Bir sistem felaketinin daha tanığı..

Zeren Ertaş…

Henüz 22 yaşında, üniversite öğrencisi ve hayatının başındaydı ancak; Aydın Efeler’deki Güzelhisar KYK Kız Öğrenci Yurdu’nda düşen bir asansör, onun yaşamını trajik bir biçimde sonlandırdı. Bu ölüm, basit bir “kaza” olarak nitelendirilemez; önlenebilirdi ve yaşananlar sistemin ihmalleriyle doğrudan bağlantılıydı.

Asansör uzun süre arızalıydı. Öğrenciler defalarca uyarılarda bulundu, riskleri dile getirdi ve şikayet dilekçeleri sundu ancak; sorumlular ve ilgili kurumlar gerekli önlemleri almadı. Arızaların takip edilmemesi, önlemlerin zamanında uygulanmaması ve kurumlar arası koordinasyon eksikliği, trajedinin temel nedenlerini oluşturdu.

Güzelhisar Yurdu’nda önleyici tedbirlerin yetersizliği ve denetim mekanizmalarının fiilen çalışmaması, sadece teknik bir aksaklık değil; ilgili tüm kurumların sorumluluk yükümlülüğünü yerine getirmediğinin de göstergesidir.

Zeren’in ölümü, yalnızca ailesini değil, tüm toplumu derinden sarstı.

Sosyal medya paylaşımları, haber yorumları ve öğrencilerin eylemleri, yaşananlara verilen tepkilerin genişliğini ortaya koydu.

“Ölmek değil, barınmak istiyoruz” sloganları, sadece Zeren’in ölümüne bir tepki değil; kamusal sorumluluk ve denetim eksikliklerine karşı yükseltilen bir haykırıştı.

Toplumsal farkındalık; elbette gençlerle sınırlı kalmadı. Aileler, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları ve gazeteciler olaya dikkat çekerek devlet ve kurumların sorumluluklarını sorguladı. Bu kolektif farkındalık, kamusal vicdanın harekete geçtiğini gösterdi ancak; vicdanın uyanması tek başına yeterli değildi; kurumlar çoğu zaman bu tepkilere kulak asmıyor ve önlem almıyordu. Bu durum, sistematik reform ve caydırıcı yaptırımların gerekliliğini ortaya koyuyor.

Zeren’in ölümü, toplumsal vicdanın canlılığını ve gençlerin güvenliği konusundaki duyarlılığı ortaya koydu ancak; bu vicdan, devlet ve kurumlar harekete geçmediği sürece yalnızca bir uyarı niteliğinde kalıyor. Kamusal sorumluluk, toplumsal tepkinin ötesine geçmeli ve ihmaller zincirini kıracak somut adımlar atılmalıdır.

Zeren Ertaş’ın ölümünün ardından başlayan adli süreç, hem hayal kırıklığı hem de öfke yarattı. Olayın sorumluları, gerektiği şekilde cezalandırılmadı; hukuki mekanizmalar, kurumsal ihmalleri yeterince ele alamadı. Mahkeme kararları ve soruşturma raporları, sistemin teknik ihmaller ve kurumsal sorumsuzluk karşısında yeterince sert olmadığını ortaya koydu. Bu durum, yalnızca teknik ihmallerin değil, aynı zamanda hukuki boşlukların da ölümle birleştiğini gösterdi.

Sorumlulukların net şekilde belirlenmemesi dikkat çeken bir başka husustu.

KYK yönetimi, asansör bakım firması ve denetim birimleri arasında görev paylaşımı belirsizdi. Bu belirsizlik, adli süreçte de kendini gösterdi; “kim hangi sorumluluğu taşıyor?” sorusu çoğu zaman formalite tartışmalarından öteye geçmedi.

Hukuki mekanizmalar, kurumsal ihmaller karşısında caydırıcı olamadı ve bu da toplum vicdanında ciddi bir boşluk yarattı.

Aileler açısından süreç, adil yargılama beklentisinin karşılanmadığını ortaya koydu. Zeren’in ailesi, gerçek sorumluların hesap vermesini beklerken, karşılaştıkları prosedürel adımlar çoğu zaman formalite ile sınırlı kaldı.

Gecikmeler ve prosedürsel formaliteler, toplum vicdanını da zedeledi.

İnsanlar “sorumlular cezasını alacak mı?” sorusuna yanıt aradı ancak; ne yazık ki tatmin edici bir cevap bulamadı.

Bu durum, adli süreçlerin yalnızca hukuki prosedürler olarak işlediğini, önleyici tedbirler ve caydırıcı yaptırımlar olmadan ihmallerin ölümle sonuçlanabileceğini gösteriyor. Zeren’in ölümü, teknik, kurumsal ve hukuki eksikliklerin birleşiminin doğrudan bir sonucu olarak hafızalara kazındı.

Zeren Ertaş’ın trajedisinden çıkarılacak ders çok net: benzer olayların tekrar yaşanmaması için acil ve somut reformlar şart. Önleyici tedbirlerin sistematik olarak uygulanması gerekiyor. Asansörler ve diğer teknik ekipmanların bakımı formaliteden çıkarılmalı; gerçek ve etkin denetimler yapılmalı. Yurtlarda güvenlik, kağıt üzerindeki raporlarla değil, sahadaki uygulamalarla sağlanmalı.

Denetim mekanizmalarının bağımsız ve hesap verebilir olması kritik önemde. KYK ve ilgili sorumlu bakanlıklar, denetimlerde daha şeffaf ve etkin olmalı; sorumlular net biçimde tanımlanmalı ve ihlallerin üstü örtülmemeli. Sorumlulukların belirsizliği, ölümle sonuçlanabilecek boşluklar yaratıyor; bu boşlukların tekrarına izin verilmemeli..

Adli süreçlerde caydırıcı ve net yaptırımların uygulanması zorunlu. Sorumluların beraat etmesi veya hafif cezalar alması, benzer ihmallerin önünü açıyor. Hukuki mekanizmalar, yalnızca formalite olarak değil, gerçek bir caydırıcılık sağlayacak şekilde işletilmeli.

Toplumsal farkındalık ve gençlerin kendi güvenliklerini savunma hakkı desteklenmeli. Öğrencilerin taleplerinin dikkate alınması, kurumsal sorumlulukların güçlenmesine katkı sağlar. Devlet ve ilgili kurumlar; sistematik bir sorumluluk kültürü geliştirmeli; ihmallerin önlenmesi ve gençlerin güvenliğinin sağlanması, formal prosedürlerden ziyade gerçek uygulamalarla mümkün olmalıdır.

Bu reformlar derhal hayata geçirilmezse, daha çok Zeren’ler kaybederiz..

Gençlerin güvenliği, formal prosedürlerin ötesinde bir öncelik haline getirilmeli, denetimler caydırıcı olmalı ve sorumlular hesap vermelidir.

Zeren’in kaybı, sistemin; kırılganlığının ve sorumsuzluğun en acı kanıtıdır.

Toplumsal vicdan, Zeren’in ölümü üzerinden harekete geçti. İnsanlar tepki gösterdi, öfkesini dile getirdi ve sorumluların hesap vermesini talep etti ancak; vicdanın uyanması tek başına yeterli değil; sistemin kendini yenilemesi ve kurumsal sorumluluk kültürünün güçlendirilmesi zorunludur. Aksi takdirde benzer ölümler tekrarlanabilir ve gençler aynı risklerle karşı karşıya kalmaya devam eder.

Bu trajedi, önleyici tedbirlerin uygulanmadığında, denetimlerin formaliteye indirgenip sorumluların hesap vermediğinde neler yaşanabileceğini gösteriyor.

Devlet ve kurumlar, gençlerin güvenliğini sağlamak için somut adımlar atmazsa, Zeren’in ölümü boşuna gitmiş olacak. Denetimler caydırıcı olmalı, sorumluluklar net olmalı ve ihmallerin tekrarı önlenmelidir.

Zeren’in kaybı, sistemin kırılganlığının ve sorumsuzluğun en acı hatırlatıcısıdır. Formal prosedürler ve raporlar hayat kurtarmıyor; sadece trajediyi belgelemekle sınırlı kalıyor. Bu nedenle, devletin ve kurumların sistematik bir sorumluluk kültürü geliştirmesi ve gençlerin güvenliğini sahada sağlaması şarttır.

Gençlerin güvenliği, sadece sözde güvenlik önlemleriyle değil, gerçek uygulamalarla sağlanmalıdır. Kurumlar ve devlet, sorumluluklarını yerine getirmediği sürece, benzer trajediler tekrar yaşanacaktır. Zeren’in kaybı, bir hayatın ötesinde, sistemin ihmalleriyle gençlerin hayatını riske atmasının somut göstergesidir ve bu sorumluluğun takipçisi olunmalıdır..

Zeren… Senin kaybın beni gerçekten çok üzdü. Allah’tan rahmet diliyorum, mekanın cennet olsun. Keşke orada olmasaydın, keşke bu sistem,bizler seni koruyabilseydik..


Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın