Aladağ; İnanç Maskesinin Altında Yakılan Bir Gelecek..

29 Kasım 2016 günü Süleymancılar Cemaatine ait yurtta, elektrik panosundan çıkan yangında yanıcı özellikteki ahşap merdiven ve halı kaplama nedeniyle alevler yurdun üst katlarına çıkmış, yangın merdiveni kilitli olan binada eğitmen Fatma Canatan, yurt müdürü Cumali Genç’in kızı Sare Betül Genç, 8’inci sınıf öğrencileri Sema Nur Aydoğdu, Zeliha Avcı, Sevim Köylü, 7’nci sınıf öğrencileri Gamze Bagir, Sümeyye Yetim, İlknur Maden, 6’ncı sınıf öğrencisi Nurgül Pertlek ile 5’inci sınıf öğrencileri Bahtınur Baş, Tuğba Aydoğdu ve Cennet Karataş yaşamını yitirmişti. 22 çocuk da yaralı olarak kurtulmuştu. Bu vahamet, sadece 12 kişinin yaşamını yitirmesiyle değil; Türkiye’nin eğitim, güvenlik, denetim ve siyasi irade konularındaki derin çöküşünü de gözler önüne sermesiyle hafızalara kazındı. Bu trajedi, vicdanları kanatan bir felaket olmakla kalmayıp, aynı zamanda devlet mekanizmalarının, siyasi iktidarın ve cemaat yapılarına sağlanan özel alanların neden olduğu sistematik sorunların da sembolü haline geldi.

Yangının çıkış sebepleri ve ihmaller zinciri;

Kaçak ve İzinsiz Faaliyet: Yurt; ruhsatsız ve yasal izinleri olmadan faaliyet gösteriyordu. Bu durum, yangın güvenliği standartlarının sağlanmamasını doğrudan etkileyen bir unsurdu.

Yangın Merdiveni ve Acil Çıkış Kapılarının Kapalı ve Kilitli Olması: Yangın sırasında, öğrencilerin kaçmaya çalıştığı yangın merdivenine açılan kapının kolunun olmadığı, acil çıkış kapılarının ise kilitli veya açılabilir durumda olmadığı tespit edildi. Bu durum, çocukların ve bir eğitmenin içeride mahsur kalmasına neden oldu.

Yetersiz ve Eksik Yangın Güvenliği Önlemleri: Yurt binasının eski, ahşap malzemeden yapılmış olması ve yangın söndürme cihazlarının eksik ya da etkisiz olması, yangının hızla büyümesini kolaylaştırdı.

Denetimlerin Yetersizliği ve Siyasi Koruma: Devlet kurumlarının, özellikle ilgili bakanlıkların ve yerel yönetimlerin, yurda düzenli ve etkin denetim yapmadığı; bu yurtların siyasi himaye altında korunduğu açıktı.

Yurt Müdürü ve Görevlilerin Eksik ve Zayıf Sorumluluğu: Yangın esnasında yangın alarm sistemlerinin devre dışı olduğu, sorumluların yangına müdahalede yetersiz kaldığı, bazı görevli personelin ise olay sırasında panik halde ve etkisiz tavır sergilediği belirlendi.

Önceki Uyarıların ve Şikayetlerin Görmezden Gelinmesi: Yurt çalışanları, öğrenciler ve aileleri tarafından daha önce yapılan pek çok şikayet ve uyarının resmi merciler tarafından dikkate alınmadığı belirlenmişti..

Yangının ortaya çıkış sebebinden bağımsız olarak, asıl mesele 11’i çocuk 12 kişinin ölümüne yol açan ihmaller zinciridir.

O yurt, yıllarca denetimsizlik ve kayıtsızlıkla adeta kaderine terk edilmişti.

En acısı da, bu çocukların güvenle barınması gereken bir ortamın, onların mezarına dönüşmüş olmasıdır.

Bu tablo, sadece yerel bir ihmalkarlık ya da teknik eksiklik değildir; aksine yıllarca göz yumulmuş, üstü örtülmüş, siyasetin kucağında beslenen bir alt segmentin toplu cinayetidir.

Yangında hayatını kaybeden evlatlarımızdan Cennet Karataş’ın günlüğündeki ;

“Aladağ’a Süleymancılara gidiyorum” cümlesi, bu felaketin özünü en çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.

Cennet, “Okumak için elimden gelen imkanları değerlendireceğim” diye yazmış;

o küçücük yüreğiyle hayallerini, eğitimini, ailesine ve kendine daha iyi bir yaşam umudunu yaşatmaya çalışmış. Ancak bu umutlar, siyaset ve ideolojik hesapların gölgesinde, yeterli denetim ve koruma sağlanmayan bir yurtta yanarak söndü.

Tarikatların ve Cemaatlerin denetimsiz alanları;

Yangın, devletin eğitim ve denetim sorumluluğunu adeta tarikat ve cemaatlere teslim ettiği bir dönemin trajik sonucu olarak da okunmalıdır. Aladağ’daki yurt, bu yapıların kontrolsüz ve şeffaflıktan uzak faaliyetlerinin somut bir örneğidir.

Binlerce çocuğun kaderi, cemaatlerin insafına bırakılmıştır.

Bu yapılara tanınan geniş alan ve siyasi koruma, ne yazık ki temel insan haklarının, özellikle çocukların güvenliğinin feda edilmesine yol açmıştır. Yangından sonra ortaya çıkan raporlar, bu cemaatlere ait yurtlarda yangın ve diğer güvenlik önlemlerinin yok denecek kadar az olduğunu göstermiştir.

Aladağ yurt yangını, sadece bir yerel yönetim hatası değildir. Bu acının en büyük faili, yıllarca devletin denetim görevini siyaseten yetersiz kılan, hatta dini yapılarla kol kola yürümeyi tercih eden siyasi iktidardır. İktidar, cemaat ve tarikatlarla yürüttüğü yakın işbirliği sayesinde, eğitim gibi kritik alanlarda denetimsizliğe göz yummuş; milletin çocuklarının güvenliği siyasi pazarlıklara kurban edilmiştir.

Olayın hemen ardından yapılan siyasi açıklamalardaki samimiyetsizlik, mağdurların acısının sömürülmesi, gerçek sorumluların üstünün örtülmesi yönündeki çabalar da iktidarın vicdanını ne denli kaybettiğinin açık göstergesidir.

Yangının ardından açılan soruşturmalar yetersiz, cezalar hafif kalmış ve adalet duygusu büyük oranda zedelenmiştir.

Türkiye’de eğitim politikalarının geldiği noktayı gözler önüne seren bu olay, bir ülkenin geleceğini şekillendiren en temel kurumların ne kadar savrulduğunu gözler önüne sermiştir. Devlet yurtları yerine, yetersiz denetlenen hatta denetlenmeyen cemaat yurtlarının teşviki ve desteklenmesi, eğitimde adaletsizliği ve eşitsizliği daha da derinleştirmiştir.

Yurtlarda yaşanan bu acı tablo, gençlerin ve çocukların; eğitim alma hakkının ve güvenlik hakkının ne kadar hiçe sayıldığını da ortaya koymaktadır.

Bu faciadan çıkarılması gereken ders, devletin eğitim alanındaki asli görevlerini hiçbir siyasi hesap uğruna ihmal etmemesi gerektiğidir.

Aladağ yangını, toplumun vicdanını derinden sarsmış, uzun süre unutulmayacak bir yara açmıştır. Ancak ne yazık ki, bu acının siyasi malzeme yapılması, sorumluların kayırılması ve gerçeklerin üzerinin örtülmesi çabaları, adaletin tecelli etmesini engellemiştir. Bu tavır, siyasetin ve toplumsal dinamiklerin ne kadar yozlaştırıldığını bizlere açıkça göstermiştir.

Gerçek adalet ve sorumluluk, sadece olayın üstünü kapatmakla değil; benzer felaketlerin yaşanmaması için köklü reformlar yapmakla mümkündür.

Aladağ yurt yangını, sadece 12 kişinin hayatını kaybettiği trajik bir olay değildir; Türkiye’nin; eğitim, denetim, siyaset ve vicdan alanındaki ağır bir sınavıdır.

Bu sınavdan doğru bir şekilde çıkmak, sadece mağdurların değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur.

Devlet mekanizmalarının göz yumduğu, siyasi iktidarın himayesine aldığı; tarikat ve cemaatlerin denetimsizliğe terk ettiği alanlarda yaşanan bu tür acılar, sistematik bir çöküşün habercisidir. Gelecek nesillerin güvenliğinin ve eğitim hakkının korunması için, siyasi hesapların değil, gerçeklerin konuşulması, ihmal zincirinin kırılması şarttır.

Aladağ; bize sadece kaybedilen canların acısını değil, aynı zamanda bu acının doğmasına neden olan siyasi ve toplumsal ihmalin de yükünü hatırlatmalıdır.

Bu yükten kurtulmak, ancak cesur ve samimi adımlarla mümkün olabilecektir..

Elbette kıymetli meslektaşım Can Atalay’a da değinmek gerek. Sorumluların hesap vermesine odaklanan Atalay, yaşanan ihmal ve adaletsizliklerin ortaya çıkarılması için yılmadan mücadele eden nadir vicdanlardan biridir. Onun cesareti, sadece Aladağ’da değil, benzer trajedilerin yaşanmaması için toplumsal bir uyanışın sembolü olmuştur.

Aladağ yurt yangını, yalnızca ihmalin ve sistemsel çürümenin değil; aynı zamanda toplumsal adaletsizliğin ve vicdan felcinin acı bir simgesidir. Bu karanlık tabloya ışık tutan, toplumun sesi olan Can Atalay ise; yaşanan trajedinin sadece bir yangın olmadığını, aynı zamanda toplumsal sorumlulukların ve devlet mekanizmasının ihmallerinin sonucu olduğunu güçlü biçimde dile getirmiştir.

Can Atalay, bu tür acılara karşı sessiz kalınmasına izin vermeyen bir vicdanın daimi temsilcisidir. Aladağ’da hayatını kaybeden çocuklarımızın haklarının takipçisi olarak, sorumluların hesap vermesi için mücadeleyi hiç bırakmamış, sessiz çığlıkların yankısı olmuştur. Onun cesareti ve kararlılığı, toplumun unutulan çocuklarına ;

“Cennet adıyla doğup, Cennet gibi yaşama hakkı ellerinden alınan çocuklar”ın

sesi olma görevini yüklemiştir bizlere.

Can Atalay’ın mücadele azmi, sadece Aladağ değil, benzer acıların yaşanmaması için toplumsal uyanışın ve gerçek adaletin anahtarıdır. Bu yangının sadece ateşi değil, ihmal zincirini de söndürmek için onun sesi daha güçlü duyulmalıdır.

Aladağ’da yanan sadece 12 kişinin canı değil, yıllardır siyaset sahnesinde sürdürülen ihmal ve kayırmacılığın üzerimize bıraktığı utançtır. Devletin en asli görevlerini; tarikat ve cemaatlerin eline bırakarak; gençlerin ve çocukların hayatlarını adeta piyasa malı haline getirenler, bu felaketin ve öncü nitelikte olduğu açık olan Aladağ’ın benzerlerinin başlıca failleridir.

Siyasi iktidar; kendi rantı ve ideolojik hesapları uğruna, denetimsizliğe göz yummuş; devlet kurumlarını işlevsizleştirmiş, çocukların güvenliğini siyasi pazarlıkların ve güç mücadelesinin kurbanı yapmıştır. Aladağ’ın külleri; bu karanlık politikaların, bu vicdansız yönetim anlayışının en somut ve kanlı kanıtıdır.

Eğer bu topraklarda gerçekten adalet arıyorsak, önce bu siyasi cinayetin sorumlularını işaret etmeli, korunan, kollanan ihmal şebekesini ortaya sermeliyiz. Aksi takdirde, Aladağ sadece geçmişin kara lekesi değil, geleceğin de habercisi olmaya devam edecektir.

Bu memlekette çocukların hayatı, siyasi oyunların pazarlık konusu olamayacak kadar kutsaldır.

Ve bu sözler, her zaman zalimlerin değil, haklının yanında olacak vicdanların sesi olmalıdır.

Susmak, ihmal edenlerle aynı suç ortaklığına girmektir. Şimdi hesap sorma zamanı; çünkü bu ihmal zincirinin halkaları, daha fazla can yakmadan kırılmalıdır..

Cennet adıyla doğup, Cennet gibi yaşama hakkı ellerinden alınan çocuklar;

hakkınızı helal edin size sahip çıkamadık..


Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın