kupayı kaldırdı. Bu, sportif anlamda kazanılmış bir haktır. Ancak federasyon kararıyla bu hak, sahadaki gerçekliği görmezden gelerek elinden alındı. Bu, hukuk ve spor mantığı açısından sorgulanması gereken bir durumdur.
Benim kanaatim şu: Eğer sahada bu kurallar uygulanmadıysa, sorumlular hakemlerdir. Penaltı pozisyonunu yanlış değerlendiren, VAR’a rağmen müdahale etmeyen ve sürecin gidişatını kontrol edemeyen hakemlerdir. Yani kuralların açık olduğu bir ortamda, uygulamayanların bedeli, doğrudan müsabakanın sonucunun karşı taraf lehine değişmesiyle Senegal’e çıkarılamaz. Bu adil değildir.
Bu nedenle, en adil çözümün mücadelenin yeniden oynanması olduğunu düşünüyorum zira bu bir kural hatasıdır. Böylece hem sahada kazanılmış hak korunur hem de kuralların uygulanmaması sorumluluğu doğru yere konmuş olur.
CAS da benzer bir mantıkla, kuralların işletilmediği durumlarda sadece sonuç değiştirmek yerine, adaletin tesis edilmesini sağlayacak bir çözüm önerebilir.
CAS’tan çıkacak karar, yalnızca bu finalin sonucunu değil, benzer olaylarda uygulanacak hukuki yaklaşımı da belirleyecek şekilde emsal teşkil edecektir.
Şimdi konuyu bir adım daha ileri taşıyalım çünkü; bu dosya artık sadece bir “maç sonucu” meselesi değil; doğrudan ekonomik sonuçlar doğuran bir uyuşmazlık haline de gelmiş durumda zira; özellikle bahis boyutu, bu kararın en az sportif ve hukuki tarafı kadar önemli.
Senegal ile Fas arasında oynanan finalde yaşananlar, yalnızca kupanın el değiştirmesiyle sınırlı kalmadı. Maçın sahada 1-0 Senegal lehine sonuçlanmasının ardından yapılan bahis ödemeleri, sonradan verilen hükmen mağlubiyet kararıyla birlikte ciddi bir tartışma yarattı çünkü; burada artık mesele şu:
Bir bahis sonucu hangi “gerçekliğe” göre belirlenir?
Bahis sistemleri, doğası gereği kesinlik üzerinden çalışır. Bir maç oynanır, skor oluşur ve buna göre kazananlar belirlenir ancak; bu olayda klasik işleyiş bozuldu.
Sahada oluşan skor ile resmi olarak tescil edilen skor farklılaştı.
Bu da iki ayrı grup ortaya çıkardı:
- Senegal’in kazanacağına oynayıp kazanç elde edenler
- Fas’ın kazanacağına oynayan ama başlangıçta kaybetmiş görünenler
Kararın ardından her iki grup açısından da ciddi problemler meydana çıktı ;
Önce Senegal’in kazanacağına oynayanlar açısından bakalım.
Bu kişiler, maçın oynandığı anda oluşan sonuca göre hak kazandılar. Bahis şirketleri büyük ölçüde bu sonucu esas alarak ödemelerini yaptı.
Yani bu kişiler fiilen kazanç elde etti.
Peki sonradan verilen karar bu kazancı “haksız” hale getirir mi?
Kural olarak hayır..
Çünkü yasal bahisler , genellikle “maçın sahadaki sonucu” üzerinden değerlendirilir ve çoğu platformda şu tür bir düzenleme bulunur:
👉 Sonradan verilen disiplin kararları, bahis sonucunu etkilemez.
Bu çok kritik bir ayrım çünkü; burada bahis şirketi ile oyuncu arasındaki ilişki, spor hukukundan bağımsız bir özel hukuk sözleşmesi niteliğindedir.
Eğer sözleşmede açıkça “resmi tescil sonucu esas alınır” gibi bir hüküm yoksa, ödenmiş kazançların geri alınması hukuken oldukça zordur.
Dolayısıyla Senegal galibiyetine oynayıp kazanan kişilerin elde ettiği gelir, genel çerçevede haksız kazanç olarak değerlendirilmez çünkü; o kazanç, sözleşme anındaki geçerli sonuca dayanır.
Şimdi daha karmaşık olan tarafa gelelim: Fas’ın kazanacağına oynayanlar..
Bu kişiler, maç bittiğinde kaybetmiş sayıldılar ancak; daha sonra verilen kararla birlikte aslında “haklı” olduklarını iddia edebilecek bir zemine kavuştular.
Burada akla gelen ilk soru şu:
Bu kişiler, bahis şirketlerine karşı talepte bulunabilir mi?
Cevap: Büyük ölçüde hayır, ama bazı istisnalar da elbette var.
Çünkü bahis şirketlerinin büyük çoğunluğu, sonuçların belirlenmesinde “maçın tamamlandığı andaki skor”u esas alır. Yani sonradan gelen federasyon kararları, bahis sonucunu değiştirmez. Bu durum, sözleşme şartlarında açıkça düzenlenmiştir.
Ancak eğer bir bahis platformu, kurallarında “resmi tescil sonucu esas alınır” şeklinde bir hüküm içeriyorsa, o zaman durum değişebilir. Bu durumda Fas’a oynayan kişiler, teorik olarak hak iddia edebilir.
Ama pratikte bu tür hükümler oldukça nadirdir.
Burada daha ilginç bir hukuki tartışma başlıyor.
Diyelim ki bir kişi Fas’ın kazanacağına oynadı ve ödeme alamadı.
Sonrasında şu argümanı ileri sürebilir mi:
“Maçın gerçek kazananı Fas’tır, dolayısıyla benim kazanmam gerekiyordu.”
Bu argüman ilk bakışta mantıklı görünse de, hukuki açıdan zayıf kalır çünkü; bahis ilişkisinde “gerçek kazanan” kavramı değil, sözleşmede tanımlanan sonuç esas alınır.
Yani burada belirleyici olan şey, CAF’ın kararı değil; bahis şirketinin hangi sonucu geçerli saydığıdır.
Bir diğer önemli konu ise; sebepsiz zenginleşme tartışması.
Fas’a oynayan bir kişi şu iddiayı ileri sürebilir:
“Karşı taraf haksız yere kazandı, ben kaybettim.”
Ancak bu iddianın kabul edilebilmesi için, karşı tarafın hukuka aykırı bir şekilde kazanç elde etmiş olması gerekir. Oysa burada kazanç, o anki geçerli sonuca dayanarak elde edilmiştir. Bu nedenle klasik anlamda bir sebepsiz zenginleşme durumu oluşmaz.
Peki bu olay toplu dava (class action benzeri) süreçlere konu olabilir mi?
Türkiye’de klasik anlamda toplu dava mekanizması sınırlı olmakla birlikte, tüketici hukuku kapsamında bazı girişimler teorik olarak mümkün olabilir ancak; yine aynı noktaya geliyoruz:
Eğer bahis sözleşmesi sonucu açıkça tanımlamışsa, bu tür davaların başarı şansı oldukça düşüktür.
Burada gözden kaçırılmaması gereken daha büyük bir mesele var.
Bu olay, bahis sistemlerinin ne kadar kırılgan olduğunu da ortaya koyuyor çünkü; sistem şu varsayıma dayanır:
👉 “Maç sonucu kesindir.”
Ama bu dosya bize şunu gösterdi:
Maç sonucu her zaman kesin değildir.
Ve bu durum, sadece oyuncular için değil, bahis sektörü için de ciddi bir risk yaratır.
Sonuç olarak tabloyu net şekilde ortaya koymak gerekirse:
- Senegal’e oynayıp kazananlar → büyük ölçüde haklarını korur
- Fas’a oynayıp kaybedenler → genel olarak hak iddia edemez
- Haksız kazanç iddiası → güçlü bir hukuki karşılık bulmaz
- Dava ihtimali → sözleşme şartlarına bağlı, ama zayıf
Ama bütün bu teknik değerlendirmelerin ötesinde daha büyük bir soru var:
Eğer bir maçın sonucu aylar sonra değiştirilebiliyorsa,
o maç üzerine kurulu ekonomik işlemler ne kadar güvenlidir?
İşte bu soru, sadece bu dosyanın değil, modern futbol ekonomisinin de en kritik sorularından biri..
İran-ABD Gerilimi
İran-ABD ilişkilerinin tarihçesine bakalım;

İran-ABD ilişkileri tarih boyunca adaletsizlik ve müdahalelerle dolu oldu. 1953’te ABD desteğiyle gerçekleştirilen darbe, demokratik şekilde seçilmiş Musaddık hükümetini devirdi ve İran halkının egemenlik hakkına büyük bir darbe vurdu. ABD, kendi stratejik çıkarları uğruna bir ulusun iradesini hiçe saydı.
1979 İran Devrimi, sadece bir rejim değişikliği değildi; halkın onurlu bir direnişiydi. Şah’ın devrilmesi ve ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’ndeki rehineler krizi, İran halkının ulusal egemenliğini koruma mücadelesiydi. ABD’nin İran’ı sürekli tehdit olarak göstermesi adaletsiz ve tek taraflıydı. İran, kendi sınırlarını ve halkını korumaya çalışıyordu.
İlişkiler, ekonomik yaptırımlar ve bölgesel politikalarla daha da gerildi. ABD’nin uyguladığı yaptırımlar, İran halkını hedef alırken, İran’ın nükleer enerji hakkı ve bölgesel güvenliğini koruma çabalarını engellemeye çalıştı. İran bu süreçte her zaman uluslararası hukuka uygun hareket etti; buna rağmen haklı talepleri sürekli tehdit olarak gösterildi.
İran-ABD gerilimi, güç mücadelesi değil; İran’ın bağımsız duruşunu kırma ve bölgesel etkisini azaltma çabasıdır. İran’ın bu süreçteki direnişi, sadece kendi halkına değil, bölgesel barışa ve adalete de hizmet etmektedir.
İran Devrimi ve ABD’nin İlk Tepkileri

İran Devrimi 1979’da Şah’ın devrilmesiyle sonuçlandı ve halkın uzun süredir süren baskıya karşı verdiği onurlu bir mücadeleydi. ABD, devrimi kendi stratejik çıkarlarına tehdit olarak gördü ve hemen düşmanca politikalar geliştirdi. Devrim sonrası İran’ın ulusal kaynaklarını ve bağımsız siyasetini kontrol etme çabaları, ABD tarafından sürekli engellendi.
ABD’nin ilk tepkileri arasında ekonomik ambargolar, diplomatik izolasyon ve propaganda kampanyaları yer aldı. Bu dönemde ABD, İran’ı istikrarsız bir ülke olarak göstermeye çalıştı; oysa gerçek, İran halkının kendi kaderini tayin etme iradesiydi. İran, bu baskılara karşı savunma ve direnme haklarını kullandı.
ABD, İran’ın nükleer ve savunma programlarını hemen tehdit olarak gösterdi. Ancak İran, bu programları barışçıl ve savunma amaçlı yürüttü. İran, ulusal egemenliğini korumak için diplomatik yolları ve uluslararası hukuku sürekli kullandı.
ABD’nin ilk tepkileri, İran’ın bağımsız duruşunu kırmaya yönelikti ve bu durum günümüzde hâlâ devam eden gerilimin temelini oluşturdu. İran, tüm bu baskılara rağmen ulusal birliği ve stratejik bağımsızlığını korudu.
Rehineler Krizi ve ABD’nin Propaganda Savaşı

1979’da yaşanan Tahran Büyükelçiliği rehineler krizi, ABD tarafından sürekli yanlış anlatıldı. ABD medyası ve yetkilileri, İran’ı terörist bir tehdit olarak göstererek uluslararası kamuoyunu manipüle etmeye çalıştı. Oysa gerçek, İran halkının kendi egemenliğini ve devrimini savunma mücadelesiydi.
Rehineler krizi, İran için bir güç gösterisi ve ulusal bağımsızlığın simgesiydi. ABD, bu olayı sadece kendi çıkarlarına uygun şekilde yorumlayarak diplomatik ve ekonomik baskılarını artırdı. Bu süreçte İran, hem halkını hem de devrim kazanımlarını korumak için dikkatli ve stratejik adımlar attı.
ABD’nin propaganda savaşı, İran’ı izole etmeye yönelikti. Ancak İran, bölgesel ve uluslararası ilişkilerde direncini sürdürdü ve kendi meşru haklarını savunmaya devam etti. Bu kriz, ABD’nin İran’a karşı uzun süreli bir düşmanlık politikası izlemesinin başlangıcı oldu.
İran açısından bu dönem, sadece bir kriz değil; aynı zamanda ulusal birliğin ve bağımsız duruşun güçlendiği bir süreçti. ABD’nin tüm saldırgan propagandasına rağmen, İran halkı ve devleti kararlılıkla kendi yoluna devam etti.
ABD’nin İran’a Karşı Ekonomik Yaptırımları

ABD, İran’a karşı ekonomik yaptırımları uzun yıllardır sürdürüyor. Petrol, bankacılık ve ticaret alanlarında uygulanan bu yaptırımlar, İran halkının günlük yaşamını doğrudan etkiliyor. Bana göre bu yaptırımlar, İran’ın bağımsız ve ulusal çıkarlarını koruma çabalarını hedef alıyor.
İran, bu baskılara rağmen direnç gösterdi ve ekonomisini çeşitlendirmeye çalıştı. Yerli üretimi artırmak, alternatif ticaret yolları geliştirmek ve bölgesel ortaklarla iş birliğini güçlendirmek, İran’ın yaptırımlar karşısında aldığı önlemlerden sadece bazılarıdır. ABD’nin amaçladığı gibi İran’ı çaresiz bırakmak mümkün olmadı.
Yaptırımlar, sadece ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir savaş aracı olarak da kullanıldı. Ancak İran halkı ve devlet kurumları bu baskılara karşı birleşti, ulusal birliği güçlendirdi. Bu durum bana göre İran’ın stratejik sabrını ve kararlılığını gösteriyor.
ABD’nin yaptırımları, İran’ın haklı ulusal ve bölgesel duruşunu kırmayı hedefliyor, ama İran her zaman kendi egemenlik ve savunma haklarını korumayı başardı.
Bu süreç, İran-ABD geriliminin günümüzdeki temel yapı taşlarından biri oldu.
Nükleer Program

İran’ın nükleer programı, her zaman barışçıl ve savunma amaçlıydı. ABD ve bazı Batı ülkeleri bunu sürekli tehdit olarak gösterse de, İran uluslararası hukuka uygun hareket etti. Bu bir ülkenin enerji ve teknoloji alanında kendi geleceğini güvence altına alma hakkı, doğal bir egemenlik hakkıdır.
İran, nükleer programını şeffaf şekilde yürüttü ve denetim mekanizmalarına tabi oldu. Ancak ABD, İran’ın meşru haklarını sürekli kısıtlamaya ve yaptırımlarla baskılamaya çalıştı. Bu, bana göre uluslararası adalet ve eşitlik ilkesine aykırıdır.
Nükleer program, İran için sadece enerji üretimi değil; aynı zamanda caydırıcılık ve bölgesel güvenliği sağlama aracıdır. İran, bu program sayesinde dış müdahalelere karşı stratejik bir denge oluşturdu. ABD’nin sürekli tehdit ve propaganda yaratması, İran’ın kendi haklarını savunmasını engelleyemedi.
Bu bağlamda, İran’ın nükleer çalışmaları meşru, barışçıl ve savunmaya yöneliktir. ABD’nin saldırgan tavrı, İran’ın bağımsız duruşunu test etmek için kullanılmış bir bahane olarak görülebilir. İran, haklılığı ve direnişiyle bu süreci yönetmeyi başarmıştır.
İran’ın Bölgesel Rolü ve Stratejik Derinliği

İran, Orta Doğu’da istikrar ve dengeyi koruyan temel aktörlerden biridir. ABD ve müttefikleri, İran’ı sürekli bölgesel bir tehdit olarak göstermeye çalışsa da, İran’ın amaçları bölge halklarının güvenliğini sağlamak ve dış müdahaleleri engellemektir. Bana göre İran’ın stratejik derinliği, sadece askeri güçle değil, diplomasi, ekonomi ve kültürel etkilerle de ortaya çıkar.
İran, komşu ülkelerle ilişkilerini dengeli yürütmeye çalıştı ve bölgedeki vekâlet savaşlarında da kendi sınırlarını ve etkisini korumaya odaklandı. Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’deki politikaları, bölgesel istikrarı sağlama ve ABD’nin müdahalelerini dengeleme amacını taşır.
İran’ın bölgesel rolü, sadece kendi güvenliği için değil, Orta Doğu’nun genel istikrarı için de kritiktir. ABD’nin saldırgan politikaları ve İsrail ile iş birliği, bu dengeyi bozmayı hedefliyor. Ancak İran, uzun vadeli stratejileri ve halkının desteği sayesinde bölgedeki etkisini korumayı başarmıştır.
İran’ın stratejik derinliği, bana göre sadece askeri kapasiteye dayanmaz; diplomasi, ekonomik iş birlikleri ve kültürel etkilerle ABD’nin ve müttefiklerinin hamlelerine karşı sürdürülebilir bir denge oluşturur. Bu, İran’ın direnişinin ve bölgesel liderliğinin somut göstergesidir.
ABD’nin Irak ve Suriye Politikaları
ABD’nin Irak ve Suriye’deki müdahaleleri, İran’ın bölgesel güvenliği için ciddi tehditler oluşturdu. Bana göre, bu müdahaleler sadece bölgeyi kontrol altında tutma ve İran’ın etkisini azaltma amacını taşıyordu. Özellikle 2003 Irak işgali, İran için hem bir sınav hem de stratejik fırsat yarattı.
İran, ABD’nin saldırılarına karşı diplomasi ve vekâlet güçlerini kullanarak bölgedeki etkisini korudu. Irak’taki Şii topluluklarla kurulan ilişkiler, İran’ın hem güvenliğini hem de bölgesel nüfuzunu artırdı. Suriye’de ise Esad rejimine verdiği destek, sadece müttefik bir hükümeti savunmak değil, aynı zamanda bölgesel dengeyi korumak için stratejik bir hamleydi.
ABD’nin politikaları, İran’ı zayıflatma çabasıydı, ancak İran bu süreçte hem halkının güvenliğini hem de bölgesel istikrarı korumayı başardı. ABD’nin müdahalelerine rağmen İran, diplomasi ve stratejik caydırıcılık sayesinde bölgesel liderliğini sürdürdü.
İran açısından, Irak ve Suriye politikaları sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik ve stratejik bir mücadele alanıdır. ABD’nin hamleleri, İran’ın bağımsız duruşunu test etti, ama İran halkının ve devletinin kararlılığı bu testleri başarıyla geçti.
İran Silahlı Kuvvetleri ve Savunma Kapasitesi

İran Silahlı Kuvvetleri, bölgesel güvenliği sağlamak ve dış müdahalelere karşı caydırıcılık oluşturmak için stratejik bir kapasiteye sahiptir. Bana göre, İran’ın askeri gücü, saldırganlık değil, savunma odaklıdır ve ülkenin bağımsız duruşunun teminatıdır.
İran, sınır güvenliği, hava ve deniz savunması ile füze programları aracılığıyla herhangi bir olası saldırıya karşı hazırlıklıdır. Özellikle balistik ve kruz füzeleri, İran’ın caydırıcılık stratejisinin merkezindedir. ABD’nin bölgedeki askeri varlığı, İran’ın bu hazırlıkları güçlendirmesini meşru kılmıştır.
İran Silahlı Kuvvetleri, sadece teknoloji ve donanım açısından değil; eğitim, disiplin ve halk desteği bakımından da güçlüdür. Bu bana göre, İran’ın kendi topraklarını ve bölgesel etkisini koruma kapasitesini gösterir. ABD ve müttefikleri ne kadar tehdit oluştursa da, İran’ın stratejik planlaması ve halkının desteği, ülkenin güvenliğini garanti altına alıyor.
İran’ın savunma kapasitesi, aynı zamanda diplomatik müzakere masasında güçlü bir pazarlık unsuru oluşturur. Bu güç, İran’ın bağımsız duruşunu korumasını ve ABD’nin provokatif hamlelerine karşı etkin bir caydırıcılık göstermesini sağlar.
ABD’nin Askeri Hamleleri ve İran’ın Karşı Stratejileri
ABD, İran’a karşı bölgede sürekli askeri hamleler yaptı. Füze denemeleri, uçak gemisi sevkleri ve deniz operasyonları, İran’ın caydırıcılık kapasitesini test etmeyi amaçladı. Bana göre, bu hamleler İran’ın bağımsız duruşunu kırma çabalarının bir parçasıdır.
İran ise bu saldırgan politikalara karşı etkili karşı stratejiler geliştirdi. Balistik füze sistemleri, kıyı savunma füzeleri ve hava savunma ağları, olası saldırılara karşı ülkeyi koruma kapasitesini artırdı. Ayrıca, İran İslam Devrim Muhafızları’nın stratejik planlaması, ABD’nin bölgedeki varlığını dengelemek için önemli bir rol oynuyor.
İran, sadece askeri gücüyle değil; diplomasi, vekâlet güçleri ve bölgesel iş birlikleriyle de ABD’nin hamlelerine karşılık veriyor. Her hamle, İran için hem bir savunma hem de bir caydırıcılık mesajı niteliği taşıyor.
ABD’nin provokatif girişimlerine rağmen, İran hem kendi halkını hem de bölgesel dengeyi korumayı başardı. Bu durum, İran’ın stratejik sabrını ve kararlılığını gösteriyor. İran, saldırgan hamlelere karşı hazırlıklı ve ölçülü bir şekilde tepki vererek, hem savunmasını hem de diplomatik avantajını güçlendirdi.
İran’ın Vekâlet Savaşları ve Bölgesel Etkisi
İran, bölgesel güvenliği ve etkisini korumak için vekâlet güçlerini etkin şekilde kullanıyor. Yemen, Lübnan ve Irak’taki gruplarla iş birliği, bana göre İran’ın kendi sınırlarını ve bölgesel dengeyi koruma stratejisinin bir parçasıdır. ABD ve müttefikleri, bu durumu sürekli tehdit olarak sunmaya çalışsa da, İran’ın hedefi saldırmak değil, caydırıcılık ve istikrar sağlamaktır.
Hizbullah, Husi hareketi ve Irak’taki Şii milisler, İran’ın bölgesel stratejisinde kritik rol oynuyor. Bu gruplar, İran’ın askeri kapasitesini desteklerken, aynı zamanda ABD ve İsrail’in provokatif hamlelerini dengeleyecek etkili bir araç görevi görüyor. Bana göre, bu vekâlet stratejisi, İran’ın doğrudan çatışmaya girmeden bölgedeki güvenliğini sağlamasının en akıllıca yoludur.
ABD medyası ve diplomasi, İran’ın bu stratejisini sürekli “saldırganlık” olarak gösterse de gerçek, İran’ın kendi halkını ve bölgeyi koruma amacı taşımasıdır. İran’ın vekâlet gücü kullanımı, ulusal savunmanın bir parçası ve stratejik derinliğin somut göstergesidir.
İran’ın bölgedeki etkisi ve vekâlet stratejisi, sadece askeri değil; diplomatik ve politik bir güç unsurudur. ABD’nin saldırganlığına karşı bu strateji, İran’ın bağımsız duruşunu korumasını sağlıyor ve bölgesel dengeyi güçlendiriyor.
ABD ve İsrail İşbirliği: İran’a Karşı Koalisyon

ABD ve İsrail, uzun yıllardır İran’a karşı yakın iş birliği yürütüyor. Bana göre bu koalisyon, İran’ın bölgesel etkisini azaltmayı ve kendi stratejik üstünlüğünü pekiştirmeyi hedefliyor. ABD’nin askeri varlığı ve İsrail’in istihbarat operasyonları, İran’ı sürekli tehdit eden bir çerçeve oluşturuyor ancak; İran, bu tehditlere karşı etkili karşı stratejiler geliştirdi. Askeri caydırıcılık, balistik füze kapasitesi ve bölgesel vekâlet güçleri, ABD ve İsrail’in planlarını dengeleyecek araçlar olarak öne çıkıyor. İran’ın stratejisi, doğrudan çatışmadan kaçınırken caydırıcılığı maksimum düzeye çıkarmak üzerine kurulu.
ABD ve İsrail’in provokatif politikaları, İran halkının ve devletinin birliğini güçlendirdi. İran, ulusal ve bölgesel güvenliği korumak için hem askeri hem diplomatik alanda aktif bir duruş sergiliyor.
Bu koalisyonun amaçlarına rağmen, İran’ın bağımsız duruşu ve stratejik sabrı, ABD ve İsrail’in hamlelerini sınırlıyor. İran, bölgesel istikrarı ve kendi egemenliğini korumaya devam ederek, bu koalisyonun hedeflerini etkisiz kılmayı başarıyor.
Siber Savaş ve Ekonomik Baskı Araçları
ABD, İran’a karşı sadece klasik askeri yöntemler kullanmıyor; siber savaş ve ekonomik baskı araçlarıyla da İran’ı hedef alıyor. Bana göre, bu yöntemler İran’ın bağımsız duruşunu kırmaya yönelik sistematik bir stratejidir. Bankacılık sistemine yapılan saldırılar, enerji altyapısına yönelik siber operasyonlar ve ekonomik yaptırımlar, İran halkının yaşamını zorlaştırırken, ülkenin stratejik haklarını sınırlamayı amaçlıyor.
İran, bu saldırılara karşı etkili önlemler geliştirdi. Siber güvenlik alanında yapılan yatırımlar, kritik altyapının korunmasını sağladı. Ekonomik alanda ise alternatif ticaret yolları ve bölgesel iş birlikleri ile baskılara karşı dayanıklılık artırıldı. İran’ın bu önlemleri, yalnızca kendi halkını korumak için değil, bölgesel istikrarı sağlamak için de kritik öneme sahiptir.
ABD’nin ekonomik ve siber hamleleri, İran’ın bağımsız duruşunu test etmeye çalışsa da, İran her zaman hukuki, diplomatik ve stratejik adımlarla kendi haklarını savundu. Bu süreç, İran’ın hem direnç kapasitesini hem de ulusal birliğini güçlendirdi.
Siber ve ekonomik savaş, İran’ın stratejik sabrını ölçmek için kullanılan bir araçtır; fakat İran, bu baskılara rağmen hem egemenliğini hem de bölgesel etkisini korumayı başarmıştır.
Petrol ve Enerji Gücü Olarak İran

İran, dünya enerji piyasasında kritik bir rol oynayan bir ülkedir. Petrol ve doğalgaz rezervleri, sadece ekonomik güç değil; aynı zamanda bölgesel ve küresel stratejik bir araçtır. Bana göre, ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar, bu doğal kaynağın kullanımını sınırlayarak İran’ın bağımsızlığını kırmayı hedefliyor.
İran, enerji alanındaki potansiyelini hem iç kalkınma hem de bölgesel iş birlikleri için kullanıyor. Yerli üretimi artırmak, enerji ihracatını çeşitlendirmek ve bölgesel pazarlara güvenli erişim sağlamak, İran’ın stratejik adımlarından sadece birkaçıdır. Bu sayede, ABD’nin enerji alanındaki baskılarına karşı direnç gösteriliyor.
İran’ın enerji gücü, diplomatik ve askeri stratejilerle birlikte kullanıldığında ülkenin caydırıcılık kapasitesini artırıyor. Bölgesel istikrarın korunması ve ABD’nin müdahalelerine karşı denge sağlanması, enerji gücünün somut faydalarından biridir.
İran, enerji kaynaklarını yalnızca ekonomik değil; ulusal güvenlik ve stratejik bağımsızlık için de bir araç olarak kullanıyor. Bu, İran’ın hem iç hem de dış politikasında akıllıca ve haklı bir stratejik tercih olarak öne çıkıyor.
ABD’nin Tahrik Politikaları ve İran’ın Tepkileri
ABD, uzun yıllardır İran’a karşı çeşitli tahrik politikaları uyguluyor. Liman abluka girişimleri, deniz ve hava sahasında provokatif hareketler, dron saldırıları ve propaganda kampanyaları, İran’ın direncini test etmeyi amaçlıyor. Bana göre, bu hamleler İran’ın bağımsız duruşunu kırmaya yönelik planlı girişimlerdir.
İran, bu tahriklere karşı dikkatli ve ölçülü tepkiler verdi. Balistik ve kruz füze sistemleri, kıyı savunma önlemleri ve stratejik caydırıcılık planları, olası saldırılara karşı ülkeyi korumak için hazırlandı. Ayrıca diplomatik kanallar ve bölgesel iş birlikleri ile ABD’nin provokasyonları dengeye oturtuldu.
İran’ın tepkileri saldırgan değil; savunma ve caydırıcılık odaklıdır. ABD’nin her provokatif hamlesi, İran’ın ulusal birliğini güçlendirmesine ve stratejik sabrını göstermesine fırsat oldu.
ABD’nin tahriklerine rağmen, İran hem halkının güvenliğini hem de bölgesel dengeyi korumayı başardı. Bu durum, İran’ın hem askeri hem diplomatik alanda ne kadar hazırlıklı ve kararlı olduğunu gösteriyor. İran, provokatif politikaları ölçülü ve stratejik tepkilerle bertaraf ederek egemenliğini koruyor.
İran’ın Diplomatik Çabaları ve Uluslararası Dayanaklar
İran, sadece askeri ve ekonomik önlemlerle değil, diplomatik yollarla da ABD’nin baskılarına karşı duruyor. BM ve diğer uluslararası platformlarda, ulusal egemenlik ve barışçıl nükleer enerji hakkını savunuyor. İran’ın bu diplomatik çabaları, ülkenin meşru haklarını uluslararası hukuka uygun şekilde korumasının göstergesidir.
İran, yaptırımlara ve tehditlere rağmen uluslararası ilişkilerini sürdürdü, bölgesel ve küresel aktörlerle iş birlikleri geliştirdi. Ulusal çıkarlarını savunurken diplomasiye önem vermesi, bana göre İran’ın stratejik olgunluğunu ve kararlılığını ortaya koyuyor.
ABD’nin İran’ı sürekli izole etmeye çalışmasına rağmen, İran, diplomatik kanalları kullanarak kendi haklarını ve bölgesel dengeyi korumayı başardı. Bu durum, İran’ın yalnızca askeri güçle değil, aynı zamanda hukuki ve diplomatik mekanizmalarla da etkili bir direnç gösterdiğini kanıtlıyor.
İran’ın uluslararası platformlardaki varlığı, hem ülkenin haklarını savunmak hem de ABD’nin tek taraflı politikalarına karşı denge sağlamak için kritik önemdedir. İran, diplomatik adımlarla hem ulusal birliği hem de bölgesel istikrarı güçlendiriyor.
İran’ın Halk Desteği ve Ulusal Birlik
İran, uzun yıllardır ABD’nin baskılarına ve provokatif politikalarına karşı direniş gösteriyor. Bu direnişin en güçlü dayanağı, halkın devletine olan desteği ve ulusal birliğidir. Ekonomik yaptırımlar, propaganda kampanyaları ve askeri tehditler karşısında İran halkı, ülkesinin bağımsız duruşunu savunmaya devam ediyor.
Halk desteği, sadece moral ve motivasyon açısından değil; stratejik ve diplomatik hamlelerde de önemli bir güç unsuru. İran’ın iç politikası, bu desteği güçlendirecek şekilde tasarlanmış ve halkın direniş ruhunu pekiştirmiştir. Ulusal birlik, İran’ın hem iç güvenliğini hem de bölgesel caydırıcılığını artıran en kritik faktörlerden biridir.
ABD ve müttefikleri, halk desteğini kırmaya çalışsa da, İran toplumu bu baskılara karşı dayanıklılık gösteriyor. Ulusal birlik, İran’ın diplomatik ve askeri stratejilerini daha etkili kılıyor. Bu sayede, İran hem kendi halkını hem de bölgesel istikrarı koruyabiliyor.
Halkın ve devletin uyumlu duruşu, İran’ın direnişinin ve bağımsızlığının temel garantisidir. ABD’nin tüm baskılarına rağmen, İran’ın ulusal birliği kırılmamış ve stratejik kararlılık sürdürülmüştür.
ABD Uçak Gemisinin Olası Batırılması Senaryosu

ABD’nin bölgedeki askeri varlığı, özellikle uçak gemileri, İran için sürekli bir tehdit oluşturuyor. Uçak gemisinin olası batırılması senaryosu, ABD’nin provokatif ve saldırgan politikasına karşı İran’ın caydırıcılık stratejisi çerçevesinde gündeme geliyor. Bu tür senaryolar, İran’ın güç gösterisi ve caydırıcılık kapasitesini test etme amacını taşıyor.
İran, bu tür olası saldırılara karşı balistik füzeler, deniz mayınları ve kıyı savunma sistemleri ile hazırlık yaptı. Ayrıca, vekâlet güçleri ve stratejik planlamalarla doğrudan çatışmadan kaçınarak, ABD’nin hamlelerini sınırlayacak yöntemler geliştirdi. Bana göre, bu yaklaşım saldırgan değil; tamamen savunma ve caydırıcılık odaklıdır.
ABD uçak gemilerinin tehdit unsuru olmasına rağmen, İran’ın stratejik sabrı ve hazırlığı, herhangi bir saldırının önüne geçmeyi mümkün kılıyor. Bu senaryolar, İran’ın hem askeri kapasitesini hem de diplomatik ve stratejik planlama yeteneğini güçlendiren bir faktördür.
ABD’nin tehditleri ne kadar büyük olursa olsun, İran’ın ulusal güvenliği ve bölgesel istikrarı korunacak, provokatif hamleler boşa çıkarılacaktır.
İran’ın Direnişi ve Gelecek Perspektifi
İran, yıllardır süren ABD baskısı ve bölgesel tehditlere rağmen bağımsız duruşunu korumayı başardı. Bana göre, bu direnişin temeli halkın desteği, ulusal birlik ve stratejik sabırdır. ABD’nin ekonomik yaptırımları, siber saldırıları ve askeri provokasyonları İran’ı yıldırmadı; aksine, stratejik planlama ve diplomasi ile bu tehditler dengelendi.
İran’ın bölgesel rolü, vekâlet güçleri, savunma kapasitesi ve diplomatik hamleleri, ulusal güvenliğini ve bölgesel istikrarı korumada kritik öneme sahiptir. Lider kadrosuna yönelik olası saldırılar veya ABD uçak gemisi senaryoları gibi tehditler, İran’ın direniş kapasitesini test eden unsurlar oldu; ancak ülke, her seferinde hem askeri hem diplomatik hem de halk desteğiyle bu tehditleri savuşturdu.
Gelecek perspektifinde, İran, bağımsız duruşunu sürdürmeye ve bölgesel istikrarı güçlendirmeye devam edecek. ABD ve müttefiklerinin provokatif hamleleri ne olursa olsun, İran’ın stratejik planlaması, ulusal birliği ve halkının direnişi, ülkeyi her zaman güvenli kılacak. İran’ın direnişi, sadece kendi halkı için değil, bölgesel barış ve adalet için de bir örnek teşkil ediyor.
İran’ın kararlılığı ve stratejik sabrı, ABD’ye ve bölgedeki diğer güçlere karşı en etkili caydırıcılık unsuru olmaya devam edecek.
Hamaney ve Ahmedinejad’in öldürülmesi ve ABD’ye Olası Misilleme Stratejileri – Ulusal birlik, caydırıcılık ve bölgesel mesaj

Hamaney ve Ahmedinejad’in vefatı, İran için büyük bir kayıp olmasına rağmen, ulusal birliği ve direniş ruhunu pekiştirdi. Bana göre, bu tür olaylar, İran halkının ve devlet kurumlarının liderliğe olan bağlılığını ve ulusal bütünlüğünü güçlendiren kritik bir sınavdır.
ABD, böyle bir durumda İran’ı istikrarsızlaştırmayı ve bölgesel mesajlarla caydırıcılık kapasitesini azaltmayı hedefleyebilir. Ancak İran, stratejik planlaması ve Devrim Muhafızları ile bu tür olası misillemelere karşı hazırdır. İran’ın yanıtı, bana göre ölçülü fakat caydırıcı olacak; ABD ve bölgedeki müttefiklerine net bir mesaj verecek şekilde planlanacaktır.
Bu süreçte, ulusal birlik ve halk desteği, misilleme stratejilerinin merkezinde yer alır. İran, hem diplomatik kanalları hem bölgesel iş birliklerini hem de savunma kapasitesini kullanarak, ABD’nin olası saldırgan girişimlerini etkisiz hâle getirebilir.
Hamaney ve Ahmedinejad’in vefatı, İran’ın iç direncini kırmak yerine, ulusal birliği ve stratejik caydırıcılığı daha da güçlendirecek bir unsur olmuştur. ABD’ye verilecek mesaj, hem ulusal hem bölgesel düzeyde İran’ın kararlılığını gösterecektir.
İran’ın Direnişi, Ulusal Birliği ve Gelecek Perspektifi
İran, son yıllarda karşılaştığı bütün baskılara ve tehditlere rağmen hem ulusal birliğini hem de bölgesel stratejik etkinliğini korumayı başardı. ABD’nin askeri provokasyonları, ekonomik yaptırımları ve siber saldırıları, İran için bir tehdit oluştursa da, ülkenin kararlı lider kadrosu ve halk desteği bu tehditleri boşa çıkardı.
Halkın liderlerine olan bağlılığı ve ulusal birliğin gücü, İran’ın direniş kapasitesinin en temel dayanağıdır. Hamaney ve Ahmedinejad gibi liderlerin varlığı, ülke için sembolik ve stratejik bir önem taşırken, olası vefat senaryolarında bile ulusal birliğin korunması, İran’ın kararlılığını gösterir. Bu durum İran’ın stratejik sabrının ve dayanıklılığının somut bir göstergesidir.
Bölgesel stratejiler açısından bakıldığında, İran’ın vekâlet güçleri, diplomasi, enerji politikaları ve caydırıcılık kapasitesi, ABD’nin provokatif hamlelerine karşı etkili bir denge mekanizması oluşturuyor. İran’ın bu çok katmanlı stratejisi, yalnızca kendi güvenliğini değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki bölgesel istikrarı da korumayı amaçlıyor. ABD’nin askeri varlığı ve İsrail ile iş birliği, İran’ın stratejik planlamasını güçlendiren unsurlar olarak değerlendirilebilir; çünkü bu tehditler, İran’ın diplomasi ve savunma kapasitesini geliştirmesine yol açıyor.
Gelecek perspektifinde, İran’ın direnişi ve stratejik kararlılığı devam edecek. ABD ve müttefiklerinin her türlü provokatif girişimine karşı, İran ulusal birliği, caydırıcılık kapasitesi ve bölgesel iş birlikleri sayesinde dengeli bir yanıt verecek. Bu süreç, İran’ın sadece kendi halkı için değil, bölgesel barış ve adalet için de önemli bir aktör olduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak, İran’ın direnişi bir tesadüf değil; stratejik akıl, halk desteği ve ulusal birliğin birleşimiyle inşa edilmiş kalıcı bir güçtür. ABD’nin baskıları ne kadar yoğun olursa olsun, İran’ın hem egemenliğini hem de bölgesel liderliğini koruma kapasitesi sürdürülebilir ve etkili olacaktır. Bu, İran’ın uzun vadeli stratejik vizyonunun ve direniş ruhunun en net göstergesidir.
Türkiye-İspanya

Dünya Kupası Elemeleri E Grubu’nda grubun bizim açımızdan kader maçı diyebiliriz bu maça, zira puan alamazsak doğrudan gitme şansımız kalmayacak.
2026 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri, Kuzey Amerika’da düzenlenecek turnuvaya katılacak takımları belirleyecek ve gruptaki mücadeleyi şekillendirecek. UEFA’nın 12 gruptan oluşan eleme sisteminde, her grup birincisi finallere doğrudan katılacak, ikinci sıradaki takımlar ve en iyi üçüncüler play-off oynayacak. Bu bağlamda, E Grubu’nda yer alan Türkiye ve İspanya karşılaşması, liderlik mücadelesini belirleyecek kritik bir maç olacak.
Millilerimizin durumu;
A Milli Futbol Takımı, genç ve dinamik kadro yapısıyla rakiplerini zorlayacak bir performans gösterecek. Vincenzo Montella yönetiminde, Arda Güler, Kerem Aktürkoğlu ve Yunus Akgün gibi oyuncular, hücum hattında etkin rol oynayacak. Türkiye, 2024 Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek finale yükselmiş ve moral kazanmış olacak. Gürcistan’ı 3-2 mağlup eden Türkiye, ev sahibi avantajını kullanarak İspanya karşısında galip gelecek bir strateji izleyecek.
İspanya’nın mevcut form grafiği;
İspanya, 2024 Avrupa Şampiyonası’nı kazanmış ve son 21 maçında yenilgi almamış durumda. Luis de la Fuente yönetimindeki takım; Lamine Yamal,Dani Olmo,Williams kardeşler ve Mikel Oyarzabal gibi genç oyuncularla hücum hattını şekillendiriyor. Bulgaristan karşısında 3-0 galip gelerek gruptaki iddialarını net bir biçimde gösterdiler. Türkiye deplasmanında da galibiyet hedefleyecek ve liderlik için sahada etkili bir performans sergileyecektir.
Maçın Stratejik Önemi

Bu karşılaşma, gruptaki sıralama açısından belirleyici olacak ve her iki takımın turnuva hedeflerini şekillendirecek. Türkiye, ev sahibi avantajını kullanarak güçlü rakibini mağlup ederek moral kazanmak istiyor. İspanya ise deplasmanda galip gelerek liderlik iddiasını nihayete erdirmek isteyecekti.r
A Milli Futbol Takımımız, son dönemdeki maçlarında istikrarlı bir performans sergileyerek dikkatleri üzerine çekti. Özellikle 2024 Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek finale yükselerek büyük bir başarıya imza atacak. Bu başarı, takımın özgüvenini artırdı ve Dünya Kupası elemelerinde de etkili bir performans sergilemelerini sağlıyor.
2025 yılı itibarıyla, Türkiye’nin son 10 maçlık performansı incelendiğinde, 6 galibiyet, 2 beraberlik ve 2 mağlubiyet almışız. Bu istikrarlı performans, takımın gruptaki iddiasını hayli artırdı. İspanya ile oynayacağımız ilk maçın içeride olması üstelik moral de yerindeyken takım açısından son derece büyük fırsat niteliğinde..
Son maçlarda, özellikle hücum hattında Arda Güler, Kerem Aktürkoğlu, Kenan Yıldız ve Yunus Akgün gibi genç oyuncuların etkili performansları dikkat çekiyor. Her ne kadar içimizdeki İrlandalılar bu oyuncuların arasını iç trasnfer meselelerinden hareketle bozmaya çalışsa da Gürcistan deplasmanında neyin ne olduğunu hepimize gösterdi bu pırıl pırıl gençler..
Defans hattında ise Merih Demiral ve Aldülkerim’in son maçlardaki uyumu, takımın savunma güvenliğini sağladı. Kaleci Uğurcan Çakır’ın son maçta hatalı çıkış ve hamleleri olsa da kalede güven veriyor kaldı ki Mert ve Berke gibi de yetenekler yedekte..
Teknik direktör Vincenzo Montella’nın liderliğinde, takımın oyun anlayışı başından bu yana eleştirilere maruz kalsa da skor futbolda çok daha önem teşkil ettiğinden dinamik ve değişken kanat ağırlıklı oyun yapısı şimdilik bizi başarıya götürdü diyebiliriz.
İspanya’nın Son Durumu ve Performansı

İspanya, son dönemdeki maçlarında gösterdiği üstün performansla dikkatleri üzerine çekiyor. Özellikle 2024 Avrupa Şampiyonası’nda kazandıkları şampiyonluk, takımın moral ve motivasyonunu artırdı.
2025 yılı itibarıyla, İspanya’nın son 10 maçlık performansı incelendiğinde, 8 galibiyet ve 2 beraberlik ile 26 puan topladılar. Bu etkileyici performans, takımın gruptaki liderlik iddiasını güçlendirdi ve Türkiye karşısında da galibiyet hedefleyecekler.
Son maçlarda, Mikel Oyarzabal’ın hücum hattındaki etkili performansı dikkat çekiyor. Oyarzabal, son 6 maçında 5 gol atarak takımın en formda oyuncusu olarak Konya’ya geldi. Lamine Yamal ise genç yaşına rağmen gösterdiği performansla büyük takdir topluyor tavanı neresi belli değil. Yamal, son maçta yaptığı asistle takımının galibiyetine katkı sağladı.
Orta sahada ise Martin Zubimendi ve Olmo’nun oyun kurma becerisi ve topa hakimiyeti, takımın oyun temposunu belirleyor. Defans hattında ise Aymeric Laporte ve Pau Torres’in uyumu, savunma güvenliğini sağlamış gözüküyor. Yine Rodri ve Dani’nin dönüşü de bizim açımızdan tabiki eksiye yazıyor..
Teknik direktör Luis de la Fuente’nin liderliğinde, İspanya’nın oyun anlayışı daha ofansif ve baskılı olacak.
2026 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri E Grubu’nda, Türkiye ve İspanya’nın performansları gruptaki liderlik mücadelesini belirleyecek.
Bu karşılaşma, sadece gruptaki sıralama açısından değil, aynı zamanda her iki takımın da turnuva hedefleri açısından belirleyici olacak. Türkiye’nin ev sahibi avantajını kullanarak güçlü rakibini mağlup etmesi, moral ve motivasyon açısından büyük bir kazanç sağlayacak. Öte yandan, İspanya’nın deplasmanda galip gelmesi, gruptaki liderlik iddiasını sürdürmesi açısından kritik olacak.
Rakibi incelediğimizde;
Kaleci: Unai Simón
Unai Simón, kalede güven veriyor ve son dönemdeki formuyla takım savunmasını güçlendiriyor. Rakibin şutlarına hızlı tepki verecek ve kritik kurtarışlarla maçın kaderini etkileyecek nitelikte. Set oyunlarında sakinliğini koruyacak ve savunma hattının güvenini sağlayor.
Defans Hattı
- Pedro Porro: Sağ bekte hızlı geri dönüşlerle rakip kanat oyuncularını durduracak ve hücuma destek verecek.
- Robin Le Normand: Stoperde sakin ve güvenilir oyun sergileyerek, hava toplarında avantaj sağlayacak. Rakip forvetlerin hareketlerini öngörecek ve kritik müdahaleler yapacaktır.
- Dean Huijsen: Genç ve dinamik bir stoper olarak, savunma hattını organize edecek ve kontra atakları önleyecektir.
- Marc Cucurella: Sol bekte hem savunmada hem de hücumda etkili olacak. Kanat çıkışlarıyla takımın atak varyasyonlarını artıracaktır. Cucurella ve Porro’yu zorlamamız galibiyet için şart.
Orta Saha
- Mikel Merino: Orta sahada oyun kurucu olarak görev yapacak ve pas trafiğini kontrol edecek. Topa hakimiyet sağlayarak takımın temposunu belirleyecek.
- Martin Zubimendi: Defansif orta saha görevini üstlenerek, rakip atakları kesecek ve topu ileriye taşıyacak.
- Pedri: Kreatif oyunuyla rakip savunmayı dağıtacak ve kilit paslarla gol fırsatları yaratacak.
- Oynarsa Rodri çok kritik bir oyuncu M.City günlerini hatırlayalım olmadığında City’nin ne denli savunma dengesinin bozulduğunu defalarca gördük. Belki bu kabuk değişiminin başlamasının bile yegane sebebi Rodri’nin sakatlığı ve sonrasındaki süreç oldu City için. O denli önemli futbolcu..
Hücum hattı;
- Mikel Oyarzabal: Sağ kanatta hızlı driplinglerle savunmayı zorlayacak ve gol pozisyonlarına girecek. Kritik şutlarla takımın skor üretmesini sağlayacak.
- Lamine Yamal: Sol kanatta genç yeteneğiyle etkili olacak. Top taşıma becerisiyle hücumu yönlendirecek ve asist katkısı verecek.
- Nico Williams: Forvet hattında baskı kurarak rakip savunmayı hataya zorlayacak. Hızlı kontrataklarda takımın gol yollarını açacak. Olmo’ya da ayrı parantez açmak lazım çok efektif ve kreatif pasları olan İspanya milli takımında en beğendiğim futbolcu..
Takımın Oyun Anlayışı

İspanya, topa sahip olma ve pas trafiğini kontrol etme stratejisiyle oyunu yönlendirecek. Baskılı ve hızlı paslarla rakibin dengesini bozacak. Savunmada disiplinli olacak ve rakibin hızlı hücumlarını keserek topa sahip olma oranını artıracak.
Türkiye, son maçlarda daha ofansif ve hızlı bir oyun sergileyecek. Rakip savunmayı yan paslarla açacak ve kanat oyuncularını etkin kullanacak. Orta sahada Hakan Çalhanoğlu ve İsmail Yüksek, top kazanma ve oyun kurma görevini üstlenecek, hücum aksiyonlarını başlatacak.
İspanya ise topa sahip olma ve pas trafiğini kontrol etme stratejisini uygulayacak. Pedri ve Merino, oyunu yönlendirecek ve rakip savunmayı pas trafiğiyle zorlayacak. Rakip ataklarını önceden okuyacak ve baskılı oyunla Türkiye’nin alanını daraltacak.
Gelelim neler yapmamız gerektiğine;
Türkiye, Merih Demiral ve Abdülkerim önderliğinde savunmayı sağlam tutmaya çalışmalı. Hava toplarında avantaj sağlayacak ve kontra ataklara dikkat etmeli. Ferdi veya Eren , kanat defans görevini etkin yerine getirip hızlı hücumlara destek vermeli.
İspanya, Robin Le Normand ve Dean Huijsen ile savunmayı organize edecek. Marc Cucurella ve Pedro Porro, kanat çıkışlarıyla hem savunmayı hem hücumu destekleyecek. Rakibin hızlı hücumlarını kesmek için disiplinli bir savunma sergileyecek.
Orta sahalar..
Türkiye’nin orta sahası, topa sahip olma ve hızlı geçişlerle rakibe baskı kuracak. Hakan Çalhanoğlu’nun uzun pasları, Arda Güler’in driplingleriyle birleşerek gol fırsatları yaratacak.
İspanya, Merino ve Zubimendi’nin oyun kurma becerisiyle oyun temposunu kontrol edecek. Pedri’nin kreatif pasları, kanat oyuncularına pozisyon sağlayacak ve Türkiye’nin defansını dağıtacak.
Hücum hatları;
Türkiye, Arda Güler, Kerem Aktürkoğlu ve Yunus Akgün ile hızlı kanat oyunları geliştirecek. Rakip savunmanın dengesini bozacak ve ani toplarla gol arayacak.
İspanya ise Mikel Oyarzabal ve Lamine Yamal önderliğinde hücum hattını etkin kullanacak. Hızlı driplinglerle savunmayı zorlayacak ve kanat çıkışlarıyla pozisyon üretecektir.
Kilit Mücadele Alanları
- Orta saha savaşı, maçın kaderini belirleyecek ve top kontrolü kimde olursa oyunun ritmini o belirleyecek.
- Türkiye’nin hızlı kanat oyunları, İspanya’nın baskılı defansını aşacak ve gol fırsatları yaratacak.
- İspanya’nın pas trafiği ve oyun kurma becerisi, Türkiye’nin savunmasını zorlayacak ve hatasız oynamayı gerektirecek.
Son 6 maçında 4 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 mağlubiyet alarak istikrarlı bir performans sergiledik. Hücum hattında Arda Güler ve Kerem Aktürkoğlu’nun etkili oyunları, takımın skor üretmesini sağlayacak. Orta sahada Hakan Çalhanoğlu’nun organizasyon becerisi, topa hakimiyet ve hızlı geçişlerde kritik rol oynayacak.
İspanya, son 6 maçında 5 galibiyet ve 1 beraberlik ile istikrarlı bir form gösterdi. Pedri ve Merino, orta sahada oyunun temposunu belirleyecek ve topa sahip olma avantajını koruyacak. Hücum hattında Mikel Oyarzabal ve Lamine Yamal, kanatları etkin kullanarak pozisyon üretecek ve gol arayacak.
Türkiye’nin Son Maç Analizleri

- Gürcistan karşısında 3-2 galip gelerek hücum etkinliğini gösterdik.
- Hücumda hızlı kanat oyunları ile rakip savunmayı zorladık.
- Orta sahada topa hakimiyet sağlayarak kontra atakları başlattık.
- Defansta disiplinli ve organize oynayarak hataları minimize etmeye çalıştık çoğu zaman başarılı da olduk.
İspanya’nın Son Maç Analizleri

- Bulgaristan karşısında 3-0 galip gelerek üstün form gösterdiler.
- Pas trafiği ve oyun kurma becerisiyle top kontrolünü sağladılar.
- Kanat oyuncuları ile hızlı ve etkili hücumlar geliştirdiler.
- Savunmada disiplinli kalarak rakibin gol fırsatlarını minimize ettiler.
Türkiye, dengeli ve süratli kontra çıkışlarıyla gol arayacak ve rakibin baskılı oyununa karşı kontra ataklarla cevap verecek. İspanya ise topa sahip olma avantajını kullanacak ve oyunu kontrol ederek Türkiye’nin alanını daraltacaktır. Bu mücadele, iki takımın form durumunun doğrudan maç sonucunu belirleyecek.
Kilit Oyuncular’a bakalım birlikte;
- Arda Güler: Maçın temposunu belirleyecek ve hızlı driplingleriyle rakip savunmayı zorlayacaktır. Kilit paslarla gol fırsatları yaratacak.
- Kerem Aktürkoğlu: Kanatlarda etkili olacak ve ani kontra ataklarla rakip savunmanın dengesini bozacak. Kritik şutlarla skoru değiştirecek.
- Hakan Çalhanoğlu: Orta sahada oyunu organize edecek ve set oyunlarında pas trafiğini yönlendirecek. Uzaktan şutlarla gol tehditi oluşturacak.
- Merih Demiral: Savunmada fiziksel üstünlüğüyle kritik müdahaleler yapmalı ve hava toplarında avantaj sağlamalı.
İspanya’nın Kilit Oyuncuları
- Mikel Oyarzabal: Sağ kanatta hızlı driplinglerle savunmayı dağıtacak ve gol pozisyonlarına girecek. Kilit şutlarla takımın skor üretmesini sağlayacak.
- Lamine Yamal: Sol kanatta genç yeteneğiyle etkili olacak ve hücumu yönlendirecek. Kilit asistlerle gol fırsatları yaratacak.
- Pedri: Orta sahada yaratıcı paslarıyla oyunun ritmini belirleyecek. Türkiye’nin savunma dengesini bozacak ve kritik pozisyonlar oluşturacak.
- Unai Simón: Kalede kritik kurtarışlar yapacak ve takımın moralini yüksek tutacak.
Maçın Belirleyici alanları neler olacak ?
- Orta saha mücadelesi, oyunun temposunu ve topa sahip olma oranını belirleyecek. Kim daha baskılı oynarsa, oyunun kontrolünü ele geçirecek.
- Kanat oyunları, Türkiye’nin hızlı hücumlarını ve İspanya’nın pas trafiğini karşılaştıracak. Kilit kanat oyuncuları, gol fırsatlarını yaratacak.
- Defansif disiplin, her iki takımın gol yememesi ve kontra ataklara karşı önlem almasını sağlayacak.
- Set ve duran toplar, maçın kritik anlarını belirleyecek ve skoru etkileyebilecek.
Sonuçta etkili olacak başka faktörler neler ?
- Türkiye’nin hızlı ve ofansif oyun stratejisi, rakibin savunmasını açacak.
- İspanya’nın pas trafiği ve topa hakimiyet becerisi, oyunun kontrolünü ele geçirecek.
- Kilit oyuncuların bireysel performansları, maçın kaderini belirleyecek ve kritik anlarda skoru değiştirecek.
Türkiye’nin galibiyet senaryosu nasıl olur ?
Türkiye, hızlı kanat oyunlarını ve kontra atakları kullanarak rakibi baskı altına alacak. Arda Güler ve Kerem Aktürkoğlu’nun etkili driplingleri, savunmanın dengesini bozacak. Hakan Çalhanoğlu’nun pas organizasyonu, gol fırsatlarını çoğaltacak. Defans hattı, Merih Demiral ve Abdülkerim önderliğinde hatasız oynayacak. Bu senaryoda Türkiye, ev sahibi avantajını kullanarak galip gelecek ve moral kazanacak.
İspanya’nın galibiyet senaryosu
İspanya, topa sahip olma ve pas trafiğini kontrol etme stratejisini uygulayacak. Pedri ve Merino, oyunu yönlendirecek ve kanat oyuncularına pozisyon sağlayacak. Mikel Oyarzabal ve Lamine Yamal, hızlı driplinglerle savunmayı dağıtacak. Defans hattı, Robin Le Normand ve Dean Huijsen önderliğinde rakibin ataklarını kesecek. Bu senaryoda İspanya, deplasmanda galip gelecek ve liderliğini perçinleyerek Dünya Kupası’na doğrudan gitmeyi neredeyse garantileyecek.
Beraberlik Senaryosu
Maç dengeli bir şekilde ilerlerse, orta saha mücadelesi belirleyici olacak. Türkiye’nin kontra atakları ile İspanya’nın pas trafiği birbirini dengeleyecek. Kilit oyuncuların performansı, set oyunlarındaki başarı ve savunmadaki disiplin, beraberliği mümkün kılacak. Bu senaryoda 1-1 veya 2-2 gibi skorlar olası olacak ve her iki takım da gruptaki puan kaybını minimuma indirecek. Yine bek savunması etkili olacak ki İspanya’yı zorlayabilelim, hücuma çıkarken daha tmkinli gelebilsinler.
- Orta saha kontrolü, oyunun ritmini belirleyecek.
- Kanat etkinliği, gol fırsatlarını artıracak ve skor avantajı sağlayacak.
- Defansif disiplin, kontra ataklara karşı savunmayı güçlendirecek.
- Kilit oyuncuların bireysel performansı, kritik anlarda skoru değiştirecek.
Türkiye, hızlı ve ofansif oyunla rakibe üstünlük kuracak. İspanya ise topa hakimiyet ve pas trafiğiyle oyunu kontrol edecek. Maçın sonucunu, kilit oyuncuların performansı ve orta saha savaşı belirleyecek. Bu nedenle, hem Türkiye hem İspanya için maç kritik bir sınav olacak.
Türkiye’nin İstatistiksel Beklentileri
- Topa sahip olma oranı %45-50 civarında olacak ve Türkiye, topu hızlı geçirerek kontra atak fırsatları yaratacak.
- Pas isabeti %75-80 civarında olacak ve orta saha oyuncuları, Hakan Çalhanoğlu ve Arda Güler önderliğinde set oyunlarını yönlendirecek.
- Şut sayısı 7-10 bandında olacaktır ve Kerem Aktürkoğlu ile Arda Güler’in etkili şutları gol fırsatlarını artıracak.
- Korner ve duran top kullanımı, takımın gol yollarında ekstra seçenek yaratacak ve hava toplarında Merih Demiral avantaj sağlayacak.
- Defansif istatistikler, top kazanma ve kritik müdahalelerde yüksek olacak ve Çağlar Söyüncü ile Merih Demiral savunmayı organize edecek.
İspanya’nın İstatistiksel Beklentileri
- Topa sahip olma oranı %55-60 gibi olacaktır ve İspanya, oyunu pas trafiğiyle yönlendirecek.
- Pas isabeti %85-88 bandında olacak ve Pedri ile Merino, topa hakimiyet sağlayarak takımın tempo kontrolünü ele alacaktır.
- Şut sayısı 10-15 civarında olacak ve Olmo ile Lamine Yamal gol fırsatlarını çoğaltacaktır.
- Korner ve duran top kullanımı, set oyunlarıyla gol fırsatları yaratacak.
- Defansif istatistikler, rakip atakları kesmede yüksek olacak ve Robin Le Normand ile Dean Huijsen kritik müdahaleler yapacak.
Yine;
- Arda Güler, dripling ve kilit paslarla takımın hücum gücünü artıracaktır.
- Kerem Aktürkoğlu, kanatlardan yaptığı hücumlarla gol fırsatları yaratacaktır.
- Hakan Çalhanoğlu, set oyunlarında kritik paslar dağıtarak hücum organizasyonunu yönlendirmeye çalışacaktır.
- Mikel Oyarzabal, savunma arkasına sarkarak gol pozisyonları yaratacak.
- Pedri, orta sahada oyunun ritmini belirleyecek ve yaratıcı paslarla takımın skor üretmesini sağlayacak.
Oyun dinamikleri neyi gösterir;
- Türkiye, hızlı hücum ve kontra ataklarla İspanya’nın pas trafiğini bozacak.
- İspanya, topa hakimiyet ve pas organizasyonu ile oyunun kontrolünü ele alacak.
- Orta saha savaşı, maçın kaderini belirleyecek ve kilit oyuncuların performansı sonucu doğrudan etkileyecek.
- Savunma ve hücum uyumu, maçın kritik anlarında skoru belirleyecek.
Ezcümle;
Türkiye ve İspanya arasındaki bu karşılaşma, hem grup liderliği hem de turnuva motivasyonu açısından kritik olacak. Türkiye, hızlı kanat oyunları ve kontra ataklarla rakibe baskı kuracak. Arda Güler ve Kerem Aktürkoğlu’nun bireysel yetenekleri, gol fırsatlarını artıracak. Orta sahada Hakan Çalhanoğlu ve İsmail Yüksek, oyunu yönlendirecek ve savunmadan hücuma geçişleri hızlandıracak.
İspanya, topa hakimiyet ve pas trafiği ile oyunun kontrolünü ele alacak. Pedri ve Merino’nun oyun kurma becerisi, takımın tempo kontrolünü sağlayacak. Hücum hattında Mikel Oyarzabal ve Lamine Yamal, kanat çıkışlarıyla gol fırsatları yaratacak. Defans hattı disiplinli kalarak Türkiye’nin hızlı ataklarını engelleyecek.
- Orta saha mücadelesi, oyunun ritmini ve topa sahip olma oranını belirleyecek.
- Kanat etkinliği, gol fırsatlarını artıracak ve skoru doğrudan etkileyecek.
- Defansif disiplin, kontra ataklara karşı güven sağlayacak.
- Kilit oyuncuların performansı, maçın kaderini belirleyecek ve kritik anlarda skoru değiştirecek.
Bu karşılaşma, her iki takım için de kritik bir sınav olacak. Türkiye’nin hızlı ve ofansif oyun stratejisi, İspanya’nın topa hakimiyet ve pas organizasyonu ile karşı karşıya gelecek. Maçın sonucunu, kilit oyuncuların bireysel performansı, orta saha mücadelesi ve defansif disiplin belirleyecek. Türkiye, ev sahibi avantajını kullanarak galibiyet elde etmeye çalışacak, İspanya ise deplasmanda liderlik iddiasını sürdürmeye odaklanacak.
Başarılar Milli Takım !
Samsunspor-Panathinaikos

O gün geldi çattı. Atatürklü arma yeniden Avrupa’da demek istiyoruz ama işimiz hiç de kolay değil. Sezon bitiminden beri Avrupa’daki rakibin analizini yapmayı çok bekledim Samsunspor için. Yunanistan takımı Panathinaikos geldi.
Samsunspor bu maçta geçen yıl bilhassa iç sahada oynadığı kendi oyun sistemine devam etmeli. Tam da kendisinin isteyeceği tempoda bir rakip iç sahada.
Tabii ki ligimizdeki bu tarzdaki takımlar kadar düşük kalitede değil daha az hata yapıyorlar ama yine de Samsunspor faydalanabilir. 2-1 lik ilk maçta Pana savunmasının epey iyi olduğunu gördük attığımız golde de zaten ön direk koşusunda duran topta etkili olabildik.
Panathinaikos takımı oyun kurulumunda pas hatasına çok müsait. Özellikle oyun yönü değiştirirken kısa düşen ve isabetsiz pasları görebiliyoruz. Bu noktada Samsunspor futbolcuları daha uyanık ve konsantre olmalılar. Ön alan baskısı konusunda da Samsunspor kontrollü şekilde baskı yaparsa rakip savunmacıları panikletebilirler.
Yine de kontrollü ama ön alan baskısı yüksek şekilde dengeli davranılmalı. Bir başka zaafiyetleri de top uzaklaştırma konusu. Pana oyuncuları topu merkeze uzaklaştırmaya çalışıyor ve düşen topları genelde rakibe bırakıyorlar bu anlarda derine tek paslar ile Samsunspor hücum oyuncuları ceza sahasına girebilir.

Samsunspor’un bu maçta seri pas oyununu becerebilmesi önemli. Top çevşrirken ve hücum ederken paslaşmalar yavaş kalırsa, tempo düşüklüğünde pozisyon yaratmak Pana’ya karşı neredeyse imkansız. Kontrol pas ve tek pas şeklindeki hücum yönünü anlık değiştiren oyun kurulumu Samsunspor ‘un pozisyon bulmasını kolaylaştıracaktır.
2’ye ler ve 3’er 1 ler bulacağımız inancındayım genel kanının aksine turun Samsunspor’a yakın olduğunu düşünüyorum. Shakhtar rövanşında oynadıkları oyun tur için hiç yeterli değilken imdatlarına hakem ve Shakhtar’ın tecrübesiz oyundan atılan oyuncusu yetişti aslında. Ön alanda hiç kreatif olamadılar gerek Shakhtar turunda her iki maçta gerekse evlerindeki turun ilk maçında..

Panathinaikos hücumlarında en dikkat çekici nokta kenar ortaları. Özellikle sağ kanat. Kenar pozisyon oyuncularının son derece etkili ortaları var. Öncelikle Samsunspor bek oyuncularının rakiplerini döndürmeden baskı uygulaması ve rakibe yakın durmaları gerekiyor. Aksi takdirde çok isabetli ve tehlikeli ortalar ceza sahası içerisinde stoperleri ve kaleci Okan’ı zorlayacaktır. Bir parantez buradan Okan’a açmak gerekiyor bu takımın avrupada var olma sebeplerinden biri de çok net Okan. Elbette kalecilerin de hatalı gol yeme lüksleri var ve Okan da ilk maçta bu krediyi yedi. Rövanşta çok daha dikkatli ve garantili oynayacaktır. Maçın adamı olmasını bekliyorum.

Yine benzer bir önlem de ceza sahası çevresinde alınmalı. Ortalardan sonra seken toplara hızlı hamle gelmezse rakip tekte şut deniyor. Bu konuda da seri hamle yapmak lazım.
Samsunspor daha çok merkezi ve iç koridoru kullanarak pozisyon yaratmalı. Rakip çizgiye paralel dış koridor ve kanatlarda sayıca üstün ve etkili olduğu için merkezde zaafiyet gösteriyorlar. Merkezden dikine oyunu tempolu şekilde başarabilirsek rakibi bunaltırız ancak; kanatlarda top çevresinde uygun pozisyon almazsak da etkili ortaları ve pozisyonları rakibe veririz. Her iki takım da bu dengeyi ve saha paylaşımını iyi yapmaya çalışacaktır. Bunu en iyi yapan takım skoru ele geçirir.
Samsunspor, ilk maçı Yunanistan’da 2-1 kaybettikten sonra, gruplara kalabilmek için Yeni 19 Mayıs Stadyumu’nda Panathinaikos’u ağırlıyor. İlk maçta bulduğu gol, rövanş için umut verse de, turu geçebilmek için en az 2 farklı galibiyet gerekiyor. Bu tablo, maçın başından sonuna kadar Samsunspor’un agresif ve cesur bir oyun oynamasını zorunlu kılıyor.
Yunanistan’daki maçta Samsunspor, özellikle ikinci yarıda oyun disiplinini kaybederek rakibin hızlı kontrataklarına açık verdi. Topa sahip olma oranı %48 civarındaydı, pas isabet oranı ise %77 idi. Carlo Holse ve Musaba’nın sakatlıkları nedeniyle sahada olmamaları, orta saha ve kanatlarda yeterli dinamizmi sağlayamadı. Panathinaikos ise ; savunma disiplininden ödün vermeyerek, özellikle Erik Palmer-Brown ve Kiriakopoulos’un önderliğinde Samsunspor’un net pozisyon üretmesini engelledi.
Samsunspor’un rövanşta uygulaması gereken temel strateji, erken golle rakibi baskı altına almak. Ev sahibi avantajı ve taraftar desteği, psikolojik olarak takıma büyük katkı sağlayacak. Orta sahada Holse ve Musaba’nın dönüşü, takımın hem hızlı top dolaşımı hem de kanatlardan da ekstra etkili hücum üretmesi açısından kritik.
Panathinaikos, deplasmanda avantajlı bir skorla sahaya çıkıyor. Savunmada disiplinli kalıp hızlı kontrataklarla Samsunspor’un açığını kollayacaklar. Özellikle savunmada bekler arkasına atılacak toplara karşı dikkatli olunması gerekiyor.
Samsunspor ‘ da 4 ana parçanın işlemini tam ve eksiksiz görmesi gerekiyor tur için;

Holse, Musaba, Marius ve Okan..
- Panathinaikos‘da ise; Erik Palmer-Brown, Kiriakopoulos ve Alexandropoulos kritik isimler olacak..

Sonuç beklentim;
Samsunspor’un gruplara kalması için 2 farklı galibiyet alması gerekiyor, bu da hücum hattının yüksek performans göstermesini zorunlu kılıyor. Maçın başlama düdüğüyle birlikte atak pres ve kanatlardan hızlı hücumlar, Samsunspor’un şansını artıracak en önemli faktör. Panathinaikos’un ise savunmada sağlam durması ve kontra fırsatları değerlendirmesi turu belirleyecek.
Rövanş, Samsunspor için tarihi bir fırsat. Taraftar desteği, takımın eksiklerinin dönmesi ve agresif oyun planı birleştiğinde sürpriz bir sonuç ihtimali her zaman var ancak; Panathinaikos’un disiplinli savunma anlayışı ve deneyimi, maçın kritik dakikalarında belirleyici olacak. Ben penaltılara dahi gidebilecek denklikte ve sertlikte bir maç bekliyorum. Normal sürede gruplara kalan bir takım olacağını düşünmüyorum.
Temsilcimize yürekten başarılar..
Universitatea Craiova-Başakşehir

Başakşehir, Konferans Ligi gruplarına kalabilmek için Romanya temsilcisi Universitatea Craiova ile rövanş maçına çıkıyor. İstanbul’daki ilk maçta sahadan 2-1 mağlup ayrıldık ve bu skor, rövanş için işi son derece zorlaştırıyor. Üstelik maç Romanya’da oynanacak; saha ve skor avantajı tamamen rakibin elinde. Taraftar desteği de yok, yani psikolojik olarak da dezavantajlıyız.
Çağdaş hocanın oyun anlayışı avrupa maçları özelinde; topa sahip olmayı ve dikine, tempolu oyunu istiyor. Viking turunda bu anlayış başarıyla uygulandı özellikle; Deniz ile Selke’nin etkinliği turu geçmemizde belirleyici oldu ancak; Craiova karşısında aynı başarıyı tekrar etmek hayli zor görünüyor. Rakip, savunma organizasyonunda ve alan kapamada disiplinli; pas hataları sınırlı ve ön alan baskısına karşı hazırlıklı ve muhtemeldir sürekli de oyunun durması adına hayli ağır bir tempoyla oynayacaklardır..Sık sık duran bir maç izleyeceğiz.

İlk maçta da gördük; Craiova pas trafiğini kontrollü kullanıyor, hızlı kontrataklarla tehlike yaratabiliyor. Başakşehir’in hücum hattı en azından şimdilik belki de uyum sorunu sebebiyle fazla yaratıcı değil, topa sahip olsak da pozisyon üretmekte zorlanabiliyor. Merkezden dikine hızlı paslarla pozisyon yaratma planı, rakibin bloklarına takılabilir. Deniz ve Selke’nin çabaları sınırlı kalabilir, özellikle savunma arkasına uzun toplar atılması gereken alanlarda etkili olamayabiliriz.
Savunmada da dikkatli olmak lazım ama nereye kadar; Craiova kanatlardan gelen ortalar ve hızlı kontrataklarla gol bulmaya çalışacak ve bulacaklardır da.
Savunmadaki bireysel hatalar rövanşta daha da maliyetli olabilir.
Genel tabloya bakıldığında Başakşehir’in gruplara kalma şansı hayli düşük.
İlk maçta meydana gelen dezavantajlı skor, saha avantajının rakipte olması ve takımın sınırlı yaratıcılığı birleşince; sıkıcı ve tempolu olmayan bir maç izlememiz muhtemel. Craiova kontrollü ve risk almadan sonuca gitmeyi tercih edecek.
Craiova’da dikkat edilmesi gereken isimler; stoper lideri Alexandru ve kanat organizatörleri Popescu ile Mitrea.

Başakşehir’de umut bağlanabilecek oyuncular ise; Shomorudov ve Selke. Ancak onları da rakibin baskısı altında etkili görmek zor.

Sonuç olarak; Başakşehir’in gruplara kalma ihtimali düşük ve rövanş muhtemelen dengeli , sıkıcı bir mücadele olacak. Taktiksel ve bireysel hatalardan kaynaklanabilecek küçük fırsatlar dışında, normal sürede skoru lehe değiştirmek oldukça zor görünüyor.
Temsilcimize başarılar..
Şampiyonlar Ligi Play-Off Rövanş Maçı: Benfica-Fenerbahçe..
Avrupa kupalarında deplasman maçları her zaman zordur; ama Benfica’nın evi Estádio da Luz’un atmosferi ve muhteşem taraftar baskısı düşünüldüğünde, Fenerbahçe’nin önünde durması gereken psikolojik engel adeta dağ gibi. İlk maçta ortaya çıkan tıpkı ligde oynanan Göztepe maçındaki gibi tatsız skor, turu yüzde 60-70 oranında Benfica’ya bırakmış gibi görünüyor.

Ümitvar olmak açıkçası çok güç; zira Mourinho bir türlü beklenen oyunu sahaya yansıtabilmiş değil. Açıkçası eldeki kadro da mühendislik anlamında pek de iç açıcı değil en azından şimdilik..Bir de üzerine yılan hikayesine dönen Kerem transferi süreci eklenince..

Fenerbahçe’nin orta sahadaki performansı, son dönemde ciddi soru işaretleri doğurdu. İzmir’de Göztepe karşısında ve Kadıköy’de oynanan turun ilk maçında; Fred, Amrabat ve Szymanski üçlüsü neredeyse hiç etkin olamadı işin ilginci olmaları da mümkün değildi zaten neden böyle bir tercih yaptı Mourinho sorgulamak düşmez ama; savunma yönü çok daha ağır basan üç oyuncu üstelik 3 orta saha oyuncusuyla oynuyorken neredeyse paralel şekilde yan yana oynadığında bu sonuç kaçınılmaz..; top kayıpları, pas trafiği yavaşlığı ve oyunu bir türlü üçüncü bölge dediğimiz rakip yarı alana etkili biçimde taşıyamama, takımın hücum ritmini ciddi şekilde sekteye uğrattı.

Bu sorunu aşmanın anahtarı, Portekiz’de de tıpkı ilk maçın son bölümünde bölüm bölüm görüldüğü üzere; Talisca olacaktır. O’nun saha görüşü, pasları, olur olmaz yerlerden şut tehdidi,yay çevresinde temas halinde aldığı fauller ve oyunu enine,dikine diyagonal paslarla yönlendirme kabiliyeti Fenerbahçe’nin orta sahadaki etkisizliğini dengeleyebilir ancak; burada en kritik nokta, savunma dengesini kaybetmeden hücumu organize etmek; aksi takdirde Benfica’nın hızlı hücumları tehlike yaratacaktır.
İlk maçta kırmızı kart gören Florentino Luis Benfica’nın orta sahasının dinamolarından onun yokluğunda açıkçası ufak bir sistemsel değişiklik de bekliyorum Benfica’dan.

İlk maçta kırılgan olmamak adına daha kompakt savunma ve hücum yaptılar. Aursnes ve Pavlidis’i neredeyse hiç etkin göremedik bu yüzden. Rövanşta özellikle bek bindirmelerini yaparken çok dikkatli olmamız lazım ters kademelerde bekleyerek; Schelderup ve Aursnes’e özellikle dikkat diyorum bu maçta..Pavlidis’i bu ikilinin kanat akınlarında besleyeceklerdir; gerek sıfıra inerek gerekse İrfan ve stoper tandeminin arasına geniş açılı ani sert yerden ortalarla..
Fenerbahçe’de sezona harika bir giriş yapan kanat bekleri; Brown ve Semedo’nun performansı, bu deplasmanda da büyük önem taşıyor ancak; bu zorlu sahada kazanılacak ender duran toplar, turu çevirmek için belki de en kritik silah olacak. Skriniar ve Talisca’nın, hem savunma hem hücum organizasyonlarında bu toplarda etkili olmaları gerekiyor ki. Bu noktada, Fenerbahçe’nin hücum çeşitliliğinden çok büyük beklentiye girmemek gerekiyor; Benfica deplasmanında ambiyans ve baskı, oyunun ritmini çok kolay bozabiliyor.

Yan toplarda dikkat edilmesi gereken isim ise İrfan Can. Kritik deplasmanlarda İrfan’ın garip hatalardan goller yediğini hatırlıyorum timing hatalarıyla bu maçta özellikle hava toplarında ve pasla çıkarken pres altında çok dikkatli olması şart, yağ gibi akarlar kaleye mazallah.
Özetle; Fenerbahçe’nin bu maçtaki şansı, Talisca’nın oyun kurucu rolünü sahada ne kadar verimli kullanacağı, ender ortaya çıkacak tek toplarla savunma arkasında buluşan John Duran’ın bu pozisyon veya pozisyonları etkili kullanıp/kullanamayacağı, Brown ve Semedo’nun kanatlarda üstlendiği görevleri eksiksiz yerine getirip getiremeyeceği ve hücum aksiyonu sırasında kazanılan duran toplarda En Nesyri-Skriniar ile Talisca’nın etkinliğine bağlı olacak.

Luz’da iş gerçekten çok zor..
Başarılar dileyerek son olarak ; Schelderup ve Aursnes’e dikkat diyorum.
———————————————————————————
Spor Tahkim Mahkemesi (“Court of Arbitration for Sport”) (“Tribunal Arbitral du Sport”) veya bilinen adıyla ”CAS”; Sportif uyuşmazlıkları, spor yargılamasının kendine has özelliklerinin gerektirdiği yetkinlik kapsamında “tarafsızlık ve bağımsızlık” ilkelerini temel felsefe edinerek çözmek adına 1984 yılında İsviçre’de kurulmuştur.

Spor Tahkim Mahkemesi (CAS), Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) bünyesinden çıkan bir oluşum olma gibi bir handikapla kurulmasına rağmen çok geçmeden bir Tahkim Mahkemesi hüviyetine bürünmüştür.
Nitekim, FIFA (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği), çoğu ulusal ve uluslararası spor federasyonu kendi statülerinde bağlı organlarının vermiş olduğu kararların son mercii olarak CAS’ın denetimine tabi tutulduğunu açıkça belirtmiştir.
Futbol, Futsal ve Plaj Futbolu’nun dünya çapındaki en üst düzey yönetim organı olan FIFA; 11 Kasım 2002 itibariyle CAS’ın mutlak yetkisini tanımış 2004 yılı itibariyle de yürürlüğe koymuştur.
FIFA Statüsü’nün, CAS’ın yetkisine ilişkin 58.maddesi uyarınca, FIFA tarafından son mercii olarak alınan kararlara ve ayrıca konfederasyonlar, üyeler veya ligler tarafından alınan kararlara karşı; kararın tebliğinden itibaren 21 gün içinde CAS’a başvurulabilir. (FIFA Statüsü m.58/1)
Ancak oyun kurallarının ihlaline ilişkin kararlar, dopingle ilgili kararlar dışında 4 maça kadar (dört dahil) veya 3 ay için men kararları ile aleyhine bir federasyonun veya konfederasyonun olağan ve bağımsız bir hakem mahkemesi nezdinde başvuru yapılması mümkün olan kararları aleyhine CAS’a başvurulamaz. (FIFA Statüsü m.58/3)
Nitekim aynı branşların Avrupa’daki yöneticisi ve denetleyicisi olan UEFA da, Şampiyonlar Ligi Talimatı’nın ”Kabul kriterleri ve prosedürleri” başlıklı 4. maddesi ve Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) başlıklı 84.maddesinde; Şampiyonlar Ligi’nde oynanan maçlar açısından CAS’ın mutlak yetkisini onamış ve buna ilişkin hususlara yer vermiştir.
UEFA Statüsü’nün 61.maddesinde, UEFA ile federasyonlar, ligler, üyeler,oyuncular veya resmi görevliler arasındaki uyuşmazlıklar; federasyonlar, ligler,kulüpler ,oyuncular ve resmi görevliler arasındaki Avrupa boyutu olan uyuşmazlıklara karşı ilk derece mahkemesi olarak CAS’ın yetkili olduğu ve CAS’ın ancak UEFA’nın bir organının yetkisine girmeyen uyuşmazlıklar hakkında yetkili olduğu belirtilmiştir.
Statünün 62.maddesinde ise; ”UEFA’nın bir organı tarafından alınan her türlü karara karşı, temyiz mahkemesi olarak, diğer tüm mahkemeler ve hakem mahkemelerinin yetkisini ortadan kaldıracak şekilde,sadece CAS’a başvurulabileceği belirtilerek, temyiz mahkemesi olarak CAS’ın münhasır yetkisi kabul edilmiştir.
Buna karşılık, statünün 63.maddesine göre, CAS; oyun kuralları veya bir müsabakanın teknik uygulamaları gibi tamamen sportif nitelik arz eden bir kuralın uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklar, bir gerçek kişinin 2 maça kadar veya 1 ay müsabakadan men cezası aldığı kararlar ile bir federasyonun tüzüğü veya statüsünün uygulanmasından kaynaklanan ulusal boyutlu bir uyuşmazlıkta, tarafsız ve bağımsız bir hakem mahkemesi tarafından verilen bir hakem kararı aleyhine yapılan başvuruları karara bağlama yetkisine sahip değildir.
Bir federasyon nezdinde CAS’ın mutlak yetkisinin kabul edildiği durumlarda CAS; ilk derece mahkemesi olarak karar verirse, tüzükte öngörüldüğü takdirde bu karara karşı temyiz yargılamasını da CAS yapabilecektir.
CAS’ın vermiş olduğu kararlar nihai ve bağlayıcı nitelik taşımaktadır. Bu konuda 161 ülkenin taraf olduğu ”Tahkim Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Newyork Sözleşmesi’‘ geçerlidir.
Türkiye, bu sözleşmeyi uygun bulduğuna dair kanunu 1991 yılında çıkartmış, 1992 yılında da resmen kabul etmiştir.
Ancak Türkiye sözleşmeye iki çekince koymuştur, bunlar;
- “kararın bu sözleşmeye taraf bir ülkede verilmiş olması” (CAS’ın merkezi Lozan’da bulunduğu için İsviçre bu sözleşmeye tabii olarak taraftır.)
- “kararın Türk hukukuna göre ticari nitelikteki bir uyuşmazlığa ilişkin olması” şeklindedir.
Özellikle ”kararın Türk hukukuna göre ticari nitelikteki bir uyuşmazlığa ilişkin olması” biçimindeki ikinci çekince ile tanıma ve tenfizin kapsam alanı bir hayli daraltılmıştır.
Belirtilen çekinceler dolayısıyla bu hususta ülkemiz açısından yalnızca sponsorluk sözleşmeleri ve yayın sözleşmeleri gibi ”Ticari” nitelik arz eden spor uyuşmazlıkları ile ilgili CAS kararlarının tanınması ve tenfizine imkan tanınmıştır.
Tam da bu noktada sporun disipliner tarafı ve enternasyonal boyutu dikkate alındığında unutmamak lazımdır ki; CAS’ın diğer kararlarının da tanınması ve tenfizi önem arz etmektedir.
Nitekim, Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü’nün 64.maddesinde de, Spor Tahkim Mahkemesi’ne ilişkin birtakım düzenlemelere yer vermiştir.
Buna göre, FIFA VE UEFA statüleri uyarınca, kesin ve bağlayıcı bir FIFA veya UEFA kararına yönelik tüm itirazlar İsviçre/Lozan’da bulunan Spor Tahkim Mahkemesi(CAS) tarafından ele alınacaktır.
Ancak CAS; oyun kuralları ihlalleri, FIFA ve UEFA statülerinin ilgili hükümleri doğrultusundaki askıya almalar veya TFF’nin bağımsız ve usulüne uygun olarak oluşturduğu Tahkim Kurulu tarafından alınan kararlar aleyhindeki itirazlara bakamaz. (TFF Statüsü m.64/1)
TFF; kendisinin ve üyelerinin, futbolcuların, resmi görevlilerin, müsabaka organizatörleri ve futbolcu temsilcilerinin UEFA ve FIFA organları ile CAS tarafından alınan ve kesinleşen tüm kararlarına tam olarak uymasını sağlar. (TFF Statüsü m.64/2)
Zaman içerisinde sporcu ve spor kuruluşlarının sayısındaki fahiş artış, ulusal ve uluslararası müsabakaların sayısındaki artışı da beraberinde getirmiştir. Bu gelişime paralel olarak sporla ilgili uyuşmazlıklarda da artış gözlenmiş ve bu uyuşmazlıkların sporun kendi dinamiklerine uygun şekilde çözülmesini zorunlu kılmıştır.
Hakikaten özellikle uluslararası müsabakalarda ortaya çıkan ihtilafların bir an evvel çözülmesi müsabakaların kaderini direkt olarak etkileyecek niteliktedir. Lakin bu alanda faaliyet gösteren birçok kuruluşun bulunması ve bunların kararları ile uygulamaları arasında ortaya çıkan tutarsızlıklar bu alanda yeknesaklığın sağlanmasına yönelik ihtiyacı fazlasıyla artırmıştır. Bu ihtiyaca en uygun cevabı vermeyi haiz yargı mercii olan CAS, bu işi üstlenmiştir.
CAS, alternatif uyuşmazlık çözümü yöntemlerine de kapısını kapatmamışsa da özellikle tahkim vazifesinin sağladığı avantajlar ile gerçekten de ön plana çıkmıştır.
Spor Tahkim Mahkemesi, bugüne dek vermiş olduğu muhtelif kararlarla Spor Hukuku’ndan doğan uyuşmazlıkların ivediklikle ve adil bir biçimde çözülmesi görevini hakkıyla yerine getirmiştir.
Dolayısıyla, CAS’ın gerek ulusal gerekse uluslararası saygınlığını da göz önünde bulundurarak vermiş olduğu kararların icrası adına birtakım düzenlemelerin yapılmasının yanısıra, “Tahkim Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Newyork Sözleşmesi”’ne konulan ”Ticari” nitelik arz etme şartına ilişkin çekincede revizyon yapılması gerekmektedir. Bu şekilde; Spor Hukuku açısından eşsiz kaynakların ortaya çıkışı sağlanıp, bir nevi yerel bazlı içtihat oluşturulup ihtilafların daha hızlı şekilde çözülmesinin önü açılacağı gibi ülkemiz sporunun gelişimi ve tahkimin amacına uygunluğu açısından da bu düzenlemelerin yapılması önem arz etmektedir.
Universitatea Craiova-Başakşehir

Başakşehir, Konferans Ligi gruplarına kalabilmek için Romanya temsilcisi Universitatea Craiova ile rövanş maçına çıkıyor. İstanbul’daki ilk maçta sahadan 2-1 mağlup ayrıldık ve bu skor, rövanş için işi son derece zorlaştırıyor. Üstelik maç Romanya’da oynanacak; saha ve skor avantajı tamamen rakibin elinde. Taraftar desteği de yok, yani psikolojik olarak da dezavantajlıyız.
Çağdaş hocanın oyun anlayışı avrupa maçları özelinde; topa sahip olmayı ve dikine, tempolu oyunu istiyor. Viking turunda bu anlayış başarıyla uygulandı özellikle; Deniz ile Selke’nin etkinliği turu geçmemizde belirleyici oldu ancak; Craiova karşısında aynı başarıyı tekrar etmek hayli zor görünüyor. Rakip, savunma organizasyonunda ve alan kapamada disiplinli; pas hataları sınırlı ve ön alan baskısına karşı hazırlıklı ve muhtemeldir sürekli de oyunun durması adına hayli ağır bir tempoyla oynayacaklardır..Sık sık duran bir maç izleyeceğiz.

İlk maçta da gördük; Craiova pas trafiğini kontrollü kullanıyor, hızlı kontrataklarla tehlike yaratabiliyor. Başakşehir’in hücum hattı en azından şimdilik belki de uyum sorunu sebebiyle fazla yaratıcı değil, topa sahip olsak da pozisyon üretmekte zorlanabiliyor. Merkezden dikine hızlı paslarla pozisyon yaratma planı, rakibin bloklarına takılabilir. Deniz ve Selke’nin çabaları sınırlı kalabilir, özellikle savunma arkasına uzun toplar atılması gereken alanlarda etkili olamayabiliriz.
Savunmada da dikkatli olmak lazım ama nereye kadar; Craiova kanatlardan gelen ortalar ve hızlı kontrataklarla gol bulmaya çalışacak ve bulacaklardır da.
Savunmadaki bireysel hatalar rövanşta daha da maliyetli olabilir.
Genel tabloya bakıldığında Başakşehir’in gruplara kalma şansı hayli düşük.
İlk maçta meydana gelen dezavantajlı skor, saha avantajının rakipte olması ve takımın sınırlı yaratıcılığı birleşince; sıkıcı ve tempolu olmayan bir maç izlememiz muhtemel. Craiova kontrollü ve risk almadan sonuca gitmeyi tercih edecek.
Craiova’da dikkat edilmesi gereken isimler; stoper lideri Alexandru ve kanat organizatörleri Popescu ile Mitrea.

Başakşehir’de umut bağlanabilecek oyuncular ise; Shomorudov ve Selke. Ancak onları da rakibin baskısı altında etkili görmek zor.

Sonuç olarak; Başakşehir’in gruplara kalma ihtimali düşük ve rövanş muhtemelen dengeli , sıkıcı bir mücadele olacak. Taktiksel ve bireysel hatalardan kaynaklanabilecek küçük fırsatlar dışında, normal sürede skoru lehe değiştirmek oldukça zor görünüyor.
Temsilcimize başarılar..
Samsunspor-Panathinaikos

O gün geldi çattı. Atatürklü arma yeniden Avrupa’da demek istiyoruz ama işimiz hiç de kolay değil. Sezon bitiminden beri Avrupa’daki rakibin analizini yapmayı çok bekledim Samsunspor için. Yunanistan takımı Panathinaikos geldi.
Samsunspor bu maçta geçen yıl bilhassa iç sahada oynadığı kendi oyun sistemine devam etmeli. Tam da kendisinin isteyeceği tempoda bir rakip iç sahada.
Tabii ki ligimizdeki bu tarzdaki takımlar kadar düşük kalitede değil daha az hata yapıyorlar ama yine de Samsunspor faydalanabilir. 2-1 lik ilk maçta Pana savunmasının epey iyi olduğunu gördük attığımız golde de zaten ön direk koşusunda duran topta etkili olabildik.
Panathinaikos takımı oyun kurulumunda pas hatasına çok müsait. Özellikle oyun yönü değiştirirken kısa düşen ve isabetsiz pasları görebiliyoruz. Bu noktada Samsunspor futbolcuları daha uyanık ve konsantre olmalılar. Ön alan baskısı konusunda da Samsunspor kontrollü şekilde baskı yaparsa rakip savunmacıları panikletebilirler.
Yine de kontrollü ama ön alan baskısı yüksek şekilde dengeli davranılmalı. Bir başka zaafiyetleri de top uzaklaştırma konusu. Pana oyuncuları topu merkeze uzaklaştırmaya çalışıyor ve düşen topları genelde rakibe bırakıyorlar bu anlarda derine tek paslar ile Samsunspor hücum oyuncuları ceza sahasına girebilir.

Samsunspor’un bu maçta seri pas oyununu becerebilmesi önemli. Top çevşrirken ve hücum ederken paslaşmalar yavaş kalırsa, tempo düşüklüğünde pozisyon yaratmak Pana’ya karşı neredeyse imkansız. Kontrol pas ve tek pas şeklindeki hücum yönünü anlık değiştiren oyun kurulumu Samsunspor ‘un pozisyon bulmasını kolaylaştıracaktır.
2’ye ler ve 3’er 1 ler bulacağımız inancındayım genel kanının aksine turun Samsunspor’a yakın olduğunu düşünüyorum. Shakhtar rövanşında oynadıkları oyun tur için hiç yeterli değilken imdatlarına hakem ve Shakhtar’ın tecrübesiz oyundan atılan oyuncusu yetişti aslında. Ön alanda hiç kreatif olamadılar gerek Shakhtar turunda her iki maçta gerekse evlerindeki turun ilk maçında..

Panathinaikos hücumlarında en dikkat çekici nokta kenar ortaları. Özellikle sağ kanat. Kenar pozisyon oyuncularının son derece etkili ortaları var. Öncelikle Samsunspor bek oyuncularının rakiplerini döndürmeden baskı uygulaması ve rakibe yakın durmaları gerekiyor. Aksi takdirde çok isabetli ve tehlikeli ortalar ceza sahası içerisinde stoperleri ve kaleci Okan’ı zorlayacaktır. Bir parantez buradan Okan’a açmak gerekiyor bu takımın avrupada var olma sebeplerinden biri de çok net Okan. Elbette kalecilerin de hatalı gol yeme lüksleri var ve Okan da ilk maçta bu krediyi yedi. Rövanşta çok daha dikkatli ve garantili oynayacaktır. Maçın adamı olmasını bekliyorum.

Yine benzer bir önlem de ceza sahası çevresinde alınmalı. Ortalardan sonra seken toplara hızlı hamle gelmezse rakip tekte şut deniyor. Bu konuda da seri hamle yapmak lazım.
Samsunspor daha çok merkezi ve iç koridoru kullanarak pozisyon yaratmalı. Rakip çizgiye paralel dış koridor ve kanatlarda sayıca üstün ve etkili olduğu için merkezde zaafiyet gösteriyorlar. Merkezden dikine oyunu tempolu şekilde başarabilirsek rakibi bunaltırız ancak; kanatlarda top çevresinde uygun pozisyon almazsak da etkili ortaları ve pozisyonları rakibe veririz. Her iki takım da bu dengeyi ve saha paylaşımını iyi yapmaya çalışacaktır. Bunu en iyi yapan takım skoru ele geçirir.
Samsunspor, ilk maçı Yunanistan’da 2-1 kaybettikten sonra, gruplara kalabilmek için Yeni 19 Mayıs Stadyumu’nda Panathinaikos’u ağırlıyor. İlk maçta bulduğu gol, rövanş için umut verse de, turu geçebilmek için en az 2 farklı galibiyet gerekiyor. Bu tablo, maçın başından sonuna kadar Samsunspor’un agresif ve cesur bir oyun oynamasını zorunlu kılıyor.
Yunanistan’daki maçta Samsunspor, özellikle ikinci yarıda oyun disiplinini kaybederek rakibin hızlı kontrataklarına açık verdi. Topa sahip olma oranı %48 civarındaydı, pas isabet oranı ise %77 idi. Carlo Holse ve Musaba’nın sakatlıkları nedeniyle sahada olmamaları, orta saha ve kanatlarda yeterli dinamizmi sağlayamadı. Panathinaikos ise ; savunma disiplininden ödün vermeyerek, özellikle Erik Palmer-Brown ve Kiriakopoulos’un önderliğinde Samsunspor’un net pozisyon üretmesini engelledi.
Samsunspor’un rövanşta uygulaması gereken temel strateji, erken golle rakibi baskı altına almak. Ev sahibi avantajı ve taraftar desteği, psikolojik olarak takıma büyük katkı sağlayacak. Orta sahada Holse ve Musaba’nın dönüşü, takımın hem hızlı top dolaşımı hem de kanatlardan da ekstra etkili hücum üretmesi açısından kritik.
Panathinaikos, deplasmanda avantajlı bir skorla sahaya çıkıyor. Savunmada disiplinli kalıp hızlı kontrataklarla Samsunspor’un açığını kollayacaklar. Özellikle savunmada bekler arkasına atılacak toplara karşı dikkatli olunması gerekiyor.
Samsunspor ‘ da 4 ana parçanın işlemini tam ve eksiksiz görmesi gerekiyor tur için;

Holse, Musaba, Marius ve Okan..
- Panathinaikos‘da ise; Erik Palmer-Brown, Kiriakopoulos ve Alexandropoulos kritik isimler olacak..

Sonuç beklentim;
Samsunspor’un gruplara kalması için 2 farklı galibiyet alması gerekiyor, bu da hücum hattının yüksek performans göstermesini zorunlu kılıyor. Maçın başlama düdüğüyle birlikte atak pres ve kanatlardan hızlı hücumlar, Samsunspor’un şansını artıracak en önemli faktör. Panathinaikos’un ise savunmada sağlam durması ve kontra fırsatları değerlendirmesi turu belirleyecek.
Rövanş, Samsunspor için tarihi bir fırsat. Taraftar desteği, takımın eksiklerinin dönmesi ve agresif oyun planı birleştiğinde sürpriz bir sonuç ihtimali her zaman var ancak; Panathinaikos’un disiplinli savunma anlayışı ve deneyimi, maçın kritik dakikalarında belirleyici olacak. Ben penaltılara dahi gidebilecek denklikte ve sertlikte bir maç bekliyorum. Normal sürede gruplara kalan bir takım olacağını düşünmüyorum.
Temsilcimize yürekten başarılar..
Şampiyonlar Ligi Play-Off Rövanş Maçı: Benfica-Fenerbahçe..
Avrupa kupalarında deplasman maçları her zaman zordur; ama Benfica’nın evi Estádio da Luz’un atmosferi ve muhteşem taraftar baskısı düşünüldüğünde, Fenerbahçe’nin önünde durması gereken psikolojik engel adeta dağ gibi. İlk maçta ortaya çıkan tıpkı ligde oynanan Göztepe maçındaki gibi tatsız skor, turu yüzde 60-70 oranında Benfica’ya bırakmış gibi görünüyor.

Ümitvar olmak açıkçası çok güç; zira Mourinho bir türlü beklenen oyunu sahaya yansıtabilmiş değil. Açıkçası eldeki kadro da mühendislik anlamında pek de iç açıcı değil en azından şimdilik..Bir de üzerine yılan hikayesine dönen Kerem transferi süreci eklenince..

Fenerbahçe’nin orta sahadaki performansı, son dönemde ciddi soru işaretleri doğurdu. İzmir’de Göztepe karşısında ve Kadıköy’de oynanan turun ilk maçında; Fred, Amrabat ve Szymanski üçlüsü neredeyse hiç etkin olamadı işin ilginci olmaları da mümkün değildi zaten neden böyle bir tercih yaptı Mourinho sorgulamak düşmez ama; savunma yönü çok daha ağır basan üç oyuncu üstelik 3 orta saha oyuncusuyla oynuyorken neredeyse paralel şekilde yan yana oynadığında bu sonuç kaçınılmaz..; top kayıpları, pas trafiği yavaşlığı ve oyunu bir türlü üçüncü bölge dediğimiz rakip yarı alana etkili biçimde taşıyamama, takımın hücum ritmini ciddi şekilde sekteye uğrattı.

Bu sorunu aşmanın anahtarı, Portekiz’de de tıpkı ilk maçın son bölümünde bölüm bölüm görüldüğü üzere; Talisca olacaktır. O’nun saha görüşü, pasları, olur olmaz yerlerden şut tehdidi,yay çevresinde temas halinde aldığı fauller ve oyunu enine,dikine diyagonal paslarla yönlendirme kabiliyeti Fenerbahçe’nin orta sahadaki etkisizliğini dengeleyebilir ancak; burada en kritik nokta, savunma dengesini kaybetmeden hücumu organize etmek; aksi takdirde Benfica’nın hızlı hücumları tehlike yaratacaktır.
İlk maçta kırmızı kart gören Florentino Luis Benfica’nın orta sahasının dinamolarından onun yokluğunda açıkçası ufak bir sistemsel değişiklik de bekliyorum Benfica’dan.

İlk maçta kırılgan olmamak adına daha kompakt savunma ve hücum yaptılar. Aursnes ve Pavlidis’i neredeyse hiç etkin göremedik bu yüzden. Rövanşta özellikle bek bindirmelerini yaparken çok dikkatli olmamız lazım ters kademelerde bekleyerek; Schelderup ve Aursnes’e özellikle dikkat diyorum bu maçta..Pavlidis’i bu ikilinin kanat akınlarında besleyeceklerdir; gerek sıfıra inerek gerekse İrfan ve stoper tandeminin arasına geniş açılı ani sert yerden ortalarla..
Fenerbahçe’de sezona harika bir giriş yapan kanat bekleri; Brown ve Semedo’nun performansı, bu deplasmanda da büyük önem taşıyor ancak; bu zorlu sahada kazanılacak ender duran toplar, turu çevirmek için belki de en kritik silah olacak. Skriniar ve Talisca’nın, hem savunma hem hücum organizasyonlarında bu toplarda etkili olmaları gerekiyor ki. Bu noktada, Fenerbahçe’nin hücum çeşitliliğinden çok büyük beklentiye girmemek gerekiyor; Benfica deplasmanında ambiyans ve baskı, oyunun ritmini çok kolay bozabiliyor.

Yan toplarda dikkat edilmesi gereken isim ise İrfan Can. Kritik deplasmanlarda İrfan’ın garip hatalardan goller yediğini hatırlıyorum timing hatalarıyla bu maçta özellikle hava toplarında ve pasla çıkarken pres altında çok dikkatli olması şart, yağ gibi akarlar kaleye mazallah.
Özetle; Fenerbahçe’nin bu maçtaki şansı, Talisca’nın oyun kurucu rolünü sahada ne kadar verimli kullanacağı, ender ortaya çıkacak tek toplarla savunma arkasında buluşan John Duran’ın bu pozisyon veya pozisyonları etkili kullanıp/kullanamayacağı, Brown ve Semedo’nun kanatlarda üstlendiği görevleri eksiksiz yerine getirip getiremeyeceği ve hücum aksiyonu sırasında kazanılan duran toplarda En Nesyri-Skriniar ile Talisca’nın etkinliğine bağlı olacak.

Luz’da iş gerçekten çok zor..
Başarılar dileyerek son olarak ; Schelderup ve Aursnes’e dikkat diyorum.
————————————————————————————
Liyakatin olmadığı yerde sahtekârlar yükselir..
Güzel vatanımı uzun zamandır bir sahtecilikler diyarına dönüştürme niyetinde bir kesim, üstelik bile isteye ne yazık ki.. Kimi zaman ”diplomalar”, kimi zaman ”vatan sevgisi”, kimi zaman ”dindarlık”, kimi zamansa ”milliyetçilik” sahtekarların yemi oluyor..
Son zamanlarda ortaya saçılan sahte diploma, e-imza skandalları, artık yalnızca birer bireysel hırsızlık değil; büyük bir yapısal çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun ve sistematik bir aldatmanın aynası niteliğinde..
Bir kişi, sahte diplomayla öğretmen oluyor, memur oluyor, yönetici oluyor, avukat oluyor, hatta milletvekili adayı bile olabiliyor. O sahte diploma ile sınavlara giriyor, kadro alıyor, yıllarca insanların üzerinde otorite kuruyor, emeklilik hakkı kazanıyor.

Pekiii tüm bunlar olurken çok pardon sistem, siyasi erk tam ne olarak ne yapıyor.. ?
Bu sahtekârlığın en ağır bedelini; yıllarca alın teriyle çalışan bu ülkenin gençleri ödüyor. Özellikle de atanamayan öğretmenler. Sahte diplomalarla bir gecede öğretmen olanlar; yıllarca KPSS’ye çalışıp da mülakat duvarına çarpan yüz binlerce gencin umutlarını, hayallerini ezdi geçti, geçmeye de belli ki devam ediyor…
Öyle ki o canlardan bazıları bu yükü taşıyamadı..
Evet.., atanamadan intihar eden nice öğretmenlerimiz var..
Gerçek diplomalarıyla, gerçek hayal kırıklıklarıyla ve gerçek acılarıyla yitip giden..
Hayallerinin peşinden koşarak ailelerinin bin bir emeğiyle zar zor okuyup öğrencilerine kavuşamadan hayata veda eden nice gencecik pırıl pırıl insan bu sistemin dişlileri arasında ezildi; sahte belgelerle makam işgal edenlerin gölgesinde yok sayıldı..
Peki bu sırada torpille, amcayla, dayıyla, ; “bu çocuk bizdendir” denilerek sınıflara yerleştirilenlerin vicdanları sızladı mı…
Her fırsatta “helal lokma”, “müslüman ahlakı”, “kul hakkı” gibi belki en kutsal değerlerimizi dillerine utanmadan pelesenk edenlerin bir kısmı, iş uygulamaya gelince sus pus oluyor. Hatta bizzat o sahte diplomaları kullanan bazıları; başkalarının haklarını çiğneyenler, kardeşini, eşini, yeğenini, oğlunu, kızını torpille bir yerlere yerleştirenler..
Hangi dindarlık, hangi helal anlayışı bu çifte standardı dinen ve kanunen meşrulaştırıyor diye sorsan suratına bön bön bakarlar..
Toplumda her gün yeni bir “uzman” türüyor..
Kim, neye göre bu sıfatları hak ediyor bilinmez.
Diploması olmayanlar ekranlarda ahkâm kesiyor, açıp da 10 tane kitap okumamış olanlar topluma yön vermeye çalışıyor. Üstelik bir kısmı, üniversite yüzü bile görmeden “hocam” diye anılıyor, sosyal medyada binlerce kişi tarafından kutsanıyor.
Bu tipler artık belli ki her yerde; zira, sahte diploma meselesi belli ki pek çok sac ayağı barındırıyor..
Gerçek uzmanların sesi ise kısılıyor, çünkü onların torpili yok, sahte diplomaları yok, erdemleri var, utanma duyguları var, Allah’ın yarattığı bir kul olarak kul hakkı yemekten imtina ediyorlar, üstlerine düşen sorumluluğu harfiyen yerine getiriyorlar..
Bugüne kadar özellikle yakın geçmişte ÖSYM üzerinden yürütülen sayısız sınavın sorularının çalındığını, bazı grupların, terör örgütü mensuplarının yıllarca önceden sorulara erişip yüz binlerce insanın hakkını gasp ettiğini gördük. KPSS, YGS, TUS, ALES…
Birileri, başkasının emeğini, zamanını, hayalini çalarak yıllarca o koltuklarda oturdu. Bu insanlar yalnızca bir kişinin değil, bir neslin hakkına girdiler.
Peki sonra ne oldu?
Hiçbir şey.
Bazıları yargılandı, yargılamaların nihai akıbeti belli değil..
Ama sistem? O yerli yerinde kaldı.
Bugün karşımızda sahte diplomalılar kadar tehlikeli olan başka bir grup daha var:
Sahte milliyetçiler ve sahte dindarlar.
Milliyetçiliği yalnızca slogandan ibaret gören gerçek vatanseverliğin; çalışmak, üretmek ve adil olmak olduğunu unutanlar ya da zaten bunların varlığına inanmayıp halkı kandıranlar..
Dindarlığı yalnızca kılık kıyafete, retoriğe indirgeyen ama “kul hakkı yememek” gibi temel bir ilkeyi hiçe sayanlar..
Bunlar da yüce Türk milleti için ; sahte diplomalılar kadar büyük birer tehdittir.
Çünkü; bu sahtekârlıklar zihinleri zehirler, ahlakı yozlaştırır, sağlıklı bir gelecek inşasını da sekteye uğratır öyle ki frenlenmezse bunu imkânsızlaştıradabilir.
Ama hâlâ bir şansımız var: Sorgulamak, direnmek, ses çıkarmak.
Çünkü geniş tabanlı sessizlik, sahtekârların en büyük suç ortağıdır.
Tüm bu skandallar yaşanırken, asıl sorun sistemden önce bizde başlıyor..
Çünkü; bizler, sorgulamayı bıraktık.
– “Kim bu?” , ”Nereden çıktı bir anda?”
– “Gerçekten diploması var mı?”
Ya da;
– “O sınavda neden bu kadar çok başarı gösterdi?”
– “Bu kişi gerçekten bu makama nasıl geldi?” ”neden geldi?”
Hiç sormadık.
Ve sormadıkça, sahtekârlar daha da cesaretlendi.
Bir toplumun en büyük gücü eleştiri ve sorgulamadır. Bunlar olmadan liyakat değil, torpil çalışır. Adalet değil, ”ağ bağlantısı” işler. ”Bilgi” yahut ”emek” değil, ”sahte kimlikler” ön plana çıkar.
Kul hakkının böylesine kolay yutulduğu bir düzende, sahte diplomalar yalnızca görünen yüzdür; asıl sahtelik vicdanlardadır.
**Bu yazının amacı; bireyleri yaftalamak ya da toplumu kutuplaştırmak değil; aksine yıllardır biriken adaletsizliklere karşı ahlaki ve hukuki bir duyarlılık çağrısı yapmaktır. Gerçek emek sahiplerinin haklarının korunması, liyakat ilkesinin tesisi ve toplum vicdanının yeniden inşası için sessiz kalmamanın önemine dikkat çekmektir.
”İstanbul Depremi”, Uluslararası deprem bilimcilerin görüşleri
Kuzey Anadolu Fay hattı..
Milyonlarca insan bu hattın Marmara uzantısında meydana gelebilecek kırılmanın endişesiyle yaşıyor.
Kuzey Anadolu fay hattının yakın geçmişi bu endişenin ana kaynağı niteliğinde;
Fay hattı 1912’de Marmara’nın batısında, Saros açıklarında kırıldı.
17 Ağustos 1999’da ise hattın diğer ucu kırıldı;
Ortası gerildi ve hattın bu kesiminin de erneji birikimine direnemeyip kırılması ve sonucunda korkulan depremin meydana gelmesi bekleniyor.
Depremin zamanlamasına dair şuana dek yapılan en itibarlı çalışmalardan başında Amerikalı bilim insanı Tom Parsons’ın araştırması geliyor. Parsons’a göre;
Marmara Denizi’nin altında 7 şiddetinden büyük bir depremin olma ihtimali 2024’de dek;
%50 , 2034’e kadarsa; %62
İstanbul’daki hazırlıklar 7,5 büyüklüğündeki bir depreme göre yapılıyor çünkü; Kuzey Anadolu fay hattının Tekirdağ’dan Yalova’ya kadar uzanan kısmında en fazla bu büyüklükte bir deprem bekleniyor.
Olası bir depremin yol açacağı can kaybı,bina ve altyapı hasar tahminleri son olarak 2019’da güncellendi.Peki bu olası deprem güncel olarak ne gibi sonuçlara gebe ? Bu sorunun yanıtını yazı dizimizin ilerleyen bölümlerinde okuyacaksınız.
Bu bölümde yalnızca; dünyadaki sismolog,jeolog,deprem bilimci,jeodezi uzmanlarından söz konusu deprem hakkında yahut güncel fay,segment hareketlerine dair ne düşündüklerini öğreneceğiz.
Abdul Habib Panjsheri-Afganistan
Afganistan Jeolojik Araştırmalar Merkezi Kıdemli Sismolog;
Kuzey Anadolu Fayı’nda kırılmayan 2 segment kaldı.Biri; en doğu uçta, 100 kilometre uzunluğundaki Yedisu Segmenti’dir. Bu segment; Kuzey Anadolu Fayı’nın, Karlıova’ya kadar uzanan bölümü üzerinde yer alır. O bölüm/segment henüz kırılmadı ve büyük bir risk teşkil ediyor. Tektonik hareketler göz önüne alındığında 2-3 yıl içinde kırılması olası ve 7’den büyük hasarı yüksek ve yıkıcı bir deprem meydana getirebilir. Bir diğeriyse; Kuzey Anadolu Fayı’nın en önemli lokasyonlarından biri olan Marmara’daki 115,7 kilometrelik fay hattıdır. Bu da Tekirdağ’dan başlayarak; İstanbul ve İzmit’e kadar uzanan yine Bursa, Balıkesir’i kapsayan birçok bölgeyi etkileyecek olan olası bir deprem olarak karşımıza çıkıyor. Buna olası İstanbul depremi demek de çok yanlış çünkü; çok geniş bir alanı etkileyecek nitelikte.
Prof. Llambro Duni-Arnavutluk
Yerbilimleri, Enerji, Su ve Çevre Enstitüsü · Sismoloji Bölümü Başkanı
Institute of GeoSciences Enstitüsü Tiran;
1999 depreminden sonra, 30 yıl içinde büyük bir deprem bekliyorduk, üzerinden tam 22 yıl geçti. Yani İstanbul/Marmara depreminde son çeyreğe girdik. 8 yıl içinde büyük bir deprem olma olasılığı yüzde 60’ın üzerindedir. İstanbul’un yapı stoğu büyük oranda kötü durumda.İstanbul ve çevresini hazırlıksız görünüyorum.
Mourad Bezzeghoud-Cezayir
Évora Üniversitesi Yer Bilimleri Enstitüsü, Porto Üniversitesi ve Minho Üniversitesi (Portekiz) Litosfer Dinamikleri grubu Bilimsel Koordinatörü
İstanbul’da yaklaşık 1 milyon bina; kentsel dönüşüme girmeli,şu anda yaklaşık 100 bin binanın kentsel dönüşümle yenilendiğini tahmin ediyoruz. İvme kazandırmanız lazım. Devlet süreci biraz daha hızlandırmalı, vatandaş ise binalarını yenilemeye kendiliğinden gitmelidir. Sarsıcı depremin üzerinden neredeyse çeyrek yüzyıl geçmiş durumda, yapılarınız sağlam değil. Depreme karşı dayanıklı bina sayınız çok az,deprem performans analizleri yapıyoruz hiç de olumlu sonuçlar görünmüyor.
Büyükçekmece’den başlayarak özellikle Avcılar, Küçükçekmece depremden en çok etkilenecek bölgeler sonrasınra yine yapı stoklarında Kadıköy, Üsküdar, Kartal ve Pendik’e kadar giden güzergahta eski yapı stoğu hakim. Bu fay hattının Adalar ve Silivri bölgelerinde kilitlendiğini biliyoruz. Özellikle bu ilçelerde yaşayanlar yapılarını kontrol ettirmeliler. 2000 yılı öncesinde yapılan binaları artık yenilemek şart.
Dra. Patricia Alvarado-Arjantin,Şili
Ulusal Sismik Önleme Enstitüsü (INPRES) Ulusal Direktörü
İstanbul depreminde merkez üssünün Adalar ya da Silivri olacağını tahmin ediyoruz. Adalar’da meydana gelirse 7-7,2, Silivri’de ise 7,5 büyüklüğünde bekliyoruz. Bu depremden sadece İstanbul değil bütün Marmara Bölgesi etkilenecektir. Yani zamanlama göz önünde bulundurulduğunda 35-40 milyonluk bir nüfustan bahsedebiliriz. 60-70 bin civarında binanın ağır hasar alacağını, toplamda 1 milyona yakın binanın depremden etkileneceğini düşünüyoruz.
Sos Margaryan-Ermenistan
BRI/IISEE Uluslararası Sismoloji ve Deprem Mühendisliği Enstitüsü
Son yıllarda yapılan çalışmalar İznik ve Gemlik segmentine karşılık gelen güney kol üzerinde 1419 ve 1857 depremlerinin geliştiğini ve buna göre deprem tekrarlama periyodunun 438 yıl olduğunu göstermiştir. İznik Gölü ile Dokurcun Vadisi arasındaki bölümdeyse 3 metreye varan bir yer değiştirme miktarına karşılık gelen enerjinin biriktiği bilinmektedir. Bu sonuç Güney kolun da kuzeydeki kol kadar deprem tehlikesi ve riski içerdiğini gösteriyor.
Dr Kym Thalassoudis-Yunanistan
Güney Avustralya Astronomi Topluluğu Konsey Başkanı
Bölgede yer alan parçalı sistem Mudanya-Bursa-Karacabey-Bandırma-Manyas-Yenice-Gönen ve Edremit körfezine doğru kuzeydoğu ve güneybatı yönlü saçılarak enerji biriktirdiği gözlenmektedir. Dolayısıyla güney kol 6.7-6,8 büyüklüğünde deprem üretme potansiyeline sahip
Prof. Dr. Götz Bokelmann-Avusturya
Meteoroloji ve Jeofizik Enstitüsü Başkanı
Bu bölgede 17 Ağustos 1999’da bir deprem meydana geldi. Üzerinden 22 sene geçti ve Kuzey Anadolu Fayı üzerinde hala bir deprem meydana gelmedi. Zaman periyotlarına bakıldığında istatistiksel bir bilgi ortaya çıkabilir. Sadece Doğu Marmara’yı ele alırsak; 948, 256 ve 245 sene aralığında bir deprem (1999 depremi) meydana geliyor. Periyot derken kasttetiğim bu. Batı Marmara’yı ele alırsak; İstanbul merkezli depremlerde yine 950 senede bir kuvvetli deprem meydana geliyor. Ardından 257 sene sonra bir deprem ve sonrasında deprem yok. Burada 257 seneyi ve 1766 depremi üzerine toplarsak, bu periyodu biraz da geniş düşündüğümüzde 2026’ya kadar fay kırılacak gibi bir tablo çıkıyor ortaya. Ama bu tamamen istatistiki bir bilgi.
Syed Humayun Akhter
-Bangladeş
Jeoloji Profesörü, Dakka Üniversitesi
Şu anda riskli alan olarak Batı Anadolu Bölgesi’nde, belki Midilli Adası’nın hemen güneyindeki Midilli Fayı’nın, belki Sisam Adası’nın Batı kesiminde yer alan Atina’ya doğru olan kesimde denizin içindeki faylar ya da kara uzantısı olan Küçük Menderes, Büyük Menderes ve Gediz graben sistemleri hareket edebilir çünkü; 2020’de Ege Denizi ve bölgede(etrafında) 5’ten büyük birçok deprem kaydedildi. Bunun sebebi; 2 Mayıs 2020’de meydana gelen 6,4’lük Girit Adası depremidir. Devamlı Ege Denizi geriliyor. Ege Denizi ve Ege Bölgesi tamamen risk altında. Bu bölgedeki gerilme, Kuzey Anadolu Fayını da etkiliyor ve buradaki yani Marmara Bölgesi’ndeki depremi geciktiriyor. Ege Denizi’nde ne kadar çok 6’dan büyük deprem olursa, Marmara Denizi’ndeki olası İstanbul depremi de o kadar gecikecektir.
Dr Joan Latchman-Trinidad & Tobago
Batı Hint Adaları Sismik Araştırma Merkezi Üniversitesi Başkanı
İstanbul depremi sizlere pahalıya patlayacak, üzülerek söylüyorum. İstanbul’daki yapı stoğu depreme karşı hiç güvenli değil. Fazla zamanınız yok, yani yapılacak şeylerin hızla yapılması gerekiyor. Deprem beklemez. Deprem çevreye büyük zararlar verir. Depremde milyonlarca ton moloz çıkar, bu molozları telaşla gömüyoruz sonrasında gömdüğümüz molozlar kimyasal değişikliklere uğruyor, yağmur ve yer altı sularıyla bu zehirli maddeler denizlerden balıklara balıklardan insana dönüyor. Ekonominin de planlanması lazım; Marmara Bölgesi, Türkiye’nin en önemli bölgesi, burada bütün fabrikaların kapandığını; ekip, ekipman ve beyin(iş) gücünün büyük hasar aldığını düşünün(böyle olacak), aylarca üretmeyen bir Marmara; Türkiye’yi derin krize sokar.
Dr. Arkady Aronov-Belarus
Kanada Jeoloji Araştırmaları Merkezi üyesi
Depremin büyüklüğü minimum 7.2 şiddetinde olacak. Minimum 7.2 ile 7.6 arasında bir deprem bekliyoruz. En büyük hasarı Avrupa Yakası’nda göreceğiz. Ne kadar can kaybı olabilir? Hemen belli bir araştırmaya dayandırmadan söylemek zor ama kaba bir hesapla da aşağı yukarı bulmak mümkündür. Avrupa Yakası’nda 1 milyon bina var diye düşünelim, en ağır hasar görecek dolayısıyla ölüm olma riskinin çok fazla olduğu bina sayısı olarak 1 milyonun yüzde 1’ini alalım, 10 bin bina yapar, her binayı da 4 katlı düşünelim, 40 bin kat yapar, her kata 2 daire koyarsak 80 bin daire yapar, her daireye 4 kişi koyarsak 320 bin insan yapar. 320-350 bin insan büyük bir risk altında demektir. Bu işin şakası yok.
Thierry Camelbeeck-Belçika
Belçika Kraliyet Gözlemevi Sismoloji Bölümü – Gravimetri
Yaptığımız araştırmalar 8 bin 300 kilometreden fazla kıyı şeridine sahip olan ülkenizde son 3 bin yıl içinde 90’dan fazla tsunami meydana geldiğini gösteriyor. Bunlar başta Marmara Denizi olmak üzere ülkenizi çevreleyen tüm denizlerde gözlemlenmiş. Nitekim tarihsel dönemde Marmara’yı etkilemiş önemli depremlerin hemen hemen hepsinde deprem sonucu tsunamilerin izleri görülmüş. Olası kaç büyüklüğünde bir depremde Marmara Bölgesi’nde tsunami yaşanabilir sorusuna cevap olarak ise geçmişte yaşananlara bakarak/kıyaslayarak bir tahminde bulunabiliriz.
Yaklaşık 8 büyüklüğündeki 1509 İstanbul depremi, hayli büyük hasara yol açmış. Yaklaşık 6 metre olduğu düşünülen tsunami dalgaları Yenikapı surlarını geçmiş. 22 Mayıs 1766 depreminde Gemlik Körfezi ve Boğaziçi’nde tsunami dalgaları da gözlemlenmiş.
10 Temmuz 1894 tarihli İstanbul depremi sadece Anadolu’da değil, Bükreş ve Girit’te hissedilmiş. Deniz seviyesi önce alçalmış, daha sonra kuvvetli dalgalar İstanbul kıyılarını vurmuş. Tsunami dalgasının da yaklaşık 6 metre olduğu düşünülmekte imiş.
1912 tarihli Şarköy/Tekirdağ depreminde Gelibolu kıyılarında tsunami kaynaklı su baskını gözlemlenmiş. 18 Eylül 1963 tarihli 6,3 büyüklüğündeki Doğu Marmara depremi sonrasında Mudanya kıyılarında tsunami izleri görülmüş.
17 Ağustos 1999 İzmit Depremi’nin de tetiklemiş olduğu bir heyelanın ardından tsunami oluştuğunu yapılan araştırmalar gösteriyor. Hereke bölgesinde 2,6 metre, Değirmendere’de de 2,9 metreye varan tsunami bilgileri var.
Özetle; deprem ve tsunami geçmişi incelendiğinde Marmara Denizi’nde depremler ve bunların tetiklediği deniz tabanı heyelanları neticesinde tsunamilerin meydana geldiği görülüyor.Depremin şakası olmaz elbette tsunaminin de.
Marcelo Assumpção-Brezilya
Sao Paolo Üniversitesi,Jeofizik Profesörü
Adalar başta olmak üzere Doğu Marmara’nın neredeyse tümünün tsunamiye maruz kalabileceğini tahmin ediyoruz. Bu tahmini uzun süreli araştırmalarımıza dayanarak söylüyoruz. Bir de Marmara’da tsunami tehlikesinin temel karakteristik özelliklerini belirlemek amacıyla fay modelleri esas alınarak 7,0 büyüklüğünde 30 farklı deprem kaynaklı tsunami modellendi.
Sonuçlar, Marmara’da sadece deprem kaynaklı tsunamilerde dalga yüksekliğinin birkaç noktada maksimum 2 metre civarında ve genel dağılımda ise 1 metreden az olduğunu gösteriyor.
İlk dalga varış zamanları genelde 15 dakikadan az olmakla beraber, maksimum yükseklikteki dalganın varış zamanı Yalova ve Adalar’ın güney sahillerinde 5 dakikadan az, İstanbul’un geri kalan sahillerinde 5-30 dakika arası, Güney Marmara sahillerinde ise 30 dakikadan fazla durumda.
İstanbul’da Adalar başta olmak üzere Doğu Marmara’da depremin tetikleyeceği tsunami tehlikesi bulunmaktadır.
Gergana Georgieva-Bulgaristan
Sofya Üniversitesi-Asistan Profesör
17 Ağustos’ta Marmara’daki Kuzey Anadolu Fayı’nın bütün parçaları tetiklendi. Şu anda hepsi deprem üretme kapasitesine sahip. İzmir’deki Sisam merkezli 6.9 büyüklüğündeki deprem ile birlikte fay zonu harekete geçti. (İzmir koyunda). Bir tek İzmir fayı harekete geçmedi. İzmir’de büyükçe bir hasar verecek deprem bekliyorum. İzmir çevresinde çok fay var. Hala da depremler devam ediyor. 100’ü Datça civarında 200’ü aşkın deprem var son 2 yılda. Bunların hepsi İzmir-Sisam depreminin tetiklediği faylarda oldu. Bunlar tetiklenme olayının İzmir, Sisam’da meydana gelen aktiviteden sonra olduğunu gösteriyor. Marmara’da da bütün faylar tetiklenmiş durumda. Beklediğimiz deprem 7’nin üzerinde. 7 olur – 7.5 olur… Bu 7’lik deprem bütün faylardaki enerjiyi tekrar açığa çıkaracak. Onun için herkes bittiği sandığı sırada orası, Şarköy; hepsi deprem üretmeye başlayacak.İstanbul’un 1999’dan önce yapılan çok binası var. Hepsini depreme karşı dayanıklı hale getirmeniz lazım. İstanbul’da 7’yi aşan deprem felakete neden olur. Bu ne yangın, ne sele benzer. Karşılaşacağınız şey son derece kötü olacak. Çözüm; yapıları depreme dayanıklı hale getirmek. Bunu yapabilmek için hükümet ve yerel yönetimlerin el ele vermesi gerekiyor.
Ouattara Yacouba-Fildişi Sahilleri
Man Üniversitesi-Jeoloji Asistan Profesörü
Zamanı durduramazsınız,saat çalışıyor. Geçen zamanı geri getirmek mümkün değil. Enerji birikiyor. Kuzey Marmara’daki hareket devam ediyor. Bu hareket sonunda da enerji birikiyor. Gün geçtikçe daha büyük bir enerji ile karşılaşacağımız anlamına geliyor.
Esteban J. Chaves-Kostarika
Kosta Rika Volkanolojik ve Sismolojik Gözlemevi
Araştırma Görevlisi,Asistan Profesör
Yaygın görüş; İstanbul depreminin, Kuzey Anadolu fay hattının Marmara Denizi içindeki Çınarlık çukurluğu kuzeyindeki Adalar kolu, Orta Marmara kolu ve Ganos kolundan biri üzerinde ve yakın zamanda olacağı yönünde gibi.
Ph.D. and Marino Protti-Kostarika
Ulusal Kostarika Üniversitesi
İstanbul’da muhtemel 7,5 ve üzeri büyüklüğe sahip bir depremde 15 bini çok ağır olmak üzere 60 bine yakın binanın ağır hasar alması bekleniyor.
Krešimir Kuk-Hırvatistan
Sismolog
İstanbul’da deprem uyarıları; 1999 yılından beri ‘3 gün içinde olur’, 3 gün içinde olmayınca ‘3 ay içinde olacak’, 3 ay içinde olmayınca ‘1 yıl içinde olacak’ şeklinde ilerliyor. Depremin üzerinden 21 yıl geçti. Beklenen deprem olmadı bir türlü. Şimdi de 2023’de olacak, 2024’de olacak deniyor. Deprem kestirimlerini jeofizik mühendisleri yapar. İnsanlara bir korku pompalanıyor,bunun bilimsel tabanı yok.
Meydana gelecek olası bir depremin büyüklüğü 6.4-6,5 dir.
Genel olarak 4 bin yıllık deprem geçmişine baktığımız zaman İstanbul’un olağan büyük depreminin büyüklüğü aşağı yukarı 6.4’tür. Bunu Kuzey Marmara olarak değerlendirmek ya da tam Marmara olarak değerlendirmek gerekiyor çünkü; Marmara’nın neresinde deprem olursa olsun, 100 kilometre yarıçaplı bir alanda yıkıcı bir etkisi oluyor. Gölcük’te 7.5 büyüklüğünde bir deprem oldu, bu depremin Gölcük’teki yıkım gücü 11’di ama; Avcılar’daki yıkım gücü yaklaşık 9 oldu ve yapıları yıktı. Avcılar’ın Gölcük’ten uzaklığı 100 kilometreydi. Gölcük’te bir deprem oldu, oradan yaklaşık 120 kilometre ileride Adapazarı’nda öldürücü etkisi oldu. Oysaki deprem orada olmamıştı. İzmir depreminde olduğu gibi deprem Sisam’da oldu; 7 büyüklüğünde, geldi 80 kilometre ilerideki İzmir’deki Bayraklı’yı etkiledi. Demek ki depremin ille de sizin olduğunuz yerde olması gerekmiyor, evinizin yıkılması ya da tehlike altında olması için. Dolayısıyla Marmara bölgesinde size en az 100 kilometre ileride olacak bir deprem sizin depreminizdir. Dolayısıyla büyük İstanbul depremi diye konuşulan depremler; aynı zamanda Kocaeli’nin, aynı zamanda Yalova’nın, aynı zamanda Bursa’nın, Mudanya’nın, Gemlik’in, Bandırma’nın, Balıkesir’in, Çanakkale’nin, Tekirdağ’ın depremleridir. Bunu böyle algılamak gerekiyor. Yani tüm Marmara çevresi için bir yıkım beklentisi olması gerekiyor. Bunun önemli tarafı ne? Türkiye’de hiçbir yer Marmara’nın çevresinde bulunduğu kadar yoğun bir nüfusa sahip değil ayrıca; İstanbul’da yaklaşık kilometrekare başına 2 bin 600 kişi düşüyor. Marmara ortalamasına baktığımız zaman kilometrekareye yaklaşık bin 500 kişi düşüyor. Türkiye ortalamasına baktığımız zaman 86 kişi. Demek ki birim alanda oturan insan sayısı, birim alanda bulunan konut sayısı Marmara’da çok yoğun. En yoğun olduğu yer de İstanbul. İzmit’in bulunduğu kesim, yani birim alandaki yoğunluklar. Birim alanda yoğunluk ne kadar çoksa yıkım da o denli fazla olacaktır.
Dr.C. Tomás Jacinto Chy Rodriguez-Küba
CENAIS Kurucusu,Sismolog
Marmara’da her 30 yılda bir yaklaşık 6.2 büyüklüğünde deprem olur.Yine Marmara’da her 104 yılda bir 6.3 ile 6.7 arasında bir deprem olur. Marmara’da yaklaşık 7.2’den daha büyük olan depremler ise yaklaşık 570 yılda bir olur. Dolayısıyla Gölcük’te görmüş olduğumuz 7.5 büyüklüğündeki bir depremin yeniden Marmara’da yineleme olasılığı yok denecek kadar azdır. O nedenle Marmara’da 7.6’lık bir deprem bekleniyor demenin 4 bin yıllık Marmara’nın deprem davranışıyla herhangi bir ilintisi yoktur. Demek ki İstanbul’un bulunduğu kesimde çok büyük depremler olmamıştır. Neden olmamıştır İstanbul’un içinde? Çünkü orada yaklaşık 2 kilometre kalınlığında bir magma yaklaşımı vardır. Tam İstanbul Boğazı’nın bulunduğu yerde ve Suriçi’nin bulunduğu kesimde yer kabuğunun kırılma direnci 6 milyar cigatondan daha büyüktür. İşte o nedenle 99 depreminde bir taraftan Gölcük’ten başlayıp Kaynaşlı’ya doğru giden kırık diğer taraftan Gölcük’ten başlayıp Karamürsel üzerinden Yalova, oradan Çınarcık, oradan Esenköy’e kadar gitmiştir; balık kılçığı gibi. Bir tanesi Çınarcık çukurunun kuzeyinden yaklaşık Sivriada’ya kadar kırmıştır, bir dal da yine bu ana koldan çıkarak Tuzla üzerinden Pendik, Kartal, Maltepe,Bostancı’ya kadar kırmıştır. Adalar tam bunun ikisinin arasında kalmıştır. Gidememesinin ana nedeni tam İstanbul’un önünde yer kabuğunun kırılmaya karşı direncinin çok büyük olması. O nedenle devam edemedi, orada kaldı.Korkularacak kadar büyük bir sorun olduğunu düşünmüyorum.
Jan Švancara-Çekya
Masarik Üniversitesi
Marmara şu anda çok yorgun. Burayı kırabilmesi için yeniden bir gerginlik biriktirmesi gerekiyor. O gerginlik biriktirmesi doğudan her yıl gelen gerginliğin birikme hızına bağlı olarak değişiyor. 6 milyar cigatona ulaşıp gelişip bu kabuğu kırabilmesi için en az 2050 yılına kadar beklemek gerekiyor. Eğer düzgün bir dağılım olursa. Eğer bu gerginlik birikmesi yeterli değilse 2075 yılına kadar deprem gecikebilir. 21 yıldır birileri her an deprem olabilir diyor. Zaman birçok kimseyi yanılttı. Belki arkadaşlarımızın buradan demek istediği deprem uyarısı yapmak. Ama yanlış deprem uyarısı yapmak ülkenin ekonomisini sarsar, o ülkeye yatırım gelmez. Yani ülke ekonomisi etkilenir. Ülkenin aynı zamanda turizmi de etkilenir.
Peter H Voss-Danimarka
Danimarka ve Grönland Bölge Uzmanı-Sismolog
İstanbul’u hazırlamak gerekiyor. Şimdi İstanbul hazırlamak için büyük deprem geliyor demeye gerek yok.Her 5 yapıdan biri yerden gelen sorunla yıkılır, her 5 yapıdan biri, 4 tanesi ise kötü yapılaşmalar nedeniyle yıkılıyor. Sadece yapıdan karot alarak veya sadece yapı için güçlendirme önlemleri yaparak o yapı depremden korunamaz. Hem yerin hem yapının güçlendirilmesi gerekiyor. İstanbul’da 2 milyon tane yapı vardır. İstanbul birçok Avrupa kentinden daha büyüktür. O nedenle böyle sihirli değneği pat diye koyarak İstanbul’daki yapıları birden güçlendirme olasılığı ne yazık ki yoktur. Yavaş yavaş bu işin kentsel dönüşümü anlamı içinde inşaat, jeofizik mühendisleri, mimar, şehir planlamacıları bunlar bir araya getirilerek; hem yer konusunda hem de nitelikli yapı konusunda sağlıklı, güvenli atılımlar yapılması gerekiyor.
Hugo Yepes-Ekvador
Sismolog
Deprem büyüklüğünü 7.2 ila 7.6 arasında tahmin ediyorum. Depremin gerçekleşme periyoduna bakıldığında ise İstanbul depreminin tekrarlanma periyodunun gelmiş ve geçmiş durumda; gelişen inşaat teknolojilerinin yapılarda kullanılmasıyla birlikte depremin etkisi ile can ve mal kaybı azaltılabilir
Prof. Sayed Shaban-Mısır
Jeolog-Sismolog
Sismik izolatör denilen kauçuktan yapılan malzemeler yapının temel seviyesinden uygulanarak deprem kuvvetini ve yapının salınımını ciddi oranda azaltabilir. Dinamik titreşim sönümleyicileri ilk köprünüzde kablo titreşimlerini azaltmak için kullanılmıştır. Bu yöntemlerin haricinde mikrometre hassasiyetinde ivme ölçerler ile yapı sağlığı anlık olarak izlenebilmektedir. Yapının izlenmesinin de ötesinde akıllı bina dediğimiz sistem entegrasyonu sayesinde bu cihazlar deprem anında yapıdaki asansör gibi makineleri kapatabilir, gazı kesebilir veya depremin öncü sarsıntılarını tespit ederek birkaç dakika öncesinden erken uyarı sistemini devreye alabilir. Aktif kontrol teknolojisi sayesinde yapıların deprem ve rüzgar gibi çevresel etkilere karşı öngörülen güvenlik, dayanım ve konforu sağlayacak şekilde kendini adapte etmesi sağlanabilir.
Julian J. Bommer-El Salvador
Sismik Risk Analiz Uzmanı
Kimse Tekirdağ depreminden söz etmiyor herkes İstanbul diyor. Oysaki büyük deprem Tekirdağ’da olacak. Marmara’nın beklediği depremin yıkım kuvveti de 9 olacaktır. İstanbul’da beklenen depremde açığa çıkacak güç 4 atom bombası gücünde olacak ama Marmara’da olacak olan depremde açığa çıkacak güç ise 24 atom bombasına eş değer olacaktır
Heidi Soosalu-Estonya
Lider Sismolog
Kuzey Anadolu kırığının davranışının kişilikli olduğunu, doğudan başlayıp batıya doğru adım adım gittiğini görüyorum. Sonuçta İzmit 1999 depreminin olacağını biz jeofizik mühendisleri ilk kez 1985 yılında söyledik.1999 depremi gümbür gümbür geldi ve 17 bin 800 kişiyi kaybettik. 7,5 büyüklüğündeki bu depremde boşalan enerji 130 atom bombasının gücüne eş değerdeydi.Benzer bir tehlike yakın zamanda sizleri bekliyor,maalesef.
Laike Mariam Asfaw-Etiyopya
Jeofizik Profesörü
Marmara önünde olacak deprem hem Tekirdağ, Çanakkale, İstanbul, Balıkesir, Bursa, Yalova hem de Kocaeli’nin depremidir. Hazırlık sadece İstanbul’da değil bu saydığım illerin tamamında yapılmalıdır. Çünkü Marmara’da bugüne kadar yapmış olduğum araştırmada Marmara depremleri bir bütün davranışı içinde oluyorlar. Depremin bir yasası vardır ve bu yasa der ki ‘Bir yerde çok şiddetli bir deprem olduysa gelecekte de aynı yerde aynı şiddette bir deprem olacaktır.
Antton Tapani Vuorinen-Finlandiya
Sismolog
Büyükçekmece’nin batısından Şarköy’e kadar yüksek gerginlik yaşanıyor. Demek ki bu gerginliğin bulunduğu torağın bir kısmı Silivri’den başlıyor yani İstanbul’un batısından başlıyor ama büyük bölümü Tekirdağ ilinde bulunuyor. Buna göre Tekirdağ ilini deprem bekliyor diyebiliriz. Nasıl kırılacak bu deprem derseniz, doğu-batı doğrultusunda kırılacak. Bir deprem olduğu zaman hem doğu-batı doğrultusunda kırılacak hem de Trakya kırığını oynatarak tam bu Marmara Ereğlisi’nden geçerek Çorlu’ya doğru gidecek, Çorlu’yu da çok etkileyeceğini de söyleyeyim, Lüleburgaz, Babaeski üzerinden Edirne’ye kadar etki yaratacak. Yani bu deprem sadece Marmara Ereğlisi depremi olmayacak bütün Trakya’nın ve Marmara bölgesinin depremi olacak.
Louis Geli-Fransa
Deprembilimci/Sismolog
Marmara Denizi’nin batısında gaz rezervleri var. Bölgede kaydettiğimiz sismik hareketlerin bazıları aslında bu gazdan kaynaklanıyor. Yani sismik hareketler teknotik hareketlere bağlı değil. Bir fay hattının davranışını incelediğinizde, yani aktif olup olmadığını anlamak istediğinizde, bölgedeki sismik hareketleri gözlemlersiniz. Büyük depremler her zaman olmadığı için, küçük depremleri kaydetmek gerekir. Sismologlar daha sonra küçük depremlerden bir hikâye ortaya çıkarmak zorunda kalır. Olduğunu hissetmediğiniz çok küçük depremlerden bahsediyorum(2,3 şiddetinde). Yani bir fay hattının davranış biçimini anlamak için verdiği bu küçük sinyalleri inceleriz. En sonunda da “Bu fay hattı tehlikeli ya da değil” diye makaleler yayımlarız. Kanseri anlamak için kan değerlerinize bakılması gibi düşünün.
Genel olarak konuşacak olursam birincisi: Kilitlenmiş fay hatları. Normalde levhalar hareket ederler. Ama fay hattı kilitlenmişse levhalarda hareketlenme yok demektir. Bu da fay hattının her iki tarafında elastik enerji biriktiği anlamına gelir. Kilitlenmiş fay hattı birden kırılır ve büyük bir deprem meydana gelir. Genel düşünceye göre, eğer bir fay hattında sismik hareketlilik görmezsek, fay hattı -elastik enerji açığa çıkarmadığı için- aniden kırılabilir. İkinci fay hattı davranışına gelecek olursam: Kayan fay hatları. Bu vakada iki levha arasındaki hareket küçük depremler aracılığıyla serbest bırakılıyor. Fay hattı enerjiyi absorbe ediyor ve enerji bu küçük sismik hareketlerle salıveriliyor. Bu da büyük deprem yaşanmayabilir demek.
Marmara Denizi’nin batısındaki gaz varlığını 10 yıl önce keşfettik. Bahsettiğim alan Silivri’nin batısından Tekirdağ’a kadar olan bölge. Yani Kumburgaz – Tekirdağ arası. Gazı Tekirdağ’ın güneyinde bulduk. Gazın deprem ürettiğini fark ettik. Çünkü gaz fay hattındaki basıncı artırıyor, tabakaların kaymasına neden oluyor. Burada önemli olan sonuç şu: Bölgedeki depremlerin bazılarının nedeni tektonik hareket değil gaz. Mesela; Marmara’nın batısında meydana gelen orta büyüklükteki bazı depremler gaz salımına neden oluyor, bu gazlar yüzeye ulaştığında daha küçük ölçekli depremlerin oluşmasına yol açıyor.
Marmara’nın batısındaki fay hattı hep kayan fay hattı olarak görülür, çünkü enerji salımı oluyor ve kimse büyük bir deprem beklemiyor. Bu fikrin kesinlikle yanlış olduğunu söylemiyorum. Mesele deprem olunca konu çok karmaşık oluyor fakat; siz Türkler daha önce hesaba katmadığınız bir faktörü artık göz önünde bulundurmalısınız: Kaydettiğiniz depremlerin bazılarının sebebi düşündüğünüz şey değil. Yani bu depremlerin bir kısmı size fay hattının derin davranış biçimi hakkında hiçbir şey söylemiyor.
7.2 ila 7.4 arasında bir deprem bekliyorum.
Bölge neredeyse 1766 depreminden beri enerji biriktiriyor. 250 yıldır biriken bir elastik enerjiden bahsediyoruz. Bu enerjinin tam olarak nerede biriktiği asıl soru. Her 20 yıl geçtikçe daha büyük bir deprem beklemek mümkün. Büyük bir depremin gerçekleşeceğinden eminiz, bu bir ihtimal değil.
Dr. Xavier Le Pichon-Fransa
Sismolog
5.8’lik deprem kilitlenmiş kısmın en batı ucunda meydana geldi. Öngördüğümüz bir depremdi ama iyi bir işaret değil. Sistemin ucundaki bölüm/segment kırılmaya başladı. Ana fay dışında da depremler olabilir ancak; diğer faylarda gerilmenin biriktiğine dair veri yok.
Marmara deniz tabanında yaptığımız ve daha önce ortaya koyduğumuz verilerle Silivri’deki sarsıntının içerdiği mesaj birbiriyle uyuşuyor. Marmara’da kırılacak fay Silivri depreminden sonra belli olmuştur. Fayın batı ucu yavaş yavaş kayıyor. Fayın doğu kısmı ise yani Silivri açıklarından Adalar’a uzanan hat kilitlenmiş durumda bu bizi endişelendiriyor.
Buradaki kırılma şehrin/bölgenin(Marmara) tamamını etkileyecektir. Tek parçalı kırılmada 7.4 veya 7.5 büyüklüğünde, iki parçalı kırılmada ise 7.2’lik bir deprem öngörüyoruz. Herkes depremin zamanını soruyor ama bu konuda maalesef bir şey diyemiyoruz. Yarın da olabilir, 5 yıl sonra da. Ancak ana fayda, 5.8 veya 6.2’lik çok sayıda deprem olmayacak onu söyleyelim.
Barbara Romanowicz-Fransa
Jeofizik Uzmanı
İstanbul’un önünde olacak olan deprem Küçükçekmece ile Avcıların önünde olacak ve bu deprem 6,4 ile 6,7 arasında olacak. İstanbul’da büyük deprem olsaydı, hiçbir şey bilmiyorsanız oradaki kalıntılara bakın; bugün ne Ayasofya kalırdı İstanbul’un surları kalırdı. Yedikule surları her deprem olduğunda yıkılır. Bana göre ilk deprem Küçükçekmece’nin altında olacak.
Moyen-Ogooué-Gabon
Sismolog
Kimse Tekirdağ depreminden söz etmiyor herkes İstanbul diyor. Oysaki büyük deprem Tekirdağ’da olacak. Marmara’nın beklediği depremin yıkım kuvveti de 9 olacaktır. Eğer Marmara Ereğlisi’nde enkaz altında insan aramak istemiyor, can kaybı yaşamak istemiyorsanız o kıyı şeridindeki yapıların hepsinin yıkılması gerekiyor. Siz yıkmazsanız deprem hepsini yıkacak bu yapıların. İnsanlar önce malım dememeli önce canım demeli.
Nino Goguadze
Jeofizik Enstitüsü
Marmaraereğlisi depremi İstanbul’da olacak olan depremin 6 katından daha fazla olacak. İstanbul’da beklenen depremde açığa çıkacak güç 4,3 atom bombası gücünde olacak. Ama Marmaraereğlisi’nde olacak olan depremde açığa çıkacak güç ise 24 atom bombasına eş değer olacaktır.
Dr. Marco Bohnhoff-Almanya
26 Eylül 2019’da meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki İstanbul depremi tümüyle sıkışmış olan fay segmentinin tam sınırında meydana geldi. Şu ana kadarki çalışmalarımızdan bildiğimiz kadarıyla bu deprem sismik tehlikeyi artırmadı. Ancak diğer taraftan buradaki enerjiyi de düşürmedi. Bu sebeple halihazırda İstanbul çevresinde 7 ila 7.4 büyüklüğünde bir depreme hazırlıklı olmanız gerekiyor.
Fay şehre çok yakın. Büyük depremlerden önce gelebilecek küçük depremleri yakından takip ediyoruz. Bu konuda çabalar var. Bunlar büyük bir depremin geleceğine dair bir sinyal olarak kullanılabilir ama; bunu gelişmiş bir önceden tahmin sistemi olarak yürürlüğe sokmak için şu anda çok erken.
Türkiye’deki yetkililerle birlikte depremi önceden tahmin edip uyarı verebilecek bir sistem üzerinde çalıştıklarını dile getiren Bohnhoff, “Bu konuda Türkiye’deki yetkililer, bizler ve partnerlerimiz çalışıyoruz. İyimser bir bakış açısıyla bu tür bir sistem – ki burada operasyonel deprem tahmin sisteminden bahsediyoruz – önümüzdeki yıllarda test edilip yürürlüğe sokulabilir. Ancak bu çok karmaşık bir görev ve dünyada bunun örneklerine bakarsak yürürlükte olan çok az böyle sistem var” diye belirtiyor.
Nicholas Opoku-Gana
Sismolog
Depremde 25 milyon kişinin yaşadığı İstanbul’da önlem almak hiç de kolay değil.
1 milyon 800 bin yapının dönüştürülmesi gerekiyor.
Bankalar yer ve altından gelen sorunlar için de insanlara kredi vermeli.
Panayiotis Varotsos-Yunanistan
VAN Yöntemiyle tanınan Yunan fizikçi;
Sisam’da beklediğimiz orta büyüklükteki 5,5-5, 6’ya kadar olacak depremin hiçbiri olmadı henüz. Bu durum orada çekincenin sürdüğünü ve İzmir’de hasar görmüş yapıların bir an önce yıkılıp orada ölümlerin gelecekte önlenmesinin yararını gösteriyor bizlere. Şimdi Aydın’da depremler çok seyrek aralıklarla oluyor. Depremlerin en sık olduğu yer Sisam Adası ve Kuşadası’nın bulunduğu kesim. O nedenle deprem için en riskli bölge Aydın’dır. Ama Efeler ilçesi değildir. Aydın’da deprem riski(hasar riski) yüksek olan ilçeler; Söke, Nazilli, Kuşadası, Ortaklar, Germencik’dir.
Deprem İzmir’de olmadı, Sisam’da oldu. Depremin büyüklüğü 7, yıkım gücü 9’du. İzmir’in gerçek depremi İzmir kırığının üzerinde olacak bir depremdir. Eğer İzmir’de 7 büyüklüğünde deprem olsaydı birçok kişinin ölümünden söz ederdik. Evet, Sisam’daki kırık boşalmıştır orada bir deprem beklemiyorum ama; İzmir kırığı gelecekte deprem yaratmak için birikimini sürdürmektedir. Kentsel dönüşüm bu işin tek çaresidir. Kentsel dönüşümü hızlandırmanız gerekiyor. Yapısal dönüşümden vazgeçip, mahalle ve ilçe boyutunda yıkıp yerine yeniden yapmanız gerekiyor. Hiçbir şey için asla geç değildir.
Por LUIS LANDA-Honduras
Sismolog
Gösterdiği etkisi bakımından ‘katil fay’ olarak isimlendirilen Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde oluşabilecek bir depremin Marmara’yı ve Güney Marmara’yı etkilemesi beklenmektedir. Burada oluşacak olan deprem aynı zamanda tsunami etkisi de gösterebilecek bir depremdir.
Dr. Thorbjorg Agustsdottir-İzlanda
Yanardağ Sismoloğu
Güney Marmara’yı etkileyecek olan depremlerden biri de bütün Marmara Bölgesi’ni etkileyecek olan depremlerden bir tanesidir. O da Kuzey Anadolu fay hattının kuzey kolu olarak adlandırılan ve zaman zaman İstanbul depremi olarak yanlış isimlendirilen fay hattı üzerinde oluşabilecek bir depremdir. Yaklaşık 7-7.5 arasında olabilecek bir deprem. 7’nin üzerinde olacağı ve 7.5’e kadar çıkacağı değerlendiriliyor. Tarihsel dönemlere baktığımızda Marmara Denizi içinden geçen faylarda 1766-1509’da 7 ve 7.5 büyüklüğünde depremle olmuş ve oluşan depremler sadece Marmara Denizi etrafında değil Avusturya, Yunanistan, İtalya gibi ülkelerde hissedilmiş depremlerdir. Bu depremlerin tekrarlama periyoduna baktığımız zaman 1999 depreminden sonra sismik boşluk olarak adlandırılan yerde oluşabilecek depremin büyüklüğü de yine 7.5 büyüklüğüne kadar varabileceği söylenebilir.
Dr. O.P. Mishra -Hindistan
Sismolog
Burada oluşacak olan bir depremin bütün Marmara Denizi’ne kıyısı olan il ve ilçelerde hissedilmesi beklenmektedir. Deprem aynı zamanda tsunami etkisi de gösterebilecek bir depremdir. İzmir’de oluşan deprem aslında normal atımlı, normal fay olarak adlandırdığımız bir fay çeşididir. Marmara Denizi’ndeki fay, doğrultu atımlı fay olmasına rağmen, doğrultu atımlı faylarda heyelan beklenmez ama Marmara Denizi içerisinde bulunan gevşek zeminlerin bu depremle beraber hareket etmesi beklendiğinden ve bu kütle hareketi içerisinde oluşabilecek tsunaminin Bursa’nın Gemlik, Mudanya, Balıkesir’in kenar ilçelerini, Marmara Denizi’ne kıyısı bulunan bütün illerin kenarlarında etkisini göstermesi beklenen bir tsunami etkisi olacaktır. Dolayısıyla burada oluşabilecek bir deprem Güney Marmara’yı da doğrudan etkileyecektir.
Prof. Sri Widiyantoro-Endonezya
Bandung Teknoloji Enstitüsü-Sismolog,Jeofizikçi
Kuzey Anadolu fay hattının orta kolları olarak adlandırdığımız İznik Gölü’nün güneyinden başlayıp Gemlik’te bir kaç kola ayrılan, Orhangazi fayı olarak devam eden, Mudanya’nın denizle birleştiği noktanın kenarından geçip Karacabey’e doğru devam eden Kuzey Anadolu fay hattının orta kolu üzerinde oluşabilecek 7 büyüklüğünde bir deprem beklenmektedir. Burada oluşabilecek bir depremin yine Güney Marmara’yı etkileyeceği bekleniyor. Üçüncü bir deprem kolu olarak da Kuzey Anadolu fay hattının güney kolu olarak adlandırdığımız İnegöl’den başlayıp Yıldırım, Osmangazi, Nilüfer’den gelip Uluabat’a doğru devam eden fay hattıdır. Burada da, tarihsel dönemlerde oluşan depremlere baktığımız zamanda 7-7.2 büyüklüğünde bir deprem üretme potansiyeli var. Burada oluşabilecek deprem de aslında Güney Marmara’nın tamamını etkileyecek bir deprem olur. Binaların yıkılmasına sebep olan faktör yalnızca deprem ya da şiddeti değildir. Çıkan enerjinin büyüklüğü, depremin merkez üssü dediğimiz noktaya bulunduğunuz yerin uzaklığı, bulunduğunuz zeminin özellikleri gibi faktörler; binaların yıkılmasındaki belli başlı sebeplerden bir kaç tanesidir.
Hamid Zafarani-İran
Sismoloji Mühendisi/Deprem Mühendisi
İzmir depremine 30 kilometre mesafede olan Seferihisar’da yıkım olmadı. Deniz kenarında olduğu için küçük çaplı tsunami yaşandı. Bayraklı ilçesi ise, depremin merkez üssüne 70 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen burada yıkım ve can kaybı oldu. Aynı şekilde Bursa’ya ve Güney Marmara’ya baktığımız zaman, bazı zeminlerin depremi büyütme özelliği olduğunu görüyoruz; Bayraklı’da olduğu gibi. Bursa’nın Osmangazi, Yıldırım gibi ilçelerinde ve Çanakkale’de sıvılaşma özelliğini gösteren zeminler var. Dolayısıyla depremin oluş yeri, depremden çıkan enerjinin büyüklüğü, bulunduğumuz yerin depremin odak merkezine uzaklığı, bulunduğumuz zeminin sıvılaşma özelliği gösterip göstermemesi gibi faktörler bir arada değerlendirildiğinde, bunların olumsuz olarak değerlendirdiğimiz zaman, doğal olayların doğal afetlere dönüşmesi beklenen bir olay haline gelmektedir.
Özellikle Güney Marmara’yı ve Marmara Bölgesi’nin tamamını etkilemesi beklenen, devletin resmi kurumlarının açıkladığı, aktif, diri, canlı fay olarak adlandırdıkları, insanlara etkisi bakımından da katil fay olarak isimlendirilen bu üç fay hattı üzerinde oluşabilecek bir depremin Marmara’yı ve Güney Marmara’yı etkilemesi beklenmektedir.
Francesco Mulargia-İtalya
Ordinaryus Profesör/Bologna Üniversitesi/Jeofizik
Seferihisar’da meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki deprem; İzmir Kırığı üzerinde olsa idi; Bayraklı yok olurdu. Bu bölgeler tarım alanı dolayısıyla yıkılan binaların yeniden inşa edilmemesi gerekiyor.Aydın’da ise; 50-60 yılda bir yıkıcı deprem olur; Ortaklar ve Germencik’teki gerginlik birikimi nedeniyle deprem beklentisi çok yüksek durumdadır.
Marmara bölgesinde ise tektonik hareketler ve periyotlar değerlendirildiğinde;
yaklaşık 10 yıl içerisinde yıkıcı bir deprem olması ihtimali çok düşük düzeyde.
Dr. Margaret Wiggins-Grandison-Jamaika
Sismolog
Depremin ne zaman olacağı zaten 2000 yılının başlarında söylenmiş. Özellikle Yer bilimci Prof. Tom Parsons ve diğer bilim adamları 500 yıllık tarihi deprem kayıtlarını çalışarak oradaki verileri göz önüne almış, Coulomb stres transferi hesabını ve de kırılacak fayın özelliklerini göz önüne alarak 1999’dan sonra her an olmak kaydıyla 30 yıl içerisinde depremin olma olasılığını yüzde 62 artı-eksi 15 olduğunu söylemişlerdi. Bunu bütün dünya kabul ediyor aslında ben de. Bilim literatüründe yazılı olan, bilim dünyasının süzgecinden geçmiş olan zamanlama budur.
Gerardo Suárez-Meksika
Sismolog
İstanbul depremi 1 yıl önce çok yakındı,bugün çok çok daha yakın.İstanbul ve Marmara bölgesine sesleniyorum; orası için beklenen şiddet biraz daha yüksek,
İzmir’deki gibi değil. İstanbul’da en az 7.2, 7.3’ün üzerinde depremi beklemek lazım.
Víctor Manuel Cruz-Meksika
Sismolog
Zaman gittikçe kısalıyor. Depreme etki eden parametre sayısı çok fazla. Gökyüzündeki gök cisimlerinin hareketlerinden tutun da Pasifik’teki bir nükleer bomba denemesine kadar her şey depremi tetikleyebiliyor. Birikmiş olan enerjiyi açığa çıkarıyor. Aşırı sıcak bir günden soğuğa geçmesi bunların hepsi tetikleyebilir. İstatistiki rakamlara/periyotlara bakarsak İstanbul’da deprem biraz gecikti gibi görünüyor. O da Körfez depreminden dolayı fay hatlarında biraz rahatlama oldu; yüklenme de olabilir, karmaşık bir mekanizma. İstanbul’da deprem olacak, herkes hazırlıklı olmalı. Ne zaman olacak kimse söyleyemez; ama şiddeti aşağı yukarı bellidir.7-7,5 Bu şiddetteki depremde nasıl bir hasar olur kaynaklara bakılarak hesabı yapılabilir. Bir yerde bir deprem olmuşsa orada yine deprem olacak demektir, bu kesin. Ne zaman olacak onu bilmiyoruz sadece.
Milena Tomanovic-Karadağ
Sismolog
Öncü deprem demek, hemen arkasından büyük bir deprem gelecek anlamını içerir. Marmara’da depremler olmadan önce bu tür öncü depremler; kırığın işleyişi, zamanı ve derinliği konusunda,tabii bir de boşalacak gerginlik boşalımı üzerine, Jeofizik Mühendisleri,Sismologlar ve Deprem Mühendisleri’ne çok önemli bilgiler verir. Biz olan her depremciği çok ayrıntılı olarak işler ondan bilgi ediniriz. Dörtten daha küçük olan depremlere depremcik denir. Dörtten daha büyüklerine deprem denir. Marmara’nın yıkımcıl eşdeğeri ise, 6,4’den sonra başlar. Beklenen deprem ise çok daha yıkıcı nitelikte gibi duruyor; 7,5
Suzan van der Lee-Hollanda
Sismolog/Profesör
Kuzey Marmara kabuğu tek parça değil. Kuzey Marmara üç parçadan oluşuyor. Bunlardan bir tanesi Kocaeli parçası, bir tanesi ise Trakya parçası. Kocaeli parçasının bittiği yer Büyükçekmece’dir. Büyükçekmece’nin batısındaki olan kesimler ise Ergene Kabuğu diye adlandırılır. Şimdi İstanbul’un altındaki kabuğun kırılmaya karşı göstermiş olduğu direnç, çok yüksektir yani kabuk çıtır değildir ve orada granit katmanı ile çok kalın olması ve magmanın da iki kilometreye kadar yüzeye yakınlığı nedeniyle; kırılma direncini artırmıştır. Bu da İstanbul depreminin olmasını geciktirmektedir.
Şimdi bunu yenebilmesi için, 6-7 milyar cigatonluk bir gücü biriktirmiş olması gerekiyor ki kırsın. Bu gücü bir türlü biriktirmediği için de kırılma gerçekleşmiyor.
İstanbul depremini 20-25 yıl sonra bekliyorum.
Bill Fry-Yeni Zelanda
Sismolog
İstanbul’da olabilecek depremin büyüklüğü 6,4-6,7 arasında olacaktır. Bunun yıkıcılığı İzmir’den biraz daha fazla olur ölümcüllüğü de çünkü; İzmir’de kilometrekare başına bin 750 kişi düşüyor İstanbul’da ise 2 bin 600 kişi düşüyor. Orada ulaşım gayet kolay oldu ama İstanbul’da ulaşım o kadar kolay olmayacak. Bu deprem; Küçükçekmece-Avcılar’ın önünde olacaktır. Dolayısıyla en fazla etkileyeceği yer yine özellikle Avcılar olacak. Özellikle Avcılar’da ustalar tarafından güçlendirilmiş olan yapıların ayakta kalması benim için sürpriz olur. Yakuplu, Büyükçekmece, Mimarsinan, Kumburgaz, Bağcılar, Küçükçekmece, Sefaköy, Menekşe, Yeşilyurt, Yeşilköy, Bakırköy’ün özellikle eski kısımları, İncirli, Güneşli, Zeytinburnu, Topkapı , özellikle Fatih İlçesi, Haliç kıyıları, Kağıthane, Eyüp; kısmen Kartal, Maltepe, Tuzla dolayları çok etkilenecektir. Adalarda etkilenme daha az olacaktır. Adalar oldukça sağlam. Yıkımların yüzde 70-75’i Avrupa İstanbul’unda, yüzde 25-30’u ise Anadolu İstanbul’un da olacaktır.
Sanusi Abiodun-Nijerya
Sismolog
21 senedir yaklaşık yarım metrelik bir ciddi sorun var. 7 büyüklüğünde bir deprem beklesek buna karşılık gelen bir enerji bir milyon 800 tonu aşkın patlayıcının aynı anda çıkan enerjisine denk geliyor demek.1999’dan sonra İstanbul’da 7’nin üzerinde depremin olma olasılığı yüzde 64’dür.
Seongryong Kim-Güney Kore
Sismolog
5,8’in enerjisiyle 7,2’nin arasında 20-25 fark var oluyor. Dolayısıyla. 5,8’lik bir deprem kendi çapında bir enerji boşaltsa da fayın uzunluğu belli ve o fay kırıldığı zaman çıkacağı büyüklük de belli olduğu için onu boşaltmış olarak algılanmıyor bizim için. 5,8’lik depremle ilgili çalışmalar devam ediyor. Bununla kesin bir sonuç söyleyemeyiz. Ama bu kırılmasını ve uzun zamandır da sessiz olan bu fayın üzerinde olduğu için şimdi dikkatimizi bu alana verdik.
Ölçüler içerisinde baktığımız zaman en riskli yerler İstanbul’un Avrupa yakasındaki Marmara sahillerinden 10 km içeriye girecek şekilde sahile paralel şeritin olduğu kısımdır. Özellikle Avrupa yakasında bulunan zemin, deprem şiddetini arttıracak şekilde iyi nitelikli olmayan D ve E dediğimiz bazen C tipi zeminlerdir.
Carlos Corela-Portekiz
Sismolog
Tüm Marmara Bölgesi sizin de ifade ettiğiniz gibi bu depremden etkilenecektir ancak; daha fazla etkilenmesini beklediğimiz; Kuzey kesim, İstanbul ve batı alanları olacaktır. 1999 depreminden bu yana Marmara’da büyük bir depremi beklediğimizi söyledik. Marmara’da büyük bir depremin olma olasılığı 1999 depreminden sonra ortaya çıktı. Yani 1999 depremleri olmamış olsaydı enerji birikimi fazla olmayacak ve dolayısıyla Marmara’da büyük bir deprem beklemeyecektik. Ancak 1999 depremi bu fayların üzerine inanılmaz bir enerjiyi yükledi.
Yalnızca 55,7 saniyede; 250 yılda yüklenmesi beklenen enerjiyi yükledi. O yüzden biz burada büyük bir deprem bekliyoruz.
ES Georgescu-Romanya
Deprem Mühendisi
İstanbul’da bütün yanılgıların sebebi;
17 Ağustos’ta kırılan fayın devamı olarak Adalar’dan Büyükçekmece’ye kadar giden Marmara’nın kuzey kenar fayının esas alınıyor olması ama;
İstanbul’da faylar Ege Denizi’nden çok daha rahat.
Rahatlıkla biriken enerjiyi boşaltabilir durumdalar kısa zamanda(5-10 yıl) tehlike kaçınılmaz gibi duruyor.
Dr. Aleksey Zavyalov-Rusya
Rusya Bilimler Akademisi Dünya Fiziği Enstitüsü Sismik Tehlike Laboratuvarı Sorumlusu
Büyük sanayi tesislerinin ve ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 25’inin Marmara Bölgesi’nde bulunması ayrıca bir tehlike oluşturuyor. Bu nedenle Marmara’da yaşanacak 7’nin üzerindeki olası bir depremin ölümcül sonuçları olabilir.
1996’da Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te yine 5.8 şiddetinde merkez üssü kent merkezi olan bir deprem olduğunu ancak kentte büyük yıkım yaşandığını anımsattı. Rus uzman, bu bakımdan İstanbul’un; 2 yıl önceki şiddetli depremin merkez üssünün Marmara Denizi olması nedeniyle şanslı olduğunu anlattı.
Rusya’da, büyük bir depremden sonra meydana gelen sismik harekete dayanarak önümüzdeki günlerde ve haftalarda ne olacağı hakkında bir sonuca varmamızı sağlayan en modern yöntemler kullanılıyor. Ancak bunun için tüm artçı şoklar hakkında veri sahibi olmanız gerekir. Yani, sadece ana sismik darbeden sonra meydana gelen tüm tekrarlanan, daha küçük sismik şoklar hakkında veriye ihtiyaç var.
