Enes’in haberiyle karşılaştığımda, ilk hissettiğim; şaşkınlık ve sessizlik oldu. Ekrandaki cümleler kısa, haberin kendisi ise; çook ağır ve sarsıcıydı. Bunun bir başkasının hayatında yaşanan bir kırılma olduğunu biliyorum ama aynı zamanda bunun toplumsal bir yankısı da var; düşüncelerimin içinde hem kişisel bir üzüntü hem de toplumsal bir sorgulama duyusu var..
Düşünüyorum.. Çoğu zaman bu tür olaylar sadece bir “haber” olarak tüketiliyor, ama; işin içinde en temelinde kendi halinde yaşayan bir insanın bütün bir sistem içerisinde karmaşıklığı ve çaresizliği var. İnsan zihni, kendi deneyimleri ve gözlemleri üzerinden böyle bir trajediyi anlamaya çalışıyor; ben de öyle yapıyorum.
Kendi kafamda, haberin yüzeyindeki detaylar ile arka plandaki olası sosyal ve psikolojik faktörleri ayırmaya çalışıyorum. Bu bir tür sessizlik ve düşünme süreci: niye böyle oldu, hangi sistemsel boşluklar buna zemin hazırladı, bireysel sorumluluk ve toplumsal sorumluluk arasındaki çizgi nerede başlıyor? Benim için, bu soruları sormak ilk adım.
Bu tür bir haber, sadece bir bireyin trajedisi olarak kalmıyor; aynı zamanda toplumun ruh hâline dair ipuçları da veriyor. İnsanlar; çevrelerinde gördükleri baskıyı, yalnızlığı, iletişimsizlik ve sosyal destek eksikliğini çoğu zaman fark etmiyor. Enes’in ölümü, bu eksikliklerin görünür hâle gelmesine neden olmuştu.
Bana göre, medya ve sosyal medya üzerinden verilen tepkiler, bazen gerçek duyguların yerini alıyor. Yani insanlar üzüntülerini, kınamalarını veya empati çabalarını ekranlar aracılığıyla ifade ediyor; ancak gerçek bağ ve yardım çoğu zaman yüzeysel kalıyor.
Bu noktada bir farkındalık oluşuyor zihnimde: bu trajediler, toplumsal ruh hâlimizin kırılganlığını gösteriyor ve bana göre daha ciddi bir şekilde ele alınmalı.
Bu olayın “gençler üzerinde örnek olma” boyutu da var. İnsanlar, başkalarının yaşadığı acıları kendi hayatlarına yansıtırken bir an durup düşünmeli. Enes’in yaşadıkları bana sadece bireysel bir kayıp olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarı olarak da görünüyor.
Olayın bireysel boyutuna baktığımda, düşündüğüm ilk şey, yalnızlık ve zihinsel yüklerin insan psikolojisini nasıl etkilediği oluyor. Enes’in yaşadığı süreç, belli ki bir dizi içsel çatışmanın ve dışsal baskının içiçe girerek bir araya gelmesinden oluşuyor. İnsanlar; çoğu zaman kendi içinde bir denge kurmaya çalışır; bazen bunu başarabilir bazen başaramaz ve kırılma noktası sessizce geliverir..
Benim gözlemim, genç bireylerin sosyal çevreleri ve iletişim biçimlerinin bu kırılma üzerinde doğrudan etkili olduğu yönünde. Bazen aile, okul veya iş çevresi yeterince destekleyici olmuyor, bazen arkadaş çevresi anlamlı bir güven duygusu sağlayamıyor. Bu bana, sistemin ve toplumun psikolojik destek mekanizmalarını güçlendirmesi gerektiğini düşündürüyor.
Medya ve sosyal normlar da bu dinamikleri etkiliyor. İnsanların sosyal medyada gördüğü “mükemmel hayat” paylaşımları, kendi sıkıntılarını daha görünür ve ağır hissettirebiliyor. Bu durum, bireysel kırılganlıkla birleşince, bazı gençlerin zihinsel yükünü artırıyor.
Enes’in yaşadığı trajediyi anlamaya çalışırken eğitim ve sosyal destek sistemlerini göz ardı edemeyiz. Bana göre, gençlerin zihinsel sağlıkları üzerinde etkili olacak yapılar yeterince güçlü değil. Okullarda veya üniversitelerde psikolojik destek mekanizmaları var gibi görünse de, gerçek kullanım oranları ve etkinliği ne yazık ki halen hayli sınırlı.
Birçok gencin, yaşadığı sorunları paylaşacak güvenli bir alan bulamadığı aşikar. Öğretmenler, danışmanlar veya mentorlar çoğu zaman yüzeysel destek sunuyor; oysa derin ve anlamlı iletişim gereklidir. Bu bana, sistemin hem bireysel hem de toplumsal olarak daha proaktif olması gerektiğini düşündürüyor.
Aynı zamanda , ailelerin ve çevrenin farkındalığı da kritik öneme sahip. Gençlerin; duygusal ve psikolojik durumlarını anlamak, göz ardı etmemek, küçük sinyalleri erken fark etmek çok önemli. Bazen insanlar, “henüz büyüyor, geçer” gibi yaklaşımlarla meseleleri küçümsüyor; bu yaklaşımın tehlikeli olabileceğini söylemem gerekiyor.
Bu nedenle, eğitim kurumları ve aileler arasında daha güçlü bir iş birliği olmalı, gençlerin yalnız hissetmesini önleyecek pratik çözümler geliştirilmeli.
Enes’in hayatına dair izlenimlerimi dijital alan üzerinden de değerlendirdiğimde, sosyal medyanın ve dijital dünyanın gençlerin zihinsel sağlığı üzerindeki rolü dikkat çekiyor. Sosyal medya, görünürlük ve onay ihtiyacını yoğunlaştırıyor; bireyler kendi değerlerini sürekli başkalarının ölçütlerine göre biçimlendirmek zorunda kalıyor. Bu durum, özellikle kırılgan bireylerde kendine güven kaybına ve izolasyona yol açabiliyor.
Dijital platformlarda yayılan yanlış bilgiler, kıyaslama kültürü ve hızlı tüketilen içerikler, gençlerin duygusal dengelerini sarsıyor. Tartışmalar çoğu zaman agresifleşiyor, hoşgörü azalmış bir ortam oluşuyor ve bazı gruplar tarafından manipülasyon kolaylaşıyor. Bu bağlamda sosyal medya yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kırılma noktalarını tetikleyen bir mecra hâline geliyor.
Toplumda bazı gençlerin üzerindeki baskının görünmeyen boyutlarını incelediğimde, cemaatler ve tarikatlar üzerinden yürütülen sosyal kontrol mekanizmaları öne çıkıyor. Zorunlu aidiyet, kabul görme kaygısı ve itaat kültürü, bireyin kendi içsel dünyasını bastırmasına sebep oluyor. Bu tür yapıların etkisi altında, gençler özgürce karar alamıyor, kendi düşüncelerini ifade etmekte güçlük çekiyor.
Buna ek olarak, siyasi erk tarafından desteklenen veya göz yumulduğu hissi yaratılan yapılar, gençlerin kırılganlığını artırıyor. Bazı durumlarda, devletin sağladığı sosyal ve eğitimsel mekanizmalar yetersiz kaldığında, cemaat ve tarikatlar gençlerin hayatına yön verebilecek en görünür otorite hâline geliyor. Bu da bireysel özerklik ve güven duygusunu ciddi şekilde zedeliyor. Enes’in kendi videosundan da bunu rahatlıkla anlayabiliyoruz zaten..
Siyasi erkin rolü, bu tür trajedilerin önlenmesinde doğrudan etkili. Politikaların, eğitim ve sağlık sistemlerinin etkinliğini artırması, gençlerin destek mekanizmalarına erişimini kolaylaştırması gerekiyor ancak; gerçek hayatta, politikaların çoğu zaman seçim hesapları ve ideolojik amaçlar doğrultusunda şekillendiğini görmek mümkün. Bu durum, toplumsal kırılganlıkları derinleştiriyor ve gençlerin güven ortamını zayıflatıyor.
Siyasi erkin sorumluluğu sadece yasa yapmakla sınırlı değil; aynı zamanda toplumsal farkındalık yaratmak, kaynakları adil dağıtmak ve gençlerin ruhsal sağlığına öncelik vermek de gerekli. Bu sorumluluk yerine getirilmediğinde, trajediler kaçınılmaz hâle geliyor ve Enes gibi gençlerin hayatları kayboluyor.
Enes’in yaşadıkları, bireysel sorumluluk ile toplumsal sorumluluk arasındaki çizgiyi netleştiriyor. Bireyler kendi çevrelerinde farkındalık yaratmak, arkadaşlarına ve ailelerine dikkat etmek, küçük sinyalleri gözden kaçırmamakla yükümlü ancak; tek başına bireyler bu yükü taşıyamayabiliyor; ki bu çok doğal.. Toplumsal sistemler ve kurumlar da sorumluluklarını yerine getirmeli..
Acil müdahale ve psikolojik destek mekanizmalarının yetersizliği, gençlerin yalnız hissetmesine yol açıyor. Eğitim kurumlarının, sağlık sisteminin ve yerel yönetimlerin gençlerin ruhsal sağlığı için daha proaktif adımlar atması gerekiyor. Aynı zamanda toplumun, gençlerin zor dönemlerini küçümsememesi, onlara yargılayıcı değil destekleyici bir yaklaşım sunması hayati önem taşıyor.
Toplumun her katmanı, medyadan aileye, eğitimden siyasete kadar, bu sorumluluğu paylaşmak zorunda. Enes’in kaybı, bu zincirin herhangi bir halkasında eksiklik olmasının ne kadar yıkıcı olabileceğini gözler önüne seriyor. Bu nedenle önlem almak, sadece acıyı azaltmak değil, hayat kurtarmak anlamına geliyor.
Yaşanan trajedilerden ders çıkarmak, gelecekte benzer kayıpları önlemenin en etkili yolu. Gençlerin sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını doğru şekilde görebilecek yapılar oluşturmak gerekiyor. Eğitim sisteminde, ailelerde ve yerel yönetimlerde farkındalık programları geliştirilebilir; dijital dünyada ise doğru rehberlik ve bilinçlendirme çalışmaları şart.
Aynı zamanda cemaat ve tarikatlar gibi kapalı yapılar, gençlerin kendi düşüncelerini geliştirmelerini engelleyen mekanizmalar hâline geldiğinde, toplumun ve devletin denetleyici ve düzenleyici rolünü yerine getirmesi gerekiyor. Gençlerin özgür düşünceye erişimi sağlanmalı, baskı altında kalmaları engellenmeli. Siyasi erk, bu bağlamda sadece yasal çerçeveyi çizmekle kalmamalı; uygulamanın etkinliğini de sağlamalı. Enes Kara’nın intiharı, sadece bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda sistemik eksikliklerin ve denetim zaaflarının sonuçlarını da gösteriyor. Yurtta yaşanan sıkıntılar ve denetim eksiklikleri, bu trajedinin zeminini hazırlayan önemli faktörler arasında.
Yurtlar, öğrencilerin barınma ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Ancak bazı yurtlarda denetim mekanizmaları yetersiz; öğrencilerin hem fiziksel hem de psikolojik güvenliği risk altında. Denetimler çoğu zaman formaliteye indirgeniyor; rutin kontroller yapılmasına rağmen öğrencilerin yaşadığı gerçek sorunlar göz ardı ediliyor. Bu durum, özellikle stres, yalnızlık veya baskı altında olan öğrenciler için dayanılmaz bir hal alabiliyor.
Enes özelinde, yurtta yaşadığı ortamın, çevresel ve psikolojik destek eksikliklerinin intihar kararında etkili olduğu görülüyor. Denetim mekanizmalarının sadece evrak ve prosedür odaklı olması, öğrencilerin bireysel sorunlarının gözlemlenmesini ve müdahale edilmesini engelliyor. Bir yurtta öğrencilerin ruh sağlığına dair düzenli, proaktif kontrollerin yapılmaması, sadece bireysel trajedilere değil, sistemik sorunların sürmesine de yol açıyor.
Yurtta görevli kişiler ve yöneticilerin sorumluluk bilinci de kritik. Görevli personel yeterince eğitimli olsaydı, öğrencilerin davranışlarındaki veya ruh hallerindeki değişiklikleri fark edebilir ve müdahale edebilirdi ancak çoğu zaman, denetimler sadece idari yükümlülükler üzerinden yürütülüyor ve öğrencinin yaşadığı gerçek sıkıntılar görülmüyor.
İlgili kurumlar, yurt denetimlerini sadece formalite üzerinden yapmak yerine öğrencilerin psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını da kapsayacak şekilde yeniden yapılandırmalı. Proaktif, sürekli ve kapsamlı bir denetim sistemi bu tür trajedilerin önüne geçebilir.
Benzer şekilde, medyanın yaklaşımı da kritik. Haberlerin sorumluluk bilinciyle sunulması, gençlerin kırılgan psikolojisini daha fazla zorlamadan bilinçlendirme ve farkındalık yaratma yönünde kullanılabilir.
Enes Kara’nın hayatına ve kaybına dair tüm gözlemlerimi bir araya getirdiğimde, olayın sadece bireysel bir trajedi olmadığını, aynı zamanda toplumsal, yapısal ve kültürel bir yansıması olduğunu görmek mümkün. Eğitim sisteminin yetersizliği, sosyal destek ağlarının eksikliği, dijital dünyanın baskısı, cemaat ve tarikatların müdahaleci yapıları ve siyasi erkin ihmali; tüm bunlar bir araya geldiğinde gençlerin kırılganlığını derinleştiriyor.
Toplum olarak, bu tür trajediler karşısında sessiz kalamayız. Her bir genç, sadece aileleri için değil, toplumun tamamı için değerli. Önlemler alınmalı, farkındalık yaratılmalı ve gençlerin yalnız hissetmesini önleyecek mekanizmalar güçlendirilmelidir.
Enes’ın kaybı, sadece üzüntü verici değil, aynı zamanda bir uyarı olarak kalacak; sistemlerimizi, toplumsal sorumluluklarımızı ve gençlerin yaşam alanlarını sorgulamamız gerektiğini hatırlatacak. Anısı, daha iyi bir toplum ve daha güçlü destek mekanizmaları oluşturmak için bir motivasyon kaynağı olmalı..
Son olarak güzel kardeşim Enes’e Allah’dan rahmet diliyorum..
Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
