Çorlu; Tren Katliamı..

2018 Temmuz’unda Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde yaşanan tren kazası, hepimizin hâlâ unutamadığı olaylardan biri.. İstanbul’dan Edirne’ye giden yolcu treni raydan çıktı, 25 canımızı kaybettik, 300’den fazla kişi de yaralandı. Bu kaza, sadece teknik bir ‘kaza’ olarak görülmemeli; süreçlerin yönetimi, sorumluluk dağılımı ve hukuki takip açısından da önemli dersler içeriyor.

Geçmişte yaşadığımız Pamukova ve Kütahya kazaları gibi, Çorlu da aslında önlenebilir bir trajediydi. Ray altyapısı, sinyalizasyon sistemleri ve bakım süreçlerindeki eksiklikler, kazayı kaçınılmaz hâle getirdi diyebiliriz. Ben burada olayı sadece “ne oldu” diye anlatmayacağım; teknik, hukuki, kurumsal ve toplumsal boyutlarını adım adım ele alacağız.

Kazanın Kronolojisi ve İlk Müdahale

Tren Sarılar Mahallesi mevkıine yaklaşırken raydan çıktı ve vagonlar birbirine girdi. Yolcuların ne yazık ki bazıları olay yerinde hayatını kaybetti. Acil durum ekipleri olay yerine hızlıca geldi, yaralılar çevredeki hastanelere sevk edildi, ama süreci gözlemlediğimizde bazı aksaklıklar olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin, bölgedeki altyapı ve acil durum hazırlıkları yeterince etkili değildi.

İlk raporlar, kazanın teknik ve operasyonel hatalardan kaynaklandığını açıkça ortaya koydu. Medya ve sosyal medya ise olayın hızlı şekilde yayılmasını ve toplumun tepkisini görünür kılmasını sağladı.

Geçiyoruz olayın ”Teknik Analiz”ine..

Ray ve Sinyalizasyon

Bilirkişi raporlarına göre; raylarda bakım eksiklikleri vardı. Bazı ray yatakları ve traversler zayıftı. Sinyalizasyon sistemi de gerektiği gibi çalışmıyordu. Açıkçası, TCDD’nin altyapı denetimlerinin eksikliği, kazayı önleme şansını ciddi şekilde düşürmüş.

Tren hızı ve operasyonel bağıl faktörler

Bilirkişi raporunda olay anında trenin hızının hattın izin verdiği seviyeyi aştığı belirtiliyor. Makinistlerin karar alma süreçleri ve hız kontrolü de belli ki kazada etkili olmuş. Eğer hız uyarı sistemleri daha etkili çalışsaydı ve bakım eksiklikleri olmasaydı, bu kaza önlenebilirmiş.

Denetim ve Bakım Süreçleri

Periyodik bakım raporlarına baktığımızda, denetimlerin yetersiz olduğunu görebiliyoruz. TCDD’nin bakım planlamasında eksiklikler, kazanın gerçekleşmesinde doğrudan etkili olmuş. Uluslararası demiryolu standartlarıyla kıyasladığımızda, bu eksiklikler çok daha net ortaya çıkıyor.

Kurumsal ve Siyasi Açılar

Demiryolu kazaları yalnızca teknik sorunlarla açıklanamaz; altyapı yönetimi ve kurumsal süreçler de önemli rol oynar. TCDD’nin bazı altyapı yatırımlarını zamanında yapmadığını, bakım ve denetim süreçlerini aksattığını görebiliyoruz.

Özelleştirme ve kamu-özel sektör iş birliği, sorumlulukların dağılımını karmaşık hâle getirmiş. Bu durum; kriz anında müdahale süresini uzatmış ve sonuçları ağırlaştırmış. Kriz yönetimi ve iletişim stratejilerinde de eksiklikler olduğu açık; kazanın ardından sürecin hızlı ve şeffaf yönetilememesi; tabii olarak toplumsal tepkinin kar topu gibi büyümesine de yol açtı.

Gelelim olayın hukuki boyutunu incelemeye..

Ceza Hukuku

Kazaya yol açan ihmaller; Türk Ceza Kanunu kapsamında “taksirle ölüme ve yaralanmaya sebep olma” hükümlerine giriyor.

Soruşturma sürecinde makinistlerin ve hattın bakımından sorumlu personelin ihmalleri ayrı ayrı değerlendiriliyor ancak; hukuki süreçlerin yavaş ilerlemesi de ne yazık ki mağdurlar açısından ek travmalar ek mağduriyetler yaratıyor.

İdari Sorumluluk/İdari Ceza

Ulaştırma Bakanlığı ve bağlı kurumların denetim görevleri açıkça tanımlı fakat; bazı denetimlerin eksik veya yetersiz yapılmış olması, idari sorumluluk ihlali olarak karşımıza çıkıyor.

Kurumların, bakım ve güvenlik denetimlerini etkili biçimde yerine getirmediğini görmek de mümkün.

Tazminat ve Maddi Haklar

Kazadan etkilenen yolcular ve ölenlerin yakınları, Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde maddi ve manevi tazminat haklarını kullanabilir. Burada kurumların sorumluluk bilinci ve hukuki süreçleri hızlı ve adil yürütmesi hayli önemli. Ne yazık ki, süreçler yavaş ilerledi ve mağdurlar hak ettikleri desteğe ulaşmakta bu zamana dek zorlandı.

Bu arada.. Pek tabii ki;

Avrupa Demiryolu Ajansı (ERA) ve Uluslararası Demiryolu Birliği (UIC) standartları, bakım ve güvenlik süreçlerini denetler. Türkiye’deki uygulamalarda bazı eksiklikler var ve kazadan çıkarılacak dersler bu standartlarla uyumu artırmak yönünde olmalı.

Yine;

Kaza sonrası halkın güven algısı ciddi biçimde sarsıldı. Toplu taşımaya dair kaygılar arttı. Medya ve sosyal medya, olayın görünürlüğünü artırarak toplumsal farkındalığı yükseltti. Sivil toplum kuruluşları ve mağdurlar, hukuki süreçleri takip ederek, kazadan çıkarılacak derslerin uygulanması için çalıştı.

Toplumsal farkındalığın artırılması ve güvenli ulaşım bilincinin geliştirilmesi hâlâ çok önemli..

Çorlu tren kazası, sadece teknik bir arıza veya bakım eksikliği meselesi değil; aynı zamanda altyapı yönetimi ve ulaşım politikalarının bir sonucu olarak karşımızda duruyor.

Ray altyapısındaki eksiklikler, sinyalizasyon hataları ve trenin hız kontrolündeki ihmaller kazayı doğrudan tetikledi ancak; teknik sorunların ötesinde, TCDD ve ilgili kurumların yatırım planlaması, bakım programları ve kriz yönetimi süreçlerindeki yetersizlikler, kazanın sonuçlarını ne yazık ki bir hayli ağırlaştırdı.

Siyasi açıdan bakıldığında, demiryolu altyapısına yapılan yatırımların yetersiz, plansız veya önceliksiz olması, uzun vadeli güvenlik ve denetim mekanizmalarının zayıflamasına yol açtı. Kamu-özel sektör iş birliklerinde sorumluluk dağılımının net olmaması, yönetimde şeffaflık eksikliği ve kriz iletişiminin yavaşlığı, toplumsal güveni sarsan bir diğer unsur oldu. Bu noktada kazayı sadece teknik bir sorun olarak görmek eksik kalır kanısındayım zira; altyapı politikaları ve siyasi kararların ihmali, kazanın kaçınılmazlığını da ne yazık ki artırmış durumda..

Hukuki açıdan ise; süreçler, hem ceza hem idari sorumluluk boyutunda önemli dersler içeriyor. Soruşturmaların şeffaf, hızlı ve adil yürütülmesi ve mağdurların haklarının korunması, hukukun uygulanabilirliğini ve toplumsal güveni doğrudan etkiliyor. Uluslararası standartlara uyumun artırılması da benzer kazaların önlenmesinde kritik bir önlem.

Medya ve sivil toplum, hak takibi ve bilinçlendirme açısından süreci görünür kıldı ancak; kazanın yarattığı travma, yalnızca teknik eksikliklerin değil, politik ve yönetimsel ihmallerin de bir sonucu olarak değerlendirilmeli.

Özetle;

Çorlu tren kazası bize şunu gösteriyor:

Altyapı yatırımları, bakım süreçleri, kriz yönetimi ve hukuki mekanizmalar birbiriyle bağlantılıdır ve siyasi önceliklerle doğrudan şekillenir. Bu alanlarda eksiklikler bir araya geldiğinde, önlenebilir bir trajedi büyük bir felakete dönüşebiliyor.

Gelecekte benzer olayların yaşanmaması için sadece teknik iyileştirmeler değil; politik kararların şeffaflığı, yatırım planlamalarının önceliklendirilmesi, kurumsal hesap verebilirlik ve toplumsal farkındalık birlikte güçlendirilmelidir.

Kısacası; katliamdan çıkarılacak ders, hem geçmişin muhasebesi hem de geleceğin güvenliği için bir uyarıdır.

Çorlu tren kazası, teknik, hukuki ve kurumsal boyutlarıyla bize çok şey öğretiyor.

Hem altyapı yönetiminde hem kriz yönetiminde hem de hukuki süreçlerde yapılacak iyileştirmeler, benzer trajedilerin önüne geçebilir.

Kazanın ardından Mısra annemizin biricik evladı olan Oğuz Arda SEL ve kaybettiğimiz canlarımızı anmadan geçemem..

Her biri ailelerinin, arkadaşlarının ve bizlerin yüreğinde derin bir boşluk bıraktı.

Bu acı, hiçbir teknik veya hukuki analizle silinemez; ancak onları anmak, hatırlamak ve haklarını savunmak, bizlere görev olarak düşüyor.

Hayatlarını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet; yakınlarına ve sevenlerine sabır diliyorum …


Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın