Stefano Vukov, Elena Rybakina ve Teniste ”Koç-Oyuncu” İlişkilerinin Karmaşıklığı: ‘Etik, Psikoloji ve Profesyonellik’ Üzerine Bir Değerlendirme
2025 tenis sezonu, spor dünyasında yalnızca performans ve zaferleri değil, aynı zamanda koç-oyuncu ilişkilerinin etik sınırlarını tartışmaya açan bir olaya sahne oldu. Elena Rybakina’nın eski koçu Stefano Vukov’un, WTA tarafından verilen geçici yasağının kaldırılması ve ardından Rybakina ile yeniden çalışmaya başlaması, bu ilişkilerin çok boyutlu doğasını gözler önüne serdi.
Stefano Vukov, 2019 yılında Elena Rybakina’nın koçu olarak göreve başlamış ve kısa sürede tenis dünyasında dikkat çeken bir ikili haline gelmişti. 2022 Wimbledon zaferi, bu işbirliğinin zirve noktası olarak resmen kayıtlara geçti ancak; 2024 Amerika Açık öncesi yolları ayrıldı ve Rybakina farklı bir koçla çalışmaya başladı.

2025 sezonunda Rybakina, Goran Ivanišević ile kısa süreli bir işbirliği gerçekleştirdi,

ancak; Avustralya Açık’taki performansın ardından bu işbirliği sona erdi. Bu süreçte Rybakina, Vukov’u tekrar ekibine katmak istedi. WTA, Vukov’un daha önce
“otoriteyi kötüye kullanma ve taciz edici davranışlar” iddiaları nedeniyle geçici olarak yasaklandığını duyurdu ancak; özel bir tahkim süreci sonrasında, WTA yasağı kaldırdı ve Vukov turnuvalara katılma hakkını yeniden kazandı.
Koç-oyuncu ilişkileri, teknik bilgi aktarımı ve performans yönetimiyle sınırlı değildir. Özellikle üst düzey bireysel sporcularda, koçun psikolojik etkisi ve liderlik tarzı, oyuncunun hem saha içi hem de saha dışı davranışlarını doğrudan etkileyebilir. Vukov’un koçluk tarzı; bazı gözlemcilere göre yoğun ve stresli bir yaklaşıma sahipti ki ben de bu kanıdayım. WTA tarafından yapılan inceleme, bu tarzın Rybakina üzerinde baskı ve potansiyel psikolojik rahatsızlık yaratabileceğini öne sürdü.
Etik bağlamda, spor dünyasında koçların sorumluluğu yalnızca teknik eğitimle sınırlı değildir. Oyuncuların ruh sağlığı, kariyer planlaması ve profesyonel güvenliği, koçlukta temel etik yükümlülükler arasında yer alır. Bu noktada WTA’nın karar süreci, etik ve güvenlik sınırlarının ne kadar tartışmalı olabileceğini gösterdi.

“Relasyonel toksisite” terimi, spor psikolojisinde koç-oyuncu dinamiklerinde sıkça kullanılır. Toksik ilişkiler, oyuncuda motivasyon düşüklüğü, kaygı ve stres artışı gibi olumsuz etkiler yaratabilir. Rybakina’nın Vukov’u savunması ve “asla kötü muamele görmediğini” belirtmesi, ilişkideki psikolojik boyutun karmaşıklığını ortaya koymaktadır. Bu durum, spor psikologlarının tenis gibi yüksek rekabetli branşlarda koç-oyuncu ilişkilerini değerlendirmesinin önemini vurgulamaktadır.
Üst düzey tenis, haliyle hem oyuncular hem de koçlar için sürekli bir performans baskısı oluşturur. Koçlar, teknik stratejiler kadar motivasyon ve psikolojik yönetim konularında da kritik rol oynar. Vukov ve Rybakina olayı; koçların sadece sahada değil, saha dışında da oyuncuların yaşamlarını etkileyebileceğini gösteriyor. Bu bağlamda, tenis federasyonlarının koçluk sertifikasyonu, etik standartları ve izleme mekanizmaları konularında daha fazla şeffaflık sağlaması son derece önemlidir.
Hukuki ve Kurumsal Perspektif;

WTA’nın yasağı kaldırması, spor hukuku perspektifinden de dikkat çekicidir.
Profesyonel spor organizasyonları, etik ve disiplin süreçlerini yönetirken hem oyuncuların haklarını hem de koçların savunma haklarını gözetmek durumundadır. Vukov’un yasağının kaldırılması, özel tahkim süreçlerinin ve federasyon içi hukuk mekanizmalarının nasıl işlediğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Bu olaydan çıkarılabilecek başlıca dersler şunlardır:
*Koçluk Eğitimi: Spor federasyonları, koçların psikolojik ve etik boyutlarda eğitim almasını zorunlu hale getirebilir.
*Şeffaf Disiplin Mekanizmaları: Federasyonlar, ihlallerin soruşturulması ve kararların açıklanmasında daha şeffaf olmalıdır.
*Psikolojik Destek: Oyuncuların, koç ilişkilerinde yaşanan stresi yönetebilmesi için psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmelidir.
*Etik Rehberler: Koç-oyuncu ilişkilerini yöneten açık etik rehberler oluşturulmalıdır.
Stefano Vukov’un WTA yasağının kaldırılması ve Rybakina ile yeniden çalışmaya başlaması, tenis dünyasında koç-oyuncu ilişkilerinin ne kadar karmaşık ve çok boyutlu olduğunu gözler önüne serdi. Bu olay; etik, psikolojik ve profesyonel sınırların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyarken, tenis camiasının bu konularda daha bilinçli ve duyarlı olması gerektiğini de bizlere göstermiş oldu.
Koçluk sadece teknik bilgi aktarımı değildir; aynı zamanda oyuncunun ruhsal, etik ve profesyonel gelişimini de kapsayan bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, tenis gibi rekabetin yüksek olduğu spor dallarında daha da kritik hale gelmektedir.
Spor Tahkim Mahkemesi (“Court of Arbitration for Sport”) (“Tribunal Arbitral du Sport”) veya bilinen adıyla ”CAS”; Sportif uyuşmazlıkları, spor yargılamasının kendine has özelliklerinin gerektirdiği yetkinlik kapsamında “tarafsızlık ve bağımsızlık” ilkelerini temel felsefe edinerek çözmek adına 1984 yılında İsviçre’de kurulmuştur.

Spor Tahkim Mahkemesi (CAS), Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) bünyesinden çıkan bir oluşum olma gibi bir handikapla kurulmasına rağmen çok geçmeden bir Tahkim Mahkemesi hüviyetine bürünmüştür.
Nitekim, FIFA (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği), çoğu ulusal ve uluslararası spor federasyonu kendi statülerinde bağlı organlarının vermiş olduğu kararların son mercii olarak CAS’ın denetimine tabi tutulduğunu açıkça belirtmiştir.
Futbol, Futsal ve Plaj Futbolu’nun dünya çapındaki en üst düzey yönetim organı olan FIFA; 11 Kasım 2002 itibariyle CAS’ın mutlak yetkisini tanımış 2004 yılı itibariyle de yürürlüğe koymuştur.
FIFA Statüsü’nün, CAS’ın yetkisine ilişkin 58.maddesi uyarınca, FIFA tarafından son mercii olarak alınan kararlara ve ayrıca konfederasyonlar, üyeler veya ligler tarafından alınan kararlara karşı; kararın tebliğinden itibaren 21 gün içinde CAS’a başvurulabilir. (FIFA Statüsü m.58/1)
Ancak oyun kurallarının ihlaline ilişkin kararlar, dopingle ilgili kararlar dışında 4 maça kadar (dört dahil) veya 3 ay için men kararları ile aleyhine bir federasyonun veya konfederasyonun olağan ve bağımsız bir hakem mahkemesi nezdinde başvuru yapılması mümkün olan kararları aleyhine CAS’a başvurulamaz. (FIFA Statüsü m.58/3)
Nitekim aynı branşların Avrupa’daki yöneticisi ve denetleyicisi olan UEFA da, Şampiyonlar Ligi Talimatı’nın ”Kabul kriterleri ve prosedürleri” başlıklı 4. maddesi ve Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) başlıklı 84.maddesinde; Şampiyonlar Ligi’nde oynanan maçlar açısından CAS’ın mutlak yetkisini onamış ve buna ilişkin hususlara yer vermiştir.
UEFA Statüsü’nün 61.maddesinde, UEFA ile federasyonlar, ligler, üyeler,oyuncular veya resmi görevliler arasındaki uyuşmazlıklar; federasyonlar, ligler,kulüpler ,oyuncular ve resmi görevliler arasındaki Avrupa boyutu olan uyuşmazlıklara karşı ilk derece mahkemesi olarak CAS’ın yetkili olduğu ve CAS’ın ancak UEFA’nın bir organının yetkisine girmeyen uyuşmazlıklar hakkında yetkili olduğu belirtilmiştir.
Statünün 62.maddesinde ise; ”UEFA’nın bir organı tarafından alınan her türlü karara karşı, temyiz mahkemesi olarak, diğer tüm mahkemeler ve hakem mahkemelerinin yetkisini ortadan kaldıracak şekilde,sadece CAS’a başvurulabileceği belirtilerek, temyiz mahkemesi olarak CAS’ın münhasır yetkisi kabul edilmiştir.
Buna karşılık, statünün 63.maddesine göre, CAS; oyun kuralları veya bir müsabakanın teknik uygulamaları gibi tamamen sportif nitelik arz eden bir kuralın uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklar, bir gerçek kişinin 2 maça kadar veya 1 ay müsabakadan men cezası aldığı kararlar ile bir federasyonun tüzüğü veya statüsünün uygulanmasından kaynaklanan ulusal boyutlu bir uyuşmazlıkta, tarafsız ve bağımsız bir hakem mahkemesi tarafından verilen bir hakem kararı aleyhine yapılan başvuruları karara bağlama yetkisine sahip değildir.
Bir federasyon nezdinde CAS’ın mutlak yetkisinin kabul edildiği durumlarda CAS; ilk derece mahkemesi olarak karar verirse, tüzükte öngörüldüğü takdirde bu karara karşı temyiz yargılamasını da CAS yapabilecektir.
CAS’ın vermiş olduğu kararlar nihai ve bağlayıcı nitelik taşımaktadır. Bu konuda 161 ülkenin taraf olduğu ”Tahkim Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Newyork Sözleşmesi’‘ geçerlidir.
Türkiye, bu sözleşmeyi uygun bulduğuna dair kanunu 1991 yılında çıkartmış, 1992 yılında da resmen kabul etmiştir.
Ancak Türkiye sözleşmeye iki çekince koymuştur, bunlar;
- “kararın bu sözleşmeye taraf bir ülkede verilmiş olması” (CAS’ın merkezi Lozan’da bulunduğu için İsviçre bu sözleşmeye tabii olarak taraftır.)
- “kararın Türk hukukuna göre ticari nitelikteki bir uyuşmazlığa ilişkin olması” şeklindedir.
Özellikle ”kararın Türk hukukuna göre ticari nitelikteki bir uyuşmazlığa ilişkin olması” biçimindeki ikinci çekince ile tanıma ve tenfizin kapsam alanı bir hayli daraltılmıştır.
Belirtilen çekinceler dolayısıyla bu hususta ülkemiz açısından yalnızca sponsorluk sözleşmeleri ve yayın sözleşmeleri gibi ”Ticari” nitelik arz eden spor uyuşmazlıkları ile ilgili CAS kararlarının tanınması ve tenfizine imkan tanınmıştır.
Tam da bu noktada sporun disipliner tarafı ve enternasyonal boyutu dikkate alındığında unutmamak lazımdır ki; CAS’ın diğer kararlarının da tanınması ve tenfizi önem arz etmektedir.
Nitekim, Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü’nün 64.maddesinde de, Spor Tahkim Mahkemesi’ne ilişkin birtakım düzenlemelere yer vermiştir.
Buna göre, FIFA VE UEFA statüleri uyarınca, kesin ve bağlayıcı bir FIFA veya UEFA kararına yönelik tüm itirazlar İsviçre/Lozan’da bulunan Spor Tahkim Mahkemesi(CAS) tarafından ele alınacaktır.
Ancak CAS; oyun kuralları ihlalleri, FIFA ve UEFA statülerinin ilgili hükümleri doğrultusundaki askıya almalar veya TFF’nin bağımsız ve usulüne uygun olarak oluşturduğu Tahkim Kurulu tarafından alınan kararlar aleyhindeki itirazlara bakamaz. (TFF Statüsü m.64/1)
TFF; kendisinin ve üyelerinin, futbolcuların, resmi görevlilerin, müsabaka organizatörleri ve futbolcu temsilcilerinin UEFA ve FIFA organları ile CAS tarafından alınan ve kesinleşen tüm kararlarına tam olarak uymasını sağlar. (TFF Statüsü m.64/2)
Zaman içerisinde sporcu ve spor kuruluşlarının sayısındaki fahiş artış, ulusal ve uluslararası müsabakaların sayısındaki artışı da beraberinde getirmiştir. Bu gelişime paralel olarak sporla ilgili uyuşmazlıklarda da artış gözlenmiş ve bu uyuşmazlıkların sporun kendi dinamiklerine uygun şekilde çözülmesini zorunlu kılmıştır.
Hakikaten özellikle uluslararası müsabakalarda ortaya çıkan ihtilafların bir an evvel çözülmesi müsabakaların kaderini direkt olarak etkileyecek niteliktedir. Lakin bu alanda faaliyet gösteren birçok kuruluşun bulunması ve bunların kararları ile uygulamaları arasında ortaya çıkan tutarsızlıklar bu alanda yeknesaklığın sağlanmasına yönelik ihtiyacı fazlasıyla artırmıştır. Bu ihtiyaca en uygun cevabı vermeyi haiz yargı mercii olan CAS, bu işi üstlenmiştir.
CAS, alternatif uyuşmazlık çözümü yöntemlerine de kapısını kapatmamışsa da özellikle tahkim vazifesinin sağladığı avantajlar ile gerçekten de ön plana çıkmıştır.
Spor Tahkim Mahkemesi, bugüne dek vermiş olduğu muhtelif kararlarla Spor Hukuku’ndan doğan uyuşmazlıkların ivediklikle ve adil bir biçimde çözülmesi görevini hakkıyla yerine getirmiştir.
Dolayısıyla, CAS’ın gerek ulusal gerekse uluslararası saygınlığını da göz önünde bulundurarak vermiş olduğu kararların icrası adına birtakım düzenlemelerin yapılmasının yanısıra, “Tahkim Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Newyork Sözleşmesi”’ne konulan ”Ticari” nitelik arz etme şartına ilişkin çekincede revizyon yapılması gerekmektedir. Bu şekilde; Spor Hukuku açısından eşsiz kaynakların ortaya çıkışı sağlanıp, bir nevi yerel bazlı içtihat oluşturulup ihtilafların daha hızlı şekilde çözülmesinin önü açılacağı gibi ülkemiz sporunun gelişimi ve tahkimin amacına uygunluğu açısından da bu düzenlemelerin yapılması önem arz etmektedir.