Yanan Ormanlar, Yanan Vicdanlar: İklim Yasası mı, İklim Maskesi mi?

İklim Yasası mı, İklim Maskesi mi?

2023 yılında yürürlüğe giren Türkiye İklim Yasası Taslağı, kamuoyuna büyük umutlarla sunulmuştu. “Yeşil kalkınma devrimi” söylemiyle desteklenen bu yasa, çevre örgütlerinin taleplerini yansıtmaktan çok, uluslararası fonlara uyumlu bir kâğıt üstü reformdan ibaretti. Aynı dönemde çıkarılan Maden Yasası değişiklikleri ise çevreyi korumak yerine, sermayeyi koruma refleksiyle hazırlandı. Sonuç mu?

3 Temmuz 2025’de meclisden geçen bu yasa sonrasında yalnızca Temmuz 2025’te Türkiye’nin dört bir yanında çıkan 300’ü aşkın geniş çaplı orman yangını..

Pekiii.. Neden?

🌍 Dünya Ekseninde Mukayeseli Bakış: Türkiye Nerede Duruyor?

Fransa; 2019’da yürürlüğe soktuğu “Loi Climat” (İklim Yasası) ile doğal alanların korunmasına dair bağlayıcı hedefler koydu. Orman yangınları riski yüksek bölgelerde, madencilik ve yapılaşma faaliyetlerine sınırlamalar getirildi. Almanya ise; iklim krizini doğrudan anayasal düzeyde tanıdı ve Federal Anayasa Mahkemesi 2021 yılında ;

“siyasal iklim politikaları gelecek nesillerin haklarını ihlal edemez” diyerek yürütmeyi frenledi.

Yeni Zelanda, yalnızca iklim yasalarıyla değil, doğaya hukuki kişilik tanıyarak dünyaya öncülük etti.

  • 2017 yılında Whanganui Nehri, Te Awa Tupua Kanunu ile bir “tüzel kişi” olarak tanındı.
  • Bu, nehir üzerindeki her türlü müdahaleyi yasal olarak “hak ihlali” haline getirdi.
  • Nehir için 80 milyon dolar tazminat ve temizlenmesi için de ayrıca 30 milyon dolar fon verildi.
  • Aynı zamanda ormanlar, dağlar ve yerli halkların kutsal alanları devletin değil doğanın kendi varlığı olarak korunmaya başlandı.
    Türkiye’de ise ormanlara dair haklar yalnızca mülkiyet ve ruhsat üzerinden tanımlanıyor.

2022’de Şili, Anayasa reformuna giderek doğayı “hak öznesi” olarak tanıdı.

  • Yeni taslakta doğa; su, hava, toprak, biyoçeşitlilik dahil olmak üzere bütüncül olarak korunması gereken bir varlık olarak tanımlandı.
  • Maden ve enerji projeleri için yerel halkın onayı yasal bir zorunluluk hâline geldi.
    → Türkiye’de ise yerel halkın görüşü çoğu zaman ÇED raporlarında bile göz ardı ediliyor.

Kanada, her yıl “Ulusal İklim Planı” yayımlayarak sera gazı emisyonlarını azaltma hedeflerini kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşır.

  • Bu planlar yalnızca devlet tarafından değil, yerel yönetimler, yerli halklar ve STK’lar ile birlikte oluşturulur.
  • 2021’den itibaren, orman yangınlarıyla mücadelede doğal alanların restorasyonu için bütçesel öncelik tanındı.
    → Türkiye’de ise iklim eylem planları çoğu zaman kâğıt üstünde kalmakta, uygulamada ise maden ruhsatları doğayı tahrip etmeye devam etmektedir.

Türkiye’de ise yasalar; doğayı korumak bir yana, doğal kaynakları hızla paraya çevirme stratejisinin bir süjesi hâline geldi. İklim Yasası, sivil toplumun katılımı ve haliyle onayı olmadan hazırlandı. Maden Yasası değişiklikleriyle ÇED süreçleri hızlandırıldı, orman alanları “proje alanı” ilan edilerek tahsis edildi. Bu dönüşüm, yalnızca doğayı değil; hukuku, güveni ve adaleti de cayır cayır yakıyor.

🏭 Maden Ruhsatı – Ateşle İmtihan

Bugün; Türkiye’de bir ormanlık alanın maden ruhsatı alması; ne yazık ki Anayasa’nın amir hükmü ve Orman Kanunu’na rağmen mümkün hale getirilmeye çalışılıyor..

Kaz Dağları, Akbelen, İkizdere, Cerattepe… Yanan sadece ağaçlar değil; köylülerin yaşam alanı, hayvanların yuvası, çocukların geleceği..

Çoğu yangın sonrası kamuoyuna “sigara izmariti” ya da “yıldırım” gibi nedenler açıklanıyor. Oysa yangınların yoğunlaştığı alanlara bakıldığında, öncesinde ruhsat verilmiş maden sahaları, kapatılmamış yollar ya da yakın zamanda kesime açılmış ormanlık parseller karşımıza çıkıyor.

📉 Hukuki Erozyon var mı ?

Anayasa’nın 169. maddesi açık: “Yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir, bu alanlar başka amaçla kullanılamaz.” Ancak her yıl, yanan ormanlık alanların yakınında yükselen enerji projeleri, konutlar ya da maden işletmeleri Anayasa’ya rağmen meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Orman Kanunu Madde 18

“Yanan orman alanları, hiçbir şekilde başka amaçla kullanılamaz. Bu alanlarda yeniden orman tesis edilir. Bu alanların tahsisi, satışı ve özel mülkiyete geçirilmesi mümkün değildir. Bu alanlarda yapılaşma yapılamaz.”

Ormanlar, Devletçe korunur ve geliştirilir. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir; bu alanlar başka amaçla kullanılamaz.

Yargıtay içtihatlarında ormanların “milli servet” olduğu belirtilse de uygulamada ne yazık ki sermayeye rant kapısı haline gelmiş durumda..

Harita ve Mukayeseli Perspektifler Işığında: İklim ve Maden Yasalarının Eleştirisi

1. Orman Yangınlarında Güncel Durum

  • Başta Türkiye’nin güney ve batı kıyıları yüksek yangın riski taşıyor; riskli bölgelerde yoğunlaşan madencilik faaliyetleri, yapılaşma ve altyapı yollarının orman ekosistemlerini tahriş ettiğini bizlere anlatıyor diyebiliriz.
  • 2025 yazında Türkiye genelinde 1.020 VIIRS yüksek güvenlikli yangın alarmı kaydedildi. Ki..bu; geçen yıllara göre oldukça yüksek bir seviye demek oluyor.
  • İzmir, Bursa, Karabük, Bilecik gibi birçok ilde binlerce kişi tahliye edildi; özellikle İzmir’de 50.000’e yakın birey yerlerinden edildi, 13 kişi hayatını kaybetti, bunların 10’u kurtarma ekiplerinden..

2. Hukuki ve Politik Zemin: Hizmet mi, Baskı mı ?

  • İklim Yasası ve Maden Yasası değişiklikleri, uygulanabilir bağlayıcılıktan yoksun kalıyor; ilgili yasaların tümü sivil toplum ve yerel halk süreçlere hiçbir aşamada dahil edilmeden geçirildi.
  • ÇED süreçleri kısaltıldı, orman alanları madencilik ve enerji projelerine hızlıca tahsis edildi. Haliyle; adeta orman, suç işleme potansiyeli taşıyan proje sahası gibi görüldü.

3. Olay Kronolojisi: 2025 Yazında Neler Oldu?

TarihOlay
Haziran sonuİzmir’de sıcaklıklar +5–10 °C arttı, güçlü rüzgârlar ve kuru hava yangınları tetikledi; 50.000 kişi tahliye edildi, İzmir Havaalanı kapandı. 200 yapı zarar gördü
Temmuz ortasıEskişehir yangınında; 11 itfaiyeci ve AKUT personeli hayatını kaybetti
Temmuz sonuBursa, Karabük, Mersin, Antalya gibi illerde 84+ yangın devam etti; 3.600’den fazla kişi tahliye edildi, 2.300 itfaiyeci yangınlarla mücadele ediyor; en az 17 ölüm rapor edildi
Genel sonuç342 ciddi yangın, 1.020 alarm, yüzbinlerce hektar yanan orman; can kayıpları, toplumsal travma ve ekolojik yıkım

Avrupa’dan Mukayeseli Örnekler:

  • Fransa’nın Climate & Resilience Act (2021) yasası ile yapısallaşma hızı düşürülerek, orman ve tarım arazilerinin “net sıfır yapaylaşma” hedefiyle yasayla korunması amaçlanıyor.
  • Almanya, Anayasa Mahkemesi’nin “iklim politikaları gelecek nesillerin hakkını ihlal edemez” kararıyla yürütmenin çevreci düzenlemelere uymasını sağlıyor.
  • Ayrıca, Hambach Ormanı’nın korunması için madencilik planları yasayla engellendi; kamuoyu katılımının politikaya etkisi somutlaştırıldı.

Peki bu ormanlar kimin?

Yanan her ormanla birlikte sormamız gereken ilk soru belki de şu:

“Bu topraklarda yaşam hakkı kimin için korunuyor?”

Ormanlar sadece ağacı olan değil, hukuku olan, toplumu olan bir canlılıktır.

Eğer bir toplumda ormanların sessizce yanması karşısında ses yükselmiyorsa, o toplumun vicdanı da kül olmuştur.Bu noktadan hareketle şunu söyleyebiliriz:

Türk toplumu bu sessizliğe katiyen teslim olmuyor. Ormanlar yandığında, sadece ağaçlar değil; canlılar, gelecek nesiller, ekosistem ve bir bütün olarak hayatın dengesi zarar görüyor ancak; Türkiye’de her yangında yükselen feryatlar, gönüllülerin canla başla çabası, sosyal medyada örgütlenen duyarlılık kampanyaları ve kamuoyu baskısıyla harekete geçen yerel girişimler gösteriyor ki bu toplumun vicdanı hâlâ diri.

Tüm eksiklere, ihmallere ve ihmaller karşısındaki öfkeye rağmen insanlar, “ormanlarımız yanarken susmayacağız” diyerek bu yangının sadece fiziksel değil, aynı zamanda ahlaki bir felaket olduğunu da hatırlatıyor. Türkiye toplumu, ormanlar susturulsa bile, onların yerine konuşmayı seçiyor. Bu da hâlâ umut var demektir.

🌱 Pekii İklim Adaleti Olmadan İklim Politikası Olur mu ?

Gerçek bir iklim yasası; sadece karbon nötr hedefler belirlemekle değil, rantı durdurmakla, halkı sürece katmakla ve ekolojik adaleti tesis etmekle mümkündür. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, yanan ormanlardan rant çıkarmak değil, yasa önünde doğanın haklarını tanımaktır.

“İklim Yasası, Toplumsal İktidarsızlık Maskesi Olmasın”

Gerçek iklim adaleti; iklim hedefleri kadar yerinden yönetim, hukuki koruma ve ekolojik hakların tanınması demektir. Türkiye’nin acil dönüşüm ihtiyacı olan çevresel hedefler ise:

  • Erteleme değil, yasalaşmış, denetlenebilir, şeffaf uygulamalar.
  • Doğanın değil herkesin hakkını koruyan politikalar.
  • Yeni yasa taslaklarına sivil toplumun, yöre halkının, bilim insanlarının aktif katılımı. olmalıdır.

Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın