İzmir.. Elektrik akımı(ihmaller) faciası..

Sistemik ihmaller ve ”denetim eksiklikleri”

İzmir’de yaşanan hepimizin hafızalarına kazınan elektrik akımı faciası, salt “talihsiz bir kaza” değildir; uzun yıllardır süregelen sistemik ihmallerin ve denetim boşluklarının doğrudan bir sonucudur. Altyapı hatlarının yetersizliği, açıkta bırakılmış kablolar ve yüzeye yakın elektrik tesisleri, denetim mekanizmalarının ne kadar etkisiz olduğunu gözler önüne seriyor.

Bu olay, kamu denetim sisteminin sadece formaliteye indirgenmiş bir yapı olduğunu ortaya koyuyor. Kurumlar rapor tutuyor, inceleme yapıyor; ama riskleri önleyici bir yaklaşım sergilemiyor. Su birikintisine basan iki insanın hayatını kaybetmesine yol açan elektrik kabloları, yıllar boyunca gözlemlenmiş ama; çözülmemiş bir sorundu.

İhmaller zinciri öyle uzun ki, geçmişteki şikayetler, yerel basında haber olmuş uyarılar, hatta küçük hayvan ölümleri dahi sonuç vermemiş.

Pekii denetim mekanizmaları neden başarısız oldu ?

  • Birincisi, denetimlerin çoğu zaman belge ve evrak üzerinden yürütülmesi.
  • Teknik sorunlar tespit edilse bile fiilen uygulanacak önlemler alınmaması.
  • Sorumluluk alanlarının net olarak tanımlanmaması. Kamu kurumları, özel yükleniciler ve belediye birimleri arasında net bir yetki çizgisi yok. Bu da.., ihmali sıradanlaştırıyor ve sorumluluğu somutlaştıracağı yerde bulanıklaştırıyor.
  • Denetim ve gözetim süreçlerinin periyodik olmaması. Riskler sadece olay olduktan sonra fark ediliyor, yani önleyici kültür yok denecek kadar zayıf.

Bu sistemik eksiklikler sadece iki canın kaybına yol açmakla kalmıyor; aynı zamanda topluma verilen mesajı da bozuyor. “Kamu güvenliği sağlanamaz” algısı, bireylerde çaresizlik duygusu yaratıyor. Kurumlar, vatandaşın yaşam hakkını korumaktan uzak, sadece mevzuat ve prosedürleri yerine getirmekle yetinen bir yapı sergiliyor.

Eğer bu denetim sistemleri proaktif ve etkili bir biçimde işlemiş olsaydı, kabloların yüzeye yakın bırakılması, su birikintilerinin drenajının sağlanmaması ve uyarı levhalarının eksikliği gibi ihlaller önceden tespit edilip giderilebilirdi ancak; yıllardır süregelen formaliteler ve görev bilincinin eksikliği, iki insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı.

Bu bir “kaza” değil; ihmalin ve sistemsel boşlukların yaratığı bir ölümdür.

Bu nedenle yapılacak eleştiriler sadece teknik bir hata üzerinden değil, kurumsal ve sistemik sorumluluk eksiklikleri üzerinden yapılmalıdır.

Kurumsal sorumluluk ve bürokratik savunmalar..

İzmir’deki bu facia, bireysel ihmallerden çok daha fazlasını açığa çıkarıyor:

Kamu kurumları ve özel sektör arasındaki koordinasyon eksikliği, sorumluluk bilincinin yokluğu ve bürokratik savunmalar zinciri

bu trajediyi doğrudan besleyen faktörler diyebilirim tek kalemde..

Olayda bazı sorumlular ceza alırken, bir kısmı beraat etti. Bu durum sadece adli sürecin karmaşıklığıyla açıklanamaz. Burada esas mesele, kurumsal sorumluluğun dağıtılamaması ve bulanıklaştırılmasıdır. Kurumlar, birbirini suçlamayı ve yetki boşluğuna sığınmayı alışkanlık hâline getirmiştir. Bu yaklaşım, kamusal hizmetin doğrudan hayat kurtarması gereken alanlarda ciddi sonuçlar doğurur.

Bürokratik savunmaların (ölümle) imtihanı..

Kamu kurumları genellikle “biz sorumluluk sahibi değiliz” söylemine sığınıyor.

Özel yükleniciler ise “talimat doğrultusunda çalıştık” diyerek sorumluluktan kaçıyor.

Bu tür savunmalar, teknik olarak haklı olabilir; ama etik ve vicdani açıdan kabul edilemezdir. İki insanın hayatını kaybettiği bir olayda, “yapılması gerekeni yaptık” demek, ölümlerin ve ihlallerin üzerini örtmeye çalışmak anlamına gelir.

Kurumsal sorumluluk, sadece rapor doldurmak veya sözleşme şartlarını yerine getirmekle sınırlı değildir. Hayat kurtarmak ve riskleri önlemek de asli görevdir. İzmir’deki bu olay, kurumsal sorumluluğun ne yazık ki çoğu zaman sadece kağıt üzerinde var olduğunu göstermiştir.

Koordinasyon eksikliği ve yetki karmaşası..

Devlet kurumları, belediye birimleri ve özel yükleniciler arasındaki koordinasyon eksikliği, öngörülebilir risklerin giderilmesini engelliyor.

Kabloların yüzeye yakın bırakılması, su birikintilerinin giderilmemesi, uyarı levhalarının eksikliği gibi durumlar, yetki karmaşasının doğrudan bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Bu eksiklik, kamu vicdanını da yaralıyor. İnsanlar, devletin ve kurumların kendi güvenliklerini sağlamak için etkin bir biçimde hareket etmediğini gördükçe, güven duygusu zayıflıyor. “Beni korumakla yükümlü olan devlet, formaliteyle yetiniyor” algısı, toplumda öfke ve güvensizlik yaratıyor.

Önleyici tedbirlerin yetersizliği(kimi zaman yokluğu)

Bu facianın temel nedenlerinden biri; altyapı ve güvenlik önlemlerinde önleyici tedbirlerin sistematik olarak eksik olmasıdır.

Açıkta bırakılmış elektrik kabloları, su birikintileri ve yetersiz uyarı levhaları, kurumların sadece olay olduktan sonra müdahale ettiğinin en somut göstergesidir. Peki neler yapılabilirdi ?

1. Altyapı ve Tesis Kontrolleri

Elektrik ve altyapı sistemlerinde yapılacak periyodik kontroller, ölümleri önleyebilecek en temel uygulamalardan biridir ancak; Türkiye’de birçok kamu ve özel sektör tesisi, sadece evrak ve rapor üzerinden yürüyen bir denetim mekanizmasına sahiptir.

İzmir’deki olay, bu kontrol boşluğunun dramatik bir örneğidir.

Kablolar yüzeye yakın bırakılmış, yağmurla birlikte su birikintisi oluşmuş ve hiçbir önlem alınmamıştır. Eğer düzenli saha kontrolleri ve risk analizleri gerçek anlamda yapılmış olsaydı, bu ölümlerin önüne geçilebilirdi.

2. Su birikintileri konusunda; İzolasyon Eksiklikleri

Su birikintilerinin altyapıya zarar vermemesi, izolasyon ve drenaj sistemlerinin işlevsel olması gerekir ancak; İzmir’deki trajedide, su birikintisinin elektrik kablolarıyla birleşmesi ölümcül bir risk haline gelmiştir.

Bu durum, önleyici tedbirlerin yetersizliğini ve ihmali adeta gözler önüne serdi.

3. ”Uyarı Levhası” ve Görsel İşaretler

Kamusal alanlarda risklerin erken fark edilmesi için uyarı levhaları hayati önem taşır. Olay yerinde yeterli uyarı veya geçici güvenlik önlemi de alınmamıştır.

Bu, vatandaşın hayatının açıkça ikinci plana atıldığını ve güvenlik kültürünün eksikliğini açıkça ortaya koymuştur.

4. Risk Yönetimi Kültürünün Eksikliği

Önleyici tedbirlerin eksikliği sadece teknik veya prosedürel bir sorun değildir; aynı zamanda risk yönetimi kültürünün eksikliğini gösterir. Kurumlar, proaktif değil reaktif davranmakta, olay olduktan sonra tedbir almakla yetinmektedir.

Bu yaklaşım, vatandaşların güvenliğini doğrudan tehlikeye atar ve sistemin sürdürülemezliğini ortaya koyar.

Ve kaçınılmaz son;

Önleyici tedbirlerin yokluğu, sistemik ihmallerin bir başka yüzüdür. İzmir faciasında olduğu gibi, sadece formaliteye dayalı kontroller ve sahada uygulanmayan önlemler, ölüm ve yaralanmaları kaçınılmaz kılar. Önleyici tedbirlerin etkinliği ve sahadaki uygulanabilirliği, kurumsal sorumluluk kadar önemlidir.

Kamu ve özel sektör, sadece rapor ve protokol ile yetinemez; her riskin fiilen gözlemlenmesi ve giderilmesi zorunludur.

Bu yapı kurulmadığı sürece, ölümler ve ihmaller zinciri ne yazık ki devam edecektir.

Toplumsal Vicdan” ve ihmaller zinciri..

İzmir faciası sadece teknik veya idari bir sorun değildir; aynı zamanda toplumsal vicdanın sınandığı bir olaydır. İki insanın ölümüne yol açan ihmaller zinciri, sadece kurumsal hataların değil, toplumun ve devletin güvenlik ve sorumluluk algısındaki boşlukların da bir sonucudur.

İnsan hayatının değeri ile formaliteler arasındaki Çatışma

Kamusal alanlarda güvenliği sağlamak, sadece mevzuat ve prosedürleri takip etmekle sınırlı olamaz ancak; Türkiye’de birçok kurum, vatandaşın hayatını korumak yerine formalitelere ve evrak işlerine odaklanmaktadır. İzmir’deki olay, tam da bu çarpık önceliğin bir sonucudur: Kablosu açıkta kalmış elektrik hattı ve su birikintisi, kurumların hayat kurtarmaya yönelik proaktif yaklaşımının yokluğunu ortaya koyuyor.

İki insanın ölümü, sistemin göz göre göre ihmaller zincirini sürdürdüğünü kanıtlamaktadır. Eğer devlet ve kurumlar gerçekten vatandaş odaklı çalışsaydı, bu ölüm önlenebilir bir trajedi olarak tarihe geçerdi.

“Kaza” Söyleminin Toplumsal Vicdanı Körleştirmesi

Devlet ve kurumlar sıklıkla ihmaller karşısında “bu bir kaza” söylemine sığınır. Oysa kaza diye adlandırılan olayların çoğu önlenebilir ihmaller zincirinin sonucudur. İzmir faciasında da aynı mantık işledi: Yetkililer ve kurumlar, sorumluluklarını kabullenmek yerine, ölümleri bir “talihsizlik” olarak meşrulaştırmaya çalıştı.

Bu yaklaşım, toplumsal vicdanı körelten, vatandaşın güvenini zayıflatan ciddi bir sorundur. İnsanlar, güvenliklerinin sağlanmadığını gördükçe devletin görev bilincine olan inançlarını kaybeder. Bu da, kamusal güvenlik algısının ve toplumsal düzenin çökmesine yol açar.

İhmaller Zincirinin Topluma Yansımaları

İzmir’deki ölüm zinciri, yalnızca kurumsal ve teknik hataları değil, toplumsal ihmallerin de bir yansımasıdır:

  • İnsanlar kendilerini koruyacak bir mekanizma olmadığını fark ediyor.
  • Toplumun güven duygusu erozyona uğruyor.
  • Vatandaşlar, kamusal alanlarda yaşam hakkının güvence altında olmadığını deneyimliyor.

İki canın kaybı, sadece bireysel bir trajedi değil, toplumun kolektif güvenlik ve sorumluluk refleksinin eksikliğinin sembolüdür.

Toplumsal Bilinç ve Kamu Görevlilerinin Sorumluluk Algısı

Toplumun güvenlik bilinci ile kamu görevlilerinin sorumluluk anlayışı arasında ciddi bir uyumsuzluk vardır. Kamu görevlileri formalitelerle yetinirken, toplum önleyici tedbirlerin uygulanmasını bekler. Bu boşluk, ölümlere ve ihmallere zemin hazırlar.

Toplumsal vicdanın sarsılmasının nedeni de budur: İnsanlar, devletin ve kurumların görevlerini yerine getirmediğini gözlemler. Bu gözlem, toplumun kamusal denetim ve güvenlik sistemine olan inancını zayıflatır.

İzmir faciası, sistemin, kurumsal sorumluluğun ve toplumun vicdanının bir arada sınandığı bir olgudur. İhmaller zinciri, bireysel hatalarla sınırlı değildir; toplumun güvenliğini korumakla yükümlü kurumların sistematik eksikliklerinin bir sonucudur.

Eğer toplumsal vicdan harekete geçirilmez, kamu görevlilerinin sorumluluk bilinci artırılmaz ve önleyici tedbirler sahada uygulanmazsa, benzer trajediler tekrar ve tekrar yaşanacaktır.

Peki yapılması gerekenler nedir derseniz..;

1. Denetim Sisteminin radikal bir biçimde yenilenmesi

Denetim mekanizmaları, formalitelerden ve evrak işlerinden öteye geçmelidir.

Gerçek anlamda sahada uygulanacak ve hayat kurtaracak bir denetim kültürü oluşturulmalıdır:

  • Tüm elektrik ve altyapı tesisleri, periyodik ve bağımsız denetimlere tabi tutulmalı.
  • Denetim raporları sadece kağıt üzerinde kalmamalı; eksiklikler hemen giderilmeli ve takip edilmelidir.
  • Denetim sistemleri, risk önceliklendirmesi yaparak kritik noktaları sürekli izlemelidir.

2. Kamu ve Özel Sektör sorumluluklarının netleştirilmesi elzemdir(Yetki karmaşası, sorumluluk devrinin önüne geçilmelidir)

Kurumsal sorumluluk, belirsizlikten arındırılmalıdır:

  • Kamu kurumları, belediye birimleri ve özel yükleniciler arasındaki yetki ve sorumluluk çizgisi açık ve ölçülebilir olmalıdır.
  • Sorumluluk bulanıklaştığında, ihmal ve ihmalkarlık artar; ölümler kaçınılmaz olur.
  • Kurumlar, sorumluluklarını fiilen yerine getirmekle yükümlü tutulmalı, bürokratik savunmalar geçerli sayılmamalıdır.

3. Önleyici tedbirlerin sahada uygulanması gerekmektedir.

Önleyici tedbirler sadece kağıt üzerinde değil, sahada uygulanmalıdır:

  • Elektrik ve altyapı hatları güvenli bir şekilde döşenmeli, su birikintileri ve izolasyon sorunları önceden giderilmelidir.
  • Uyarı levhaları, riskli alanları açık biçimde belirtmeli ve vatandaşın güvenliği için aktif bir bilgilendirme sistemi kurulmalıdır.
  • Risk yönetimi kültürü, kurumların rutin işleyişinin bir parçası hâline gelmelidir.

4. Caydırıcı ceza ve yaptırımların tesisi

İhmallerin ve sorumluluk kaçırmalarının devam etmesini engellemek için caydırıcı cezalar şarttır:

  • Kurumsal ihmallerde yönetici ve sorumluların sorumluluğu net bir şekilde kanuna bağlanmalıdır.
  • Ceza ve idari yaptırımlar, sadece formalite için değil, hayatı koruyacak şekilde uygulanmalıdır.
  • Hukuki boşluklar kapatılmalı, her ölüm ve ihmal için hesap sorulabilirlik sağlanmalıdır.

5. Toplumsal Bilinç ve Eğitim

Önlemlerin sahada uygulanması kadar, toplumun bilinçlendirilmesi de kritik önemdedir:

  • Vatandaşlar, kamusal alanlarda riskleri fark edebilmeli ve güvenlik konusunda bilinçlendirilmelidir.
  • Kamu görevlileri ve özel sektör çalışanları, risk yönetimi ve ihmal önleme kültürü üzerine sürekli eğitilmelidir.
  • Bu eğitimler, sadece teknik bilgi değil, vicdani ve etik sorumluluk boyutunu da kapsamalıdır.

İzmir faciası, sadece teknik bir ihmal veya kurumsal zaaf değil; geleceğimizin teminatı olan gençlerin ve toplumun güvenliği açısından büyük bir uyarıdır. İki canın hayatını kaybetmesi, ihmaller zincirinin sonuçlarını dramatik biçimde ortaya koyarken, aynı zamanda toplumun her bireyinin yaşam hakkının ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne sermektedir.


Sistemsel ihmaller, kurumsal sorumsuzluklar ve hukuki boşluklar;

yalnızca bireysel trajediler yaratmakla kalmaz;

gelecek nesillerin ”güvenlik algısını ve toplumsal vicdanı” da zedeler.

Bu nedenle, kamu ve özel sektör, önleyici tedbirleri etkin biçimde uygulamak, sorumluluklarını somutlaştırmak ve toplumu bilinçlendirmek zorundadır.

Aksi hâlde, ölümler ve ihmaller zinciri sürecek, vicdan ve güvenlik her geçen gün biraz daha aşınacaktır.

Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı diliyor; benzer acıların bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum..


Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın