Geceden sabaha değişen gündemler ülkesi Türkiyem..
Haydi hep beraber bu ”Çoklu Baro” hadisesinin nereden patlak verdiğine bir göz atalım..
Sene 2007..Yargı ele geçirilmeliydi,geçirilmeliydi çünkü hiçbir şey gayrimeşru olmamalıydı yani işi kılıfına uydurmak lazımdı..Ama nasıl ?
Bir taşerona ihtiyaç vardı.Bu taşeronluğa gönüllü bir aday vardı; Erzurum/Pasinler nüfusuna kayıtlı kaçak,alçak bir terörist ve onun kirli ağı; FETÖ..
Ergenekon soruşturması, Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’na geldiği iddia edilen “ihbar telefonunun” ardından 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduya yapılan operasyonda 27 el bombasının bulunmasıyla başlatıldı.
Akabinde ”ne hikmetse” nereyi kazsan bomba,hangi evi arasan silah,basılan istisnasız her yerde roket,bizzat planlanılan suikastleri de bu Atatürkçü şerefli subaylarına üzerine yıktın mı tamamdı işte ”Türkiye, bağırsaklarını temizliyordu”..
Baştan sonra uydurulan hikayeden ibaret; Ergenekon,Balyoz,Casusluk,Şike,Poyrazköy,Amirallere Suikast,Kafes,Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği,İrticayla Mücadele Eylem Planı,ODA TV,Devrimci Karargah,Adil Yargılamayı Etkileme,OYAK ve Zirve Yayınevi Davaları;
FETÖ sözcülerinin medya maymunluklarıyla birleşiyor,operasyonların süratle yapılması için FETÖcüler daha da kamçılanıyordu.
Her günün sabahında ertesi gün başlatılacak ”sözde soruşturmalar” palazlanıyor,halka önceden servis ediliyordu
İçeri atılan Atatürk İlkelerine bağlı Cumhuriyetçi subayların,amirallerin yerlerine FETÖ cüler süratle atanıyordu.
Tüm bunların adını koymak lazımdı şimdi..
”Yargıyı demokratikleştiriyoruz” denilmeli Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da FETÖ nün kucağına teslim edilmeliydi..
Böylece yargının 3 temel sac ayağından 2 si birden ele geçirilecekti.
Kısaca yargı, artık siyasal stratejilerin salt uygulama alanına dönüştürülmüştü.
HSYK ele geçirilmişti..Peki ya Avukatlar, bu baş belaları(?) nasıl teslim alınacaktı ?
2009 yılının Devlet Denetleme Kurulu raporlarında sadece Baroların değil tüm meslek örgütlerinin seçim sistemlerinin değiştirilmesi gerektiği resmileştirildi.
Tıpkı yargıç ve savcılar için önerilen sözde demokratik model gibi avukatlar için de ”sözde çoğulculuk modeli” adı altında safsata bir takım düzenlemeler uygulanmalıydı.
12 Eylül 2010 referandumu; FETÖ egemenliğindeki yargıyı seçim şemsiyesi altında bir nevi meşru kılıyordu.
Hukuk da raydan çıkmıştı artık.Hukukun üstünlüğü yerine, üstünlerin hukukunun egemen olduğu ucube bir sisteme evrilmiştik.
Referandumun getirdiği olanaklarla yargı; hak arama kurumu olmaktan çıkıp hak arayanlara doğrultulan bir silaha dönüştürülmüştü.
Henüz kimse demiyorken(diyemiyorken) ”Saygıdeğer Fethullah Gülen Hoca Efendileri”nin kutsandığı,stadyumlarda,sözde Türkçe Olimpiyatları’nda ağlayarak davet edildiği sıralarda susturulamıyordu bu baş belası avukatlar..
Mahkeme salonlarında bu çete liderinin bizati kendisine en ağır ithamlarda bulunuyor,kimileri de bırakıp cübbelerini çıkıyordu duruşmalardan burada adaleti tesis etmek mümkün değil çünkü sizler hukukçu değil birer zavallı Pensilvanya Maşası, piyonusunuz diyerek..
Susturamadılar,sindiremediler,itibarsızlaştıramadılar..Soruşturma başlattılar olmadı,davalar açtılar yine olmadı..
Bizzat yargı eliyle yargı araçsallaştırılarak ele geçirme saikiyle başlayan ve dalga dalga büyüyen algı operayonları bu ülkeyi bir darbenin eşiğine kadar getirmişti.
Türkiye’yi 15 Temmuz darbesine getiren sürecin startı 12 Eylül 2010 referandumuyla verilmişti.
Ergenekon ve Balyoz sürecinde “ben bu davanın savcısıyım”,
Referandum sürecinde ise ”her Evet demokrasiye davet,her Evet adalete davettir,her Evet özgürlüğe davettir” diyen sivrizekalar(?) yüzünden maalesef bu canım ülke, felaket senaryolarına gebe kalmıştır.
Yeri gelmişken..Hiç ”aldatılmamıştı” avukatlar yani,hiç kanmamıştılar ne garip mahçup da olmamışlardı üstelik yapmış oldukları herhangi bir eylem ya da sarfettikleri sözlerden ötürü..
Üstelik 15 Temmuz gecesi henüz kimsenin darbecilerin kimliğini bilmediği,TBMM’nin bombalandığı,uçakların alçakça sortilerini sürdürüp,tankların bir yandan vatandaşları ezip diğer yandan suçsuz insanların üzerine bomba yağdırdığı saatlerde darbe karşıtı ilk açıklama da dönemin baro başkanı Av. Ümit Kocasakal ve onun yönetim kurulu imzasıyla İSTANBUL BAROSU’ndan gelmişti.
Bu hain girişimi lanetleyen ve halkının(demokrasinin) yanında olduğunu ilk dile getiren resmi kurum bir ”baro” olmuştu.

Teslim olurlarsa ”adaleti” de teslim edeceklerine inandılar,Halkının yanında,onun hak arama özgürlüğünü savunmayı varlık nedeni sayan bir duruşu bir an olsun kaybetmediler.
İki grup müttefik iktidarı paylaşırlarken bir nevi yerlerini perçinlerken hiç akıllarına gelmemişti bu kalkışma ya da devleti ele geçirme projesi..Artık bunun adını ne koyarsanız..
Kendilerine yakıştıklarını düşündükleri mücadeleden hiç kaçmadılar,hiç vazgeçmediler adalet aramaktan..
Yargıyı ele geçirme planları yaparken bunu yapmalarını istedikleri örgütün darbe yapabileceklerini hiç düşünmemişlerdi.
Bu gafleti bir Asyalı yapsa intihar ederdi,Avrupalı yapsa anında istifa ederdi,bizimki ”Allah affetsin” dedi çıktı işin içinden..
FETÖ temizliğinin görece(!) tamamlanmasından sonra bu kez de FETÖ yöntemleriyle yeni örgütlenme modelleri geliştirilmeye başlandı.
Mesleğe kabulde bir yazılı yapılıyor,mülakatla(torpille,referansla) asıl sonuçlar elde ediliyordu.
Yazılı sınav sonuçlarına göre dereceye girenler mesleğe kabul edilmiyor,kriterlerini; ”referans sahibinin tayin ettiği” tercihler yapılıyordu.
Hatta ve hatta öyle bir noktaya gelinmişti ki;
OHAL KHK larının birinde yazılıdan 70 alma zorunluluğu da kaldırılmış,54 alanların mesleğe kabul edildiği açık bir yetmezliğe de teslim olunmuştu.
O dönem mecliste de bu durumdan bahsedilmişti.İYİ Parti İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu mülakattaki şaibeleri TBMM gündemine taşımış;
“KPSS’si 60 olan mühendis adayları mülakatta 90 puan alıp başarılı sayıldı”,
“Geçmişte soruları çalanlar FETÖ’cüydü, şimdi yapılanlar da benzer değil mi? Bu uygulama orman mühendisleri arasında haksızlık yaratıyor, birilerinin hakları çalınıyor” demişti.
Liyakat, artık yalnızca TDK’nın arşivinde yer alan bir kelimeden ibaret kalmıştı onun da içi boşlatılmıştı umarsızca..
Avukatlar yine haykırıyordu yapmayın diye..
Kendi şeyhini mehdi zanneden tek cemaat FETÖ değildir diye..
Sonuç olarak amaç hasıl olmuştu,FETÖ ihraçlarıyla 5000 lere düşen yargıç-savcı sayısı şimdilerde 21000 e kadar dayandı.
Format atılmıştı yani..
Sıra tekrar avukatlara gelmişti.
FETÖ kütüphanesindeki takribi her sene indirilen o proje artık devreye sokulmalıydı vakti gelmişti de geçiyordu.
Sırasıyla 2010,2011,2013,2014,2015,2016 yıllarında gündeme gelip nabız yoklanan her defasında teklif ve tasarı aşamasına dahi getirilemeyen tümceler geri çekilmek zorunda kalmıştı.
Peki nedir bu alçakça plan;
”Parçalayın onları,paramparça edin ve yönetin”..
Yargıda yer alan sac ayaklarının sarsılamayan tek ayağı olan avukatlar da halledilmeliydi artık..
‘İstanbul Sözleşmesi’ymiş,insan haklarıymış,hak arama özgürlüğüymüş,karakolda orda burda işkenceymiş,kötü muameleymiş,kadına karşı şiddetmiş,ailenin korunmasıymış,istismara uğrayan çocukmuş,yoksula hukuki yardımmış,çevre hakkıymış..
–‘Her mevzuya doğal taraf bunlar be yetti artık !!’
–‘Bunları susturmamız gerek,sindirmemiz gerek !!’
Aktörler değiştirilerek FETÖ nün yazdığı senaryonun hayli güncel gelişmiş bir versiyonunu çekme kararı verilmişti.
Üstelik barolar,15 Temmuz sonrasında FETÖ mücadelesini onlardan çok daha kararlı yaparken, bir an geriye dönüp bakmak gelmedi akıllarına..
Barolar,avukatlar ne dedilerse hepsi birer birer olmuştu oysa,bir defa dahi akıllarına gelmedi baroların kapısını çalmak,işbirliği yapmak bir defa da onlarla fikir tehatisinde bulunmak..
Yapılabilseydi halbuki maklubeye birlikte kaşık sallayanlardan da kurtulabilirdik,yargıyı tam anlamıyla bir ablukaya almaktan da..
Ele geçirme arzusu hiç yok olmadı
Yargıya atılan hard formatın avukat ayağını da tamamlamak gerekiyordu ki bir şeye benzesin; hak,hukuk uğrunda çıkılacak tek bir yol dahi kalmasın..
Her şey güzeldi sahi nasıl anlatacaklardı bunu ?
Önce, ”Bunlaaaar siyaset yapıyorlar” diye başladılar kısa metrajlı filme oysa anlamıyorlardı.
Barolar; kanunların ve en temelinde Av. Kanunu’nun(76 ve 95.maddeleri) kendilerine verdiği görevi ifa ediyorlar.
İnsan haklarına sahip çıkma mücadelesine dair konuşan bir baro başkanı onların gözünde bir siyasi oluveriyor çünkü işlerine gelen bir metni okumuyor yahut ona..Biat etmiyor.
Şimdi de;
”-Efendim çoğulculuk barolarda egemen olmalı” diyorlar yahu şimdi de onu mu buldunuz ?
–Bunlar seçim yapıyorlar ya seçiliyorlar ya..
-Eee
–Oy vermeyenler kendileri temsil eden bir platform bulamıyor ya..
-Eee
–Heh..Biz de kuruverelim kendi baromuzu be kardeşim..
İşkence mi var karakolda ==> görmeyenlerden oluşan bir baro,
İnsan hakları ihlali mi var ==> duymayan bir baro,
Şiddete uğrayan,cinayete kurban giden kadınmış efendim istismara uğrayan çocukmuş ==> bilmeyen baro,
Sahi hem bunlar direniyor ya İstanbul Sözleşmesi diye..”Çekin şu imzanızı kardeşim” diyen bir baroya ihtiyacımız yok mu ? E kuralım işte..
”Hukuk açısından da tabiri caizse kılıfına uydurmak lazım ama kesin sesinizi muhalefet yapmayın,onun bunun hakkını kollamayın diyemeyiz ya..
Buna biz en iyisi ”çoğulculuk” diyelim..
3 baro çok büyük(İstanbul,Ankara,İzmir), bunların delegesi de çok fazla diyelim
Ötekiler de fasulye,etkisiz kalıyor diyelim..
Bak şimdi bak.. hem parçalayalım yapıyı içinden de bizimkileri çıkaralım,sivriltelim
Aynı zamanda kendi barolarını da kursunlar kalanları da nisbi temsille yapsınlar birşeyler işte..
TBB Delegelerini de nisbi temsille belirleyelim oh mis..”
Pekiii..TBMM de İstanbul m.vekili sayısını düşürmek aklına gelmiyor da(kaldı ki son Anayasa değişikliği ile sayıyı aksine arttırdın)
TBB de İstanbul delegasyonu sayısını düşürmeyi nasıl temsilde adaletle açıklıyorsun zehir hafiye ?
Hukukun Üstünlüğü Endeksinde 126 ülke arasında güncel sıralamamız 107 iken gündemimizde yer alan projeye bir bakın;

İşte gündemimizi meşgul eden ”Çoklu Baro,TBB’de Nisbi Temsil” konusunun altyapısı budur..
Bizler Karagöz-Hacıvat izlerken mütemadiyen birbiriyle didişen,dövüşen nemrut karakterler görürüz oysa ki perdenin arkasına baktığımızda ikisini de oynatan TEK BİR KİŞİ’dir…
Değerli büyüklerim,kardeşlerim;
Hukuk güvenliği; İnsanca ve onurlu yaşamak için,alnı ak başı dik bir insanın; gerine gerine yürüyebilmesi için,çekincesi olmaması için,sabahın köründe kapı çaldığında gelenin sütçü olması için elzemdir,şarttır.
Bu proje uygulamaya sokulduğu takdirde emin olun bir sabah kargalar dahi uyanmadan kapınız çalar!
Sarılmalıyız adalete hep birlikte,yurttaşın adalet talep ettiği yerdir hukuk devleti,o olmazsa olmaz hiçbir şey aklınıza hangi hukuki güvence kavramı gelirse hepsi tarih olur,mazide kalır.
Hukuk hiç olmadığı kadar yorgun,günden güne tükeniyor.Barolar Anayasa’da güvence altına alınıp işaret edildiği gibi ”TEK” olmazsa ya da hak ettikleri etkinlik noktasının gerisine taşınırlarsa; ”yargı bağımsızlığı” olmaz,özgürlük olmaz !
Barolar yok olursa; olmaz demokrasi esamesi okunmaz..
Bu ülkede hukuk katliamları ikinci,üçüncü el otomobil piyasasının binde biri kadar dahi ilgi görmüyor.Bu yüzdendir ki nabız yokluyorlar,cesaret alıyorlar tepkisizlikten..Tepki alınmayacağını gördüklerinde daha da üzerlerine gidiyorlar yurttaşların.
Yalvarırım tüketmeye ve menfaate dayalı bir insan topluluğu olmayalım artık !
Çoklu baro ve TBB’de nisbi temsil; bir Fethullahçı Terör Örgütü projesidir.
–Peki somut sakıncaları nelerdir bu ucube sistemin ?
Ey sevgili vatandaşım,kıymetli yurttaşım..Bu sistemle;
1)Avukatın sadece bağlı olduğu barodan destek görecek diğerleri de kendi sorunlarıyla boğuşacak.
2)Kamu görevlilerinin keyfi tavırlarıyla vatandaşa zarar vermeleri hususunun denetlenmesi ve bununla mücadele edilmesi hususunda baroların etkinliği ortadan kalkacak ve vatandaş kötü niyetli kamu görevlilerinin elinde pervasızca haksızlığa uğrayacaktır.
3)Yeni barolar tamamen siyasi kimlikler bağlamında oluşacaktır.
Bu haliyle barolar; birer meslek odası değil ”siyasi parti arka bahçesi olan bir nevi fikir kulüpleri”ne dönüşecektir. Bu durum da baroların var oluş gayesine uygun şekilde hareket edememelerine ve asli görevlerini yerine getirememelerine neden olacaktır.
4)Baroların siyasi düşüncelere göre örgütlenmesi durumu mahkemeler üzerinde de ciddi bir baskı oluşturacaktır.
Aynı mahkeme tarafından aynı konuda, aynı tip davada tamamen davanın tarafı olan avukatın mensup olduğu baro nedeniyle farklı kararların verileceği görülecektir.
İktidara yakın olan baroya mensup avukatların taraf olduğu davalar yargı makamlarınca hep daha farklı değerlendirilecektir.
Bu olumsuz durum hukuk mahkemelerinde de aynı olacaktır, ceza mahkemelerinde de, idari yargıda da…
Bu durum yargı sistemini felç edeceği gibi toplumda son ve derin bir nefes verilerek hayata döndürülmeye çalışılan ”adalet olgusu”nu da ortadan kaldıracaktır.
5)Stajyer avukatların staja kabullerinde, staj süreçlerinin gerçekleşmesinde ve staj bitiminde ruhsata hak kazanmalarında doğrudan veya dolaylı olarak çifte standart söz konusu olacaktır.
6)Adalet Bakanlığı, iktidara yakın baroda staj yapan stajyer avukatlardan istemediği bürokratik prosedürleri diğer barolarda staj yapan avukatlardan isteyecek bu stajyer avukatlar için staj sürecini zorlaştıracaktır.
7)Görevleri gereği kamu kurumlarıyla ve özellikle emniyet kurumlarıyla sürekli muhatap olan avukatlara da muhatap olunan kamu kurumları tarafından çifte standart uygulanması söz konusu olacaktır.
8)Avukatların mesleklerini ifa ederken dikkat etmeleri gereken bir takım yükümlülükleri vardır.
Bu yükümlülükleri; özenli iş görme borcu, avukatlıkla birleşmeyen işleri yapmama yükümlülüğü, reklam yasağı, avukatlık meslek etiğine uyma yükümlülüğü vb. şeklinde örnekleyebiliriz. Bu tür yükümlülükleri yerine getirmeme durumunda da iktidara yakın baroya mensup avukatlar ile diğer barolara mensup avukatlar arasında çifte standart uygulanacağı muhakkaktır.
9)İktidara yakın olan avukatların özellikle meslek etiği konusunda daha pervasız hareket edecekleri ve bu durumun da hem avukatlık mesleğine hem de avukatlık hizmeti alan vatandaşlara fahiş zararlar vereceği muhakkaktır.(Kaşif Kozinoğlu,Ali Tatar örneklerinde olduğu gibi)
10)Siyasi görüş esaslı olarak organize olan barolar aynı zamanda siyasi yol arkadaşları olan üyelerinin avukatlık mesleğinin niteliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemelerine bazen nispeten çoğu zaman tamamen göz yumacaklardır.
11)Yukarıda sıralanan maddelerin tümü hem avukatlık mesleğinin prestijini düşürecek hem de vatandaşlar açısından ciddi hak kayıplarına neden olacaktır.
12)Vatandaşların ücretsiz avukatlık hizmeti almasını sağlayan CMK ve adli yardım uygulamalarında çok ciddi aksaklıklar,içinden çıkılamayan problemler yaşanacaktır.
Bu hizmetler hali hazırda tek elden veriliyor olmasına rağmen bu haliyle bile zaman zaman küçük de olsa problemler yaşanıyorken çoklu baro veya alternatif baro sistemine geçilmesi halinde CMK ve adli yardım uygulamalarında büyük boyutlarda aksaklıklar ve problemler yaşanacak, vatandaşların adalete ve ücretsiz avukatlık hizmetlerine erişimleri engellenecektir.
Avukatın zayıfsa sen de davanda zayıfsın !
Unutma!
”Tek milleet,
Tek devleet
Tek vataan” diyenler neden baroya gelince Tek Baroo diyemiyor dur ve biraz kafa yor ?
İktidarın hedefi; “makul avukat yaratma projesi”dir.
Bu sistemle güçlü barolar zayıflatılmak ve iktidara yamanan,biat eden,itaatkar yapılar haline getirilmek istenmektedir.
Son bir not;
30.06.2020 tarihinde, AKP adına çoklu baro teklifini meclise sunan AKP Grup Başkanvekili Av.Cahit Özkan;
Balyoz kumpasında Fetullahçı Terör Örgütü’nün bildirisini Fenerbahçe Orduevi’nin önünde okuyan kişidir !

Ağustos 2010

Haziran 2020
——————————————————–
Aslında herkes biliyor geminin su aldığını
Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini
Zarların hileli olduğunu herkes biliyor..
——————————————————–
Tren’den inen bir daha binemez diyorlardı tren raydan çıktı farkında değiller..
Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.