Manjani v. Arnavutluk AİHM Kararı

Manjani v. Arnavutluk kararı

Olayların Özeti

Manjani ve Arnavutluk davası, başvurucunun çocuk yaşta işlediği bir suçtan dolayı daha sonra hukuken rehabilite edilmiş olmasına rağmen, bu geçmiş mahkûmiyetin gerekçe gösterilerek savcılık mesleğine giriş için gerekli olan eğitim programına kabul edilmemesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ilişkindir.

Başvurucu Shiqiri Manjani, 1991 doğumlu bir Arnavut vatandaşıdır. Başvurucu 2006 yılında henüz 15 yaşındayken bir hırsızlık suçundan mahkûm edilmiş ve sekiz ay hapis cezasına çarptırılmıştır ancak; mahkeme suçun düşük sosyal tehlike düzeyi, başvurucunun yaşı ve suçtan doğan zararın telafi edilmiş olması gibi nedenlerle cezanın infazını ertelemiştir. Başvurucu ilerleyen yıllarda Arnavutluk Ceza Kanunu uyarınca rehabilite edilmiş ve hukuken sabıkasız sayılmıştır.

Başvurucu 2020 yılında savcı olmak amacıyla Arnavutluk’ta hâkim ve savcı adaylarının yetiştirildiği Magistrates School’a kabul için başvuruda bulunmuştur. Başvurucu giriş sınavını başarıyla geçmiş olmasına rağmen, Yüksek Savcılık Konseyi başvurucunun çocukken işlediği hırsızlık suçunu gerekçe göstererek başvurucunun programa kabul edilmemesine karar vermiştir.

Başvurucu bu karara karşı iç hukuk yollarına başvurmuş ancak hem idari yargı mercileri hem de yüksek mahkeme başvurucunun talebini reddetmiştir. Ulusal mahkemeler, hâkim ve savcıların yüksek etik standartlara sahip olması gerektiğini ve bu nedenle geçmişteki mahkûmiyetin rehabilitasyonla ortadan kalkmış olsa bile dikkate alınabileceğini belirtmiştir.

Başvurucu daha sonra Anayasa Mahkemesine başvurmuş ancak bu başvurusu da reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurarak AİHS madde 8 kapsamındaki özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.


Mahkemenin Hukuki İncelemesi

AİHS Madde 8’in Uygulanabilirliği

Mahkeme ilk olarak başvurunun AİHS madde 8 kapsamında incelenip incelenemeyeceğini değerlendirmiştir.

Mahkeme içtihadına göre özel hayat kavramı yalnızca kişinin mahrem alanını değil aynı zamanda mesleki hayatını ve bireyin toplumsal kimliğini oluşturma sürecini de kapsayabilmektedir. Bu yaklaşım özellikle şu davalarda ortaya konulmuştur:

  • Denisov v. Ukraine
  • Sidabras and Džiautas v. Lithuania
  • Bigaeva v. Greece

Mahkemeye göre başvurucunun savcı olabilmek için gerekli olan eğitim programına kabul edilmemesi yalnızca bir mesleki tercih meselesi değildir; aynı zamanda başvurucunun toplumsal kimliğini şekillendirme ve mesleki ilişkiler kurma imkânını doğrudan etkileyen bir durumdur.

Ayrıca söz konusu yasak mutlak ve kalıcı nitelikte olduğundan başvurucunun kariyer planını köklü şekilde değiştirmiştir. Bu nedenle Mahkeme, başvurunun özel hayat kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir.


Müdahalenin Meşruluğu

Müdahalenin Hukuki Dayanağı

Mahkeme, müdahalenin Arnavutluk hukukunda Status of Judges and Prosecutors Act kapsamında yer alan düzenlemeye dayandığını kabul etmiştir. Bu nedenle müdahalenin hukuki bir dayanağı bulunduğu kabul edilmiştir.

Ancak Mahkeme söz konusu düzenlemenin rehabilitasyonun etkisi konusunda yeterince açık olmadığını ve iç hukukta belirsizlik bulunduğunu da vurgulamıştır.


Meşru Amaç

Arnavutluk makamları söz konusu yasağın aşağıdaki amaçları taşıdığını ileri sürmüştür:

  • Yargı sisteminin güvenilirliğini korumak
  • Kamu güvenini sağlamak
  • Kamu görevlerinin dürüstlüğünü güvence altına almak

Mahkeme bu gerekçelerin AİHS madde 8/2 kapsamında meşru amaç oluşturduğunu kabul etmiştir.


Orantılılık ve demokratik toplumda gereklilik

Mahkemenin değerlendirmesinde en önemli nokta müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.

Mahkeme özellikle şu unsurlara dikkat çekmiştir:

Suçun işlendiği yaş

Başvurucu suçu işlediğinde 15 yaşındadır. Mahkeme çocukların davranışlarının yetişkinlerle aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bu noktada Mahkeme özellikle şu içtihada atıf yapmıştır:

  • Maslov v. Austria

Bu karara göre çocuk yaşta işlenen suçların sonuçları bireyin hayatı boyunca sürecek şekilde yorumlanmamalıdır.


Rehabilitasyon ilkesi

Mahkeme ceza hukukunda rehabilitasyonun temel bir ilke olduğunu belirtmiştir. Rehabilitasyonun amacı bireyin topluma yeniden kazandırılmasıdır.

Mahkeme şu görüşü vurgulamıştır:

Rehabilitasyon, insan onurunu merkeze alan bir hukuk düzeninin temel unsurlarından biridir.

Bu nedenle rehabilite edilmiş bir mahkûmiyetin kişinin tüm yaşamı boyunca mesleki fırsatlarını engellemesi kabul edilemez.


Suçun niteliği

Mahkeme başvurucunun işlediği suçun:

  • şiddet içermediğini
  • zararının giderildiğini
  • düşük sosyal tehlike düzeyine sahip olduğunu

belirtmiştir.


Zaman faktörü

Suç ile başvurucunun meslek başvurusu arasında 14 yıl geçmiştir. Bu süre zarfında başvurucu:

  • hukuk eğitimi almış
  • avukatlık yapmış
  • savcılık bünyesinde adli kolluk görevlisi olarak çalışmıştır.

Mahkemeye göre bu durum başvurucunun topluma uyum sağladığını göstermektedir.


5. Bireysel değerlendirme yapılmaması

Mahkemenin en önemli eleştirilerinden biri ulusal makamların başvurucu hakkında bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmamış olmasıdır.

Mahkemeye göre ulusal makamlar:

  • suçun işlendiği yaşı
  • başvurucunun sonraki davranışlarını
  • rehabilitasyon durumunu
  • zamanın geçmesini

yeterince dikkate almamıştır.

Bu nedenle alınan karar otomatik bir yasak niteliği taşımaktadır.


Mahkemenin sonucu

Mahkeme şu sonuca ulaşmıştır:

  • Başvurucunun savcı olma yolunun tamamen kapatılması orantısızdır.
  • Ulusal makamlar yeterli bireysel değerlendirme yapmamıştır.
  • Bu nedenle AİHS madde 8 ihlal edilmiştir.

Mahkeme başvurucuya 4.500 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.


6. Kararın İnsan Hakları Hukuku Açısından Önemi

Bu karar özellikle üç önemli ilke açısından dikkat çekmektedir.

Çocuk suçluluğu ve yeniden topluma kazandırma

Mahkeme çocukların işlediği suçların bireyin hayatını kalıcı biçimde belirlememesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bu yaklaşım aynı zamanda şu uluslararası belgelerle uyumludur:

  • Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi
  • Avrupa Konseyi çocuk suçluluğu politikaları

Mahkeme bu kararında bir kez daha mesleki kariyerin bireyin özel hayatının bir parçası olduğunu teyit etmiştir.

Bu yaklaşım modern AİHM içtihadının önemli bir gelişimidir.


Otomatik yasakların insan haklarına aykırılığı

Mahkeme kamu görevlerine erişim konusunda otomatik ve mutlak yasakların insan hakları açısından sorunlu olduğunu vurgulamıştır.

Devletler bu tür durumlarda mutlaka bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmak zorundadır.


Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin özellikle çocuk suçluluğu ve rehabilitasyon ilkesi konusundaki yaklaşımını açık biçimde ortaya koymaktadır. Mahkeme, bir bireyin çocukluk döneminde işlediği ve daha sonra hukuken ortadan kaldırılmış bir suç nedeniyle hayatının ilerleyen dönemlerinde ciddi mesleki sınırlamalarla karşılaşmasının insan hakları hukukuyla bağdaşmadığını açıkça ifade etmiştir. Bu yaklaşım, modern ceza hukukunun temel amaçlarından biri olan yeniden topluma kazandırma ilkesini desteklemektedir.

Somut olayda Arnavutluk makamlarının başvurucu hakkında otomatik bir yasak uyguladığı ve bireysel koşulları yeterince değerlendirmediği görülmektedir. Özellikle suçun işlendiği yaş, suçun niteliği, aradan geçen uzun süre ve başvurucunun sonraki mesleki gelişimi gibi unsurların dikkate alınmaması, kararın orantılılık ilkesine aykırı olmasına yol açmıştır. Mahkemenin bu noktada çocuk suçluluğu konusunda uluslararası hukukta benimsenen rehabilitasyon ve sosyal entegrasyon ilkelerini vurgulaması dikkat çekicidir.

Bunun yanında karar, kamu görevlerine erişim konusunda devletlerin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını da göstermektedir. Her ne kadar devletler yargı sisteminin güvenilirliğini korumak amacıyla belirli etik ve mesleki standartlar koyabilse de, bu standartların bireylerin temel haklarını ölçüsüz şekilde sınırlamaması gerekmektedir. Dolayısıyla Mahkemenin bu kararı, hem çocuk adaleti hem de mesleki hayatın özel hayat kapsamında korunması bakımından Avrupa insan hakları hukukunda önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Sonuç olarak, Manjani v. Albania kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çocuk yaşta işlenen suçlar, rehabilitasyon ilkesi ve mesleki hayata erişim arasındaki hassas dengeyi nasıl kurduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Kanaatimce Mahkeme, bireyin çocukluk dönemindeki bir mahkûmiyetinin, özellikle de hukuken rehabilite edilmiş bir mahkûmiyetin, kişinin yaşamı boyunca mesleki fırsatlarını otomatik ve mutlak biçimde sınırlamasının insan hakları hukukuyla bağdaşmadığını isabetli bir şekilde vurgulamıştır. Bu karar aynı zamanda devletlerin kamu görevlerine erişim konusunda belirli etik standartlar koyma yetkisini tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte, bu yetkinin mutlaka bireyselleştirilmiş bir değerlendirme ve orantılılık ilkesi çerçevesinde kullanılması gerektiğini göstermektedir. Bu yönüyle karar, hem çocuk suçluluğu alanındaki rehabilitasyon yaklaşımını güçlendiren hem de mesleki hayatın özel hayatın bir parçası olarak korunmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadını pekiştiren önemli bir karar niteliği taşımaktadır.


Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın