Olayın özü (Fiili arka plan)

Bu dava; Belçika’da polis özel birimi (DSU) tarafından yürütülen yüksek riskli bir yakalama operasyonu sırasında başvurucunun kardeşinin öldürülmesine ilişkindir.
Temel olay akışı şu şekildedir:
- Şüpheli (başvurucunun kardeşi) hakkında:
- Terör bağlantısı iddiaları
- Silahlı soygun şüpheleri
- Yüksek derecede tehlikeli profil olması sebebiyle;
- Polis:
- Teknik takiple izleyip bu kişiyi dinlemiş ve operasyon yapmış,
- Ayrıca da fiziki izleme yapılmıştır.
- Operasyon günü:
- Araçla takip yapıldığı esnada;
- Otoyolda müdahale kararı alınmış
- Polis aracıyla çarpılmış ve şüpheli kişi durdurulmuş,
- Şüphelinin silah çektiği iddia ediliyor..
- Polislerin ateş açması sonrasında şüphelinin ölümü meydana geliyor.
Başvurucunun temel iddiaları neler ?

Başvurucu iki ana eksende hareket ediyor:
-Operasyonun kötü planlanması
- Müdahalenin yanlış zaman ve yerde yapıldığını iddia ediyor
- Daha güvenli alternatifler vardı diyor.
- Polis “gereksiz risk” yarattı diyor.
-Aşırı güç kullanımı (ölçüsüzlük) iddiası
- Araçla bilerek çarpma (yanlış taktik müdahale)
- 24 el ateş edilmesi (gereğinden fazla uyarı ateşi yapılmış olması)
- “Öldürme kastı” şüphesi
- Olay sonrası şüpheli davranışlar (ek atış iddiaları)
Başvurucuya göre:
👉 Bu bir “zorunlu müdahale” değil,
👉 Ölümle sonuçlanan hatalı ve ölçüsüz bir operasyon
Hükumetin savunması
Belçika hükümeti üç ana savunmayı benimsiyor bu olayda:
–Hukuki çerçeve yeterlidir diyerek;
- Polis Kanunu (m.37–38)’i
- Ceza Kanunu’nun temel ilkelerinden (meşru savunma ilkesini)
–Operasyon doğru planlandı
- Şüpheli yüksek riskli zira öncesinde teknik takip yapıldı deniyor.
- Uzman birim (DSU) görevlendirildi deniyor.
- Otoyol seçimi:
- Kontrollü alan
- Sivillerin korunması
- Kaçışın engellenmesi amaçlandı deniyor.
–Güç kullanımı meşru savunma
- Şüpheli silah çekti,
- Polis doğrudan tehdit altına girdi,
- Ateş etme eylemi “savunma refleksi” ile gerçekleşti,
- Amaç öldürmek değil; “etkisiz hale getirmek” iken karşı koyma durumu vesilesiyle böyle sonuç ortaya çıktı deniyor.
AİHM’in hukuki çerçevesi;
Mahkeme önce klasik 4 temel hususu hatırlatıyor:
📌 “Mutlak zorunluluk” testi
Ölümcül güç sadece:
- Kesin zorunluluk varsa
- Başka hiçbir seçenek yoksa uygulanması hukuka uygundur.
📌 “Sıkı orantılılık”
- Tehdidin ağırlığı kullanılan güçle dengeli olmalıdır.
📌 Devletin ispat yükü
👉 Devlet şunları kanıtlamalıdır:
- Güç uygulamak zorunluydu
- Başka bir alternatif yoktu
- Orantı aşılmadı
📌 Operasyon planlaması
Sadece “ateş anı” değil:
- Ön hazırlık
- Risk analizi
- Yöntem seçimi
hepsi birlikte değerlendirilmelidir.
Mahkemenin görüşü..
Operasyonun planlanması
AİHM; şu çıkarımları yaparak;
- Şüpheli gerçekten tehlikeli,
- Takip ve operasyon makul,
- Özel birim kullanılması doğrudur,
Başvurucunun ; “Operasyon baştan hatalıydı” savını yerinde bulmamıştır.
Otoyolda müdahale kararı
Mahkeme burada devlete geniş takdir alanı veriyor:
- Açık alan vs şehir karşılaştırması
- Sivillerin korunması gerekçesi
- Kaçış riskinin azaltılması
➡ Otoyol seçimi makul ve savunulabilir nitelikte değerlendirilmiştir.
Çarpma ve durdurma taktiği
Bu kısım önemli:
- Polis aracıyla müdahale yapılması
- Araç kontrol kaybı yaratılması
Mahkeme:
👉 Bu tek başına hukuka aykırı demiyor ;“riskli, ama; operasyonel gerekçeyle açıklanabilir” diyor
Ölümcül güç kullanımı ?!
📌 Mahkemenin kritik sorusu şu:
Polis gerçekten ölümcül güç kullanmak zorunda mıydı?
🔹 Şüphelinin davranışı
AİHM:
- Şüphelinin ihtara rağmen durmadığını,
- Araçla polis aracına çarptığını,
- Silah çektiği yönünde güçlü deliller var olduğunu kabul ederek;
➡ “Aktif tehdit” oluşmuştur’ demiştir.
🔹 Polis algısı
AİHM şunu inceler:
- Polis o anda gerçekten tehdit hissetti mi?
Cevap:
👉 Somut olayda cevap evet, “honnest belief” (dürüst inanç) var
🔹 Ateş adedi(sayısı) (toplam 24 el)
Başvurucunun en güçlü argümanı:
- ‘Aşırı ateş edilmesi bariz orantısız güç kullanımının ispatıdır’ savıdır.
AİHM ise:
- Olayın saniyeler içinde geliştiğini,
- Birden çok polisin aynı anda ateş ettiğini,
- Tehdit ortadan kalkana kadar bu durumun sürmesinin makul olduğunu haliyle;
➡ “Fazla ateş = otomatik ihlal değildir” görüşünün isabetli olacağını söylemiştir.
🔹 Alternatif güç kullanımı
Mahkeme açıkça :
- Olay anı “kontrolsüz çatışma” minvalinde cereyan etmiştir.
- Alternatif bir müdahale gerçekçi değildir demiştir.
Toparlayacak olursam;
AİHM üç temel noktayı birleştiriyor:
✔ Operasyon planı makul
- Riskli ama hukuken ve mantıken gerekçeli
✔ Şüpheli aktif tehdit oluşturdu
- Silah çekme iddiası destekleniyor
✔ Polis “meşru savunma algısı” içinde hareket etti
- Subjektif + objektif test sağlanıyor
Ve neticeten AİHM bu davada;
👉 İhlal yok diyerek; ‘Madde 2 kapsamında bir ihlal tespit edilmemiştir.’ demiştir.
Benladghem kararı bize şunu söylüyor:
Devlet, yüksek riskli operasyonlarda hata yapabilir ama;
- Planlama makul ise;
- Ortada bir spontane tehdit var ve bu gerçek ise;
- Polis, dürüst bir şekilde hareket etmişse;
➡ Ölüm gerçekleşse bile AİHM ihlal bulmayabilir.
Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
