Tarih ve Efsaneler

Süleyman SEBA..

Ben spor tarihini değerlendirirken, yalnızca saha içi skorların ya da istatistiklerin değil; aynı zamanda sporun kurumsal gelişimini, kültürel etkilerini ve toplumsal dönüşümlerini de merkeze alırım. Özellikle Türk futbol tarihi üzerine düşündüğümde, yöneticilerin bu dönüşümde oynadığı rolün futbolcular kadar önemli olduğunu görürüm. Bu bağlamda, Süleyman SEBA, benim nazarımda yalnızca Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün (BJK) değil, aynı zamanda Türkiye’de spor yönetiminin en değerli simalarından biridir.

Bu çalışmada amacım Süleyman Seba’nın ; hayatını, başkanlık dönemini, sportif ve kurumsal başarılarını, etik liderlik anlayışını ve Beşiktaş ile Türk sporuna bıraktığı mirası ayrıntılı bir şekilde ele almaktır. Bunu yaparken yalnızca tarihsel verileri değil, kendi değerlendirmelerimi ve kanaatlerimi de kullanacağım. Dolayısıyla bu metin, akademik bir inceleme ile kişisel bir perspektifin birleşimi olacaktır.

Süleyman Seba 1926 yılında Sakarya’da dünyaya gelmiştir. Çocukluk yıllarına baktığımda, mütevazı bir aile ortamından gelen, genç yaşta sporla tanışan bir figür görüyorum. Futbol, o dönemde Türkiye’de hızla popülerleşen bir branştı ve Süleyman başkan da bu atmosferin bir parçası olarak büyümüş..

Genç yaşlarda futbola olan ilgisi, onu Beşiktaş altyapısına taşımış. Burada dikkat çekici olan nokta, Süleyman ağabeyin yalnızca bir sporcu olarak değil, aynı zamanda karakteriyle de kulübün içinde fark edilen bir genç olmasıdır. Beşiktaş’ın o yıllardaki sistemine hızla uyum sağlamış ve kısa sürede forma giymeye başlamıştır.

Futbolculuk dönemini incelerken, kariyerinin çok uzun sürmediğini görüyorum. Yaşadığı sakatlıklar ve dönemin koşulları, onun futbolculuk hayatını kısa kesmiş fakat; bana göre bu durum, ileride üstleneceği yöneticilik misyonunun önünü açmıştır çünkü; Süleyman başkan futbolu bıraksa da Beşiktaş’tan hiç kopmamış, kulübüne olan aidiyetini her daim korumuştur.

Bana göre burada dikkat çekilmesi gereken unsur, Süleyman başkanın kariyerinde erken yaşta yaşadığı bu kırılmanın, ilerideki liderliğine yansımasıdır çünkü ; futbolculuğun erken bitmesi, onu saha içinde değil, saha dışında Beşiktaş’a hizmet etmeye itmiştir. Ben bu noktada Süleyman başkanımızın hayatının, kişisel talihsizliklerin nasıl toplumsal bir misyona dönüştüğünün en güzel örneklerinden birini sunduğunu düşünüyorum.

İncelediğim kadarıyla Süleyman SEBA’nın başkanlığa giden yolu, bir anda gerçekleşmiş bir atama ya da tesadüf değil, uzun bir süreçtir. Futbolculuk dönemini geride bıraktıktan sonra , Beşiktaş camiasının içinde kalmaya devam etmiş ve çeşitli yönetim kademelerinde görev almıştır. Özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda Beşiktaş’ın farklı idari birimlerinde üstlendiği görevler, onun camia içindeki güvenilirliğini artırmıştır.

Ben burada dikkat çekici bir diğer hususun altını çizmek istiyorum: Süleyman başkan, Türk sporunda sıkça rastladığımız “sert, hırçın ve güç odaklı” yönetici profilinden oldukça farklıydı. O; sakin ve dengeli kişiliğiyle tanındı. Bu yönüyle hem kulüp içindeki diğer yöneticilerle hem de rakip kulüplerle olan ilişkilerinde daima yapıcı bir çizgide kaldı. Bana göre onun Beşiktaş camiasında başkanlığa en uygun kişi olarak görülmesinin sebebi yalnızca yönetim tecrübesi değil, aynı zamanda kişisel duruşu ve karakteriydi.

1984 yılında yapılan seçimde başkanlığa getirildiğinde, Türkiye futbolu zor bir süreçten geçiyordu. Ekonomik sorunlar, altyapı eksiklikleri, kurumsallaşma problemleri hemen her kulübün gündemindeydi. İşte tam da bu noktada büyük başkanın vizyonu, Beşiktaş için dönüştürücü bir güç haline geldi. Süleyman SEBA; Beşiktaş’ın başına yalnızca bir başkan olarak değil, adeta bir “rehber” olarak geçti.

Süleyman SEBA ’nın başkanlık dönemi, Beşiktaş tarihinin en parlak sportif başarılarının hayli önemli kısmına da sahne olmuştur. Benim gözümde bu dönem, yalnızca elde edilen kupalar açısından değil, aynı zamanda futbolun estetik ve taraftar belleği açısından da unutulmazdır.

Lig Şampiyonlukları

Seba’nın başkanlığı döneminde Beşiktaş, 7 Süper Lig şampiyonluğu kazanmıştır. Bunlar özellikle 1989–1992 arasındaki üst üste alınan şampiyonluklarla yakın döneme dek kulübün altın çağını simgeler. Benim en dikkat çekici bulduğum sezonlardan biri, 1991–1992 sezonudur; Beşiktaş o sezonu namağlup tamamlayarak Türk futbol tarihinde eşine az rastlanır bir başarıya imza atmıştır. Bana göre bu, yalnızca güçlü bir kadronun değil, aynı zamanda istikrarlı bir yönetim anlayışının sonucuydu.

Türkiye Kupası ve Diğer Kupalar

SEBA’nın yönetiminde Beşiktaş, 4 Türkiye Kupası kazanmıştır. Bunun yanı sıra 6 Cumhurbaşkanlığı Kupası da kulüp müzesine kazandırılmıştır. Ben bu kupaları değerlendirirken, onların yalnızca birer sportif ödül değil; Beşiktaş’ın Türk futbolundaki kalıcı gücünün göstergesi olduğunu düşünüyorum.

Avrupa Maceraları

Her ne kadar Beşiktaş’ın Avrupa’daki başarıları, Galatasaray ve Fenerbahçe kadar ses getirmemiş olsa da, Seba döneminde siyah-beyazlılar Avrupa kupalarında birçok önemli maça imza atmıştır. Özellikle güçlü rakipler karşısında alınan mücadeleci sonuçlar, Beşiktaş’ın yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa arenasında da adından söz ettirmesini sağlamıştır. SEBA’nın Avrupa’daki başarılara bakışının da realist olduğu aşikardır. O, kulübün gücünü aşan hedefler koymak yerine, istikrarlı bir şekilde ilerlemeyi tercih etmiştir.

Metin-Ali-Feyyaz (MAF) Üçlüsü

Süleyman SEBA’nın başkanlık döneminin sportif açıdan en önemli simgesi, hiç kuşkusuz “Metin-Ali-Feyyaz” üçlüsüdür. Bu üçlü, yalnızca Beşiktaş tarihinin değil, Türk futbol tarihinin de en üretken ve unutulmaz hücum hatlarından birini oluşturmuştur. Taraftar belleğinde “MAF” kısaltmasıyla anılan bu üçlü, SEBA’nın istikrarlı yönetimi altında gelişmiş ve Beşiktaş’ın yakın döneme dek altın çağının sembolü olmuştur.

Ben burada özellikle şunu düşünüyorum: Eğer SEBA başkan gibi sakin ve dengeli bir başkan olmasaydı, bu üçlünün uyumlu şekilde aynı takımda uzun süre kalması belki de mümkün olmayacaktı çünkü; futbolcuların saha içi uyumu kadar, kulüp yönetiminin yarattığı istikrar da bu başarıda belirleyici olmuştur.

Süleyman SEBA’nın Beşiktaş başkanlığındaki en ayırt edici özelliği, ”yönetim felsefesinin sadelik, dürüstlük ve uzun vadeli istikrar” üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Türk futbolunun 1980’li ve 1990’lı yıllarında kulüpler genellikle kısa vadeli sportif başarı uğruna mali disiplini göz ardı ederken, SEBA bunun tam tersine bir çizgi izlemiştir. Onun yaklaşımında, Beşiktaş’ın geleceği ve kurumsal kimliği, günübirlik zaferlerden çok daha değerliydi.

Kulüp tarihinde ilk kez kurumsallaşma kavramı bu denli güçlü biçimde gündeme gelmiştir. Süleyman başkan, Beşiktaş’ın yalnızca bir futbol kulübü değil, kültürel ve sosyal sorumluluk sahibi bir kurum olması gerektiğini savunmuştur. Nitekim Beşiktaş dernekleri, taraftar grupları ve amatör branşlar, onun döneminde yeniden güçlenmiş ve kulübün “halkla bütünleşme” vizyonu derinleşmiştir. Hakeza çArşı vizyonu da temelini bu odaktan almıştır.

Altyapı ve Sporcu Yetiştirme Politikaları

Süleyman SEBA, altyapıdan yetişen futbolcuların kulübün kimliğini koruyacağına inanıyordu. Bu nedenle, altyapıya yapılan yatırımlar onun başkanlığı boyunca artış göstermiştir. Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünün (MAF) ortaya çıkışı da bu politikaların somut bir meyvesi olarak değerlendirilebilir. SEBA, transfer politikalarında ise kulübü ekonomik krizlere sürükleyecek yüksek maliyetli anlaşmalardan kaçınmış, mümkün olduğunca genç ve yerli oyunculara şans tanımıştır.

Bununla birlikte yalnızca futbol değil; basketbol, voleybol ve atletizm gibi branşlara da destek verilmiş, Beşiktaş çok branşlı bir spor kulübü olarak kimliğini güçlendirmiştir. Bu yaklaşım, onun “Beşiktaş yalnızca bir futbol takımı değildir” anlayışının bir yansımasıdır.

“Beşiktaş şampiyon olsun, maç kazansın, kupa kaldırsın diye tutulmaz. Beşiktaşlılık bir değerler manzumesidir. Dürüstlüktür. Ahlaklı olmaktır. İyi insan olmaktır. Bir insan falanca fitbolcuyu, filanca başkanı sevdiğinden değil, takım sürekli şampiyon olduğu için hiç değil öncelikle ve esasen bu değerlere inandığı için Beşiktaşlı olur.”

-Süleyman SEBA.

Taraftar ile İlişkiler ve Beşiktaş Kültürünün Yeniden Tanımı

Süleyman SEBA’nın en önemli başarılarından biri de, Beşiktaş taraftarı ile kurduğu bağdır. Yönetimsel otoritesine rağmen; hiçbir zaman kulüp üyelerinden ve taraftarlardan kopmamış; onların güvenini kazanmış, eleştirilere karşı açık davranmıştır. Taraftarların “dürüst başkan” nitelemesi de tam bu noktada anlam kazanmaktadır.

SEBA, Beşiktaş kültürünü yeniden tanımlamış ve bu kültürü “efendilik”, “dürüstlük” ve “mütevazılık” ilkeleri üzerine inşa etmiştir. Onun döneminde Beşiktaş taraftarı, yalnızca sportif başarılarla değil, aynı zamanda kulübün onurlu duruşuyla da gururlanmıştır. Bu, kulübün kimliğini Galatasaray ve Fenerbahçe’den ayıran temel bir unsur olmuştur.

Türk futbolunda 1980 sonrası dönemde siyaset ile sporun ilişkisi giderek güçlenmiş, kulüpler çoğu zaman siyasal iktidarların etkisi altında kalmıştır. Ancak Süleyman SEBA, bu noktada tarafsız ve mesafeli bir tavır sergileyerek kulübün bağımsızlığını korumaya özen göstermiştir. Elbette bu tavrı, zaman zaman siyasi desteğin azalmasına yol açmıştır; fakat uzun vadede Beşiktaş’ın ”siyasi baskılardan uzak, kendi kimliğiyle ayakta kalabilen bir kulüp” olmasını sağlamıştır.

Süleyman SEBA’nın Türk Futboluna Bıraktığı Miras

Süleyman SEBA’nın başkanlığı, yalnızca Beşiktaş için değil, Türk futbolu için de örnek alınması gereken bir modeldir. Onun “temiz yönetim” anlayışı, bugün hâlâ özlemle anılmaktadır. Sporculara yaklaşımı, altyapıya verdiği önem, mali disiplini ve kurumsallaşmaya yönelik adımları, günümüzde birçok kulüp için ideal bir model niteliği taşımaktadır.

Onun ardından gelen başkanların dahi, “SEBA dönemi”ni bir referans noktası olarak göstermeleri, bıraktığı mirasın büyüklüğünü ortaya koymaktadır. 2014 yılında vefatının ardından, yalnızca Beşiktaş camiası değil, tüm spor kamuoyu derin bir üzüntü yaşamış; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dahi taziye konuşmaları yapılmıştır.

Ezcümle;

Süleyman başkan, Beşiktaş tarihinin tartışmasız en önemli figürlerinden biri olmakla birlikte, Türk futbolunda da dürüstlük ve efendiliğin sembolüdür.

Onun hayatı ve başkanlık dönemi, sporun yalnızca sahada oynanan bir oyun olmadığını; aynı zamanda bir ahlak, kültür ve sorumluluk meselesi olduğunu göstermektedir.

Bugün Beşiktaş taraftarları için “Süleyman SEBA ruhu”, kulübün varlığını sürdürmesinde en önemli ilham kaynaklarından biri olmaya devam etmektedir.

Süleyman başkanın adı, yalnızca bir stadın kapısında ya da bir cadde tabelasında değil; Beşiktaş’ın kültüründe, taraftarın dilinde ve Türk futbolunun vicdanında yaşamaktadır.

Ben, Süleyman SEBA’ nın hayatını ve Beşiktaş’a kattıklarını inceledikçe yalnızca bir spor yöneticisinin değil, bir dönemin ahlaki pusulasının da izlerini görüyorum.

Bugünün futbol dünyasında maddi hesapların, kısa vadeli başarıların ve çıkar ilişkilerinin öne geçtiği bir zeminde, SEBA ’nın bıraktığı miras bana her defasında bir ilke hatırlatıyor: kulüpler yalnızca skor tablolarından ibaret değildir, toplumsal değerleri inşa eden kültürel kurumlardır. Onun kişiliğinde gördüğüm tevazu, nezaket ve vefa; aslında bir kulüp başkanının nasıl aynı zamanda bir toplum önderi olabileceğinin göstergesidir. Süleyman SEBA, Beşiktaşlı olmanın yalnızca bir futbol sevgisi değil, aynı zamanda bir duruş, bir yaşam biçimi olduğunun canlı kanıtıdır. Bugün geriye baktığımda, Süleyman başkanın adının sadece Beşiktaş için değil, Türk spor kültürü için de onurla anılmasının en büyük nedeni, bizlere hatırlattığı şu basit ama güçlü hakikattir:

‘Başarı geçici olabilir, ama karakter kalıcıdır..’

KIYMETLİ BAŞKANA MEKTUP;

Saygıdeğer Süleyman Başkanım,

Adınızı andığımda içimde tarifsiz bir saygı ve minnet uyanıyor. Siz sadece Beşiktaş’ın değil, aynı zamanda Türk sporunun da en büyük değerlerinden birisiniz.

Duruşunuz, asaletiniz, beyefendiliğiniz bize her zaman örnek oldu olmaya da devam edecek. Futbolun sadece sahada değil, gönüllerde de kazanıldığını senden öğrendik.

Başkanım, senin yolundan yürüyen herkes adaletin, samimiyetin ve vefanın kıymetini bilir. Bugün aramızda olmasan da miras bıraktığın değerler hâlâ yaşıyor ve bize yol gösteriyor. Senin adını anmak, senin izinden gitmek en büyük gururumuz.

Ruhun şad olsun, Allah gani gani rahmet eylesin..