Adalet nerede başlıyor nerede bitiyor..

ROJİN KABAİŞ

Her kayıp dosyasında en kritik mesele; “ne söylendiği” değil, ne zaman söylendiği ve neyin eksik bırakıldığıdır..

Rojin Kabaiş dosyasında da tablo en başından itibaren yalnızca bir kayıp vakası değil; gecikmeler, akılları kurcalayan çelişkili durumlar olarak karşımıza çıkıyor.

Benim için bu dosyanın başlangıç noktası bir adli rapor değil, bir babanın sesi oldu:

Nizamettin KABAİŞ’in sesi.


Resmî tabloya göre; Rojin Kabaiş, üniversite eğitimi için Van’a gidiyor. Henüz yerleşme aşamasında. Kampüs hayatına adaptasyon başlamadan bir kayıp süreci ortaya çıkıyor.

Dosyanın erken evresinde kamuoyuna yansıyan çerçeve uzun süre “intihar ihtimali” ekseninde şekilleniyor ancak; baba Nizamettin Kabaiş, bu çerçeveyi en başından reddediyor. Çünkü onun anlattığı Rojin profili, bu iddiayla asla örtüşmüyor.


Dosyanın en çarpıcı tarafı, teknik veriler değil; doğrudan baba anlatımı..

Nizamettin Kabaiş şöyle anlatıyor:

“Rojin herkese samimiydi. Çantasında sürekli şeker vardı. Hatta bir gün gördüm, küçük bir çocuk denk geldi ona. Çantasından şeker çıkartıp çocuklara veriyordu.”

Bu cümle, duygusal bir hatıra değil; bir davranış sürekliliği tarifidir.

Aynı anlatım devam ediyor:

“O bölümü kazandığı zaman çok sevindi. ‘İyi ki çocuk bölümünü kazanmışım, çocukları çok seviyorum’ dedi.”

Bu ifade, yalnızca bir tercih değil; gelecek yönelimi olan bir yaşam planına işaret eder.


Nizamettin amcanın anlatımından hareketle; Rojin’in eğitim süreci, pasif bir yönlendirme değil; aktif bir tercih zinciri, zira:

“Dedim sana dershane tutayım. Yok baba dedi, ben evde çalışacağım.”

Ve baba devam ediyor:

“Okulu okumayı istedi. Biz göndermedik. O da zor.”

Bu ifade, önemli bir ayrımı ortaya koyar:
Rojin Kabaiş, kendi eğitim kararlarını alan bir profil yani kendini geliştirmek istiyor bu bakış açısından birinin intiharı düşünmesi bile abesle iştigal zaten takdir edersiniz..


Bu aşamada dosyanın temel çerçevesi iki anlatı üzerinden ilerliyor:

Bir yanda yaşam dolu, sosyal ve eğitim odaklı gencecik bir profil,
Diğer yanda erken aşamada kurulan “intihar ihtimali” söylemi.

Bu iki anlatı arasında kurulan uçsuz bucaksız mesafe; dosyanın ilerleyen aşamalarının temel gerilim alanını oluşturdu zaten.

Nizamettin amcanın en sert eleştirilerinden biri de zaman yönetimine ilişkin:

“17 saat sonra bize haber verdiler.” diyor.

Bu ifade, yalnızca bir gecikme değil; soruşturmanın başlangıç ritmine dair ciddi bir sorun mahiyetinde çünkü; kayıp dosyalarında ilk saatler belirleyicidir. Bu dosyada ise; aileye ulaşımın gecikmesi, sonraki tüm veri akışını etkileyen bir faktör olarak öne çıkıyor.


Dosyada en çok tartışılan başlıklardan biri kamera kayıtlarıdır.

Baba şöyle diyor:

“Bir kamerada 20 dakika silinmiş, diğerinde 15 dakika.”

Ve ekliyor:

“Telefonun olduğu kamera siyah beyaza çevrilmiş.”

Bu noktada mesele teknik bir ayrıntı olmaktan çıkıyor;
düpedüz delil karartma bu..


Kritik noktalarından biri de rapor süreci..

Nizamettin amca şöyle diyor:

“Bir yıl sonra adli tıp raporu geldi. İki erkeğe ait DNA var”

Ve bu noktada çerçeve net bir biçimde değişiyor:

İlk anlatı: intihar ihtimali idi;
Sonra ortaya çıkan somut veriler ise: DNA bulgusu iddiası ile taban tabana zıt.


Aylar boyunca bu dosyanın neden gerektiği gibi konuşulmadığı sorusu ise; en az dosyanın kendisi kadar ağır bir sorudur. Narin davası döneminde sokak sokak gezdi Nizamettin amca ağlayarak ne için sesi duyulmadı ayylaar boyunca..

Türkiye’de bazı dosyalar vardır; kendi doğal akışıyla büyümez, büyütülmez.

Gündem, çoğu zaman gerçeğin ağırlığına göre değil; neyin görünür kılınmak istendiğine göre şekillenir. Rojin Kabaiş dosyası da tam olarak böyle bir sessizliğin içine itildi..

Gencecik bir kadın kayboluyor. Aileye geç haber veriliyor. Kamera kayıtlarında kesintiler olduğu iddia ediliyor ve haklı somut gerekçeler de var. Adli süreçte gecikmeler yaşanıyor. Üstelik ortaya DNA bulgularına ilişkin ciddi bir iddia da atılıyor.

Normal şartlarda bu başlıkların her biri tek başına günlerce tartışılması gereken meselelerdir.

Ama olmadı.

Ne sürekli yayınlar yapıldı,
Ne dosya derinlemesine takip edildi,
Ne de kamuoyu baskısı oluşturacak bir süreklilik sağlandı.

Bu suskunluk tesadüf mü?

Yoksa artık bazı dosyalar, daha ilk günden itibaren “soğumaya” mı bırakılıyor?

Asıl mesele tam da burada düğümleniyor çünkü; bir dosyanın üzerinin örtülmesi sadece aktif bir müdahaleyle olmaz. Bazen en etkili yöntem, o dosyayı görünmez kılmaktır. Konuşmayarak, takip etmeyerek, unutturarak…

Oysa bu ülke, kayıp dosyalarının nasıl karanlığa gömüldüğünü de, nasıl aydınlatıldığını da defalarca gördü.

Ve her seferinde aynı gerçek ortaya çıktı:
Bir dosya ya kamuoyunun vicdanında yaşamaya devam eder,
ya da bürokratik raflarda sessizce kaybolur.

Rojin Kabaiş dosyası bugün hâlâ iki yolun tam ortasında duruyor.

Ya bu çelişkiler tek tek aydınlatılacak,
ya da bu dosya da diğerleri gibi “eksik bırakılanlar” arasına eklenecek.

Ama şu, artık net:
Bu hikâyede eksik olan şey sadece bazı dakikalar, bazı kayıtlar ya da bazı raporlar değil…

Eksik olan, gerçeğe ulaşma iradesinin ta kendisi.

Umarım güncel gelişmeler ışığında soruşturma derinleşir ve olabilecek en sağlıklı sonuçla; Nizamettin amcanın yüreğini biraz olsun ferahlatan bir karar çıkar..


Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın