Günlerden kömür karası..
13 Mayıs 2014 tarihinde Türkiye, tarihinin en büyük iş cinayetlerinden biriyle sarsıldı. Manisa ilinin Soma ilçesinde faaliyet gösteren Soma Kömür İşletmeleri’ne ait maden ocağında yaşanan faciada 301 işçi hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı ve onlarca aile derin bir acı yaşadı. Bu trajik olay, sadece Türkiye’nin madencilik tarihine kapkara bir leke değildi. Aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının yetersizliği, denetim eksiklikleri ve çalışma kültürü açısından da ciddi bir dönüm noktası oldu.
Soma Kömür Havzası, ülkemizin en eski kömür havzalarından biri olup, yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi bulunmaktadır. Havzada, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu’na bağlı olarak kömür üretim faaliyetlerini sürdüren Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesi, 1939 yılından 1978 yılına kadar Garp Linyitleri İşletmesi Müessesesi bünyesinde işletme müdürlüğü statüsünde ve 1978 yılından sonra 1995 yılına kadar müessese müdürlüğü statüsü ile faaliyetlerini sürdürmüştür.
Daha sonra ise sırasıyla; bölge müdürlüğü, işletme müdürlüğü ve son olarak da Nisan 2004’de yeniden müessese müdürlüğü tüzel kişiliği verilerek faaliyetlerine devam etmektedir. İşletmenin merkezi Soma’da olup, Manisa’ya 90 km mesafededir.
İşletmenin, Manisa İli Soma İlçesi sınırları içinde yer alan ve alt ısıl değeri 2.080-3.150 kcal/kg arasında değişen toplam 704 milyon ton linyit rezervi bulunmaktadır. İşletmede, açık ocak ve yeraltı üretim yöntemleri kullanılmaktadır. 2013 yılında açık ocak işletmeciliği yöntemiyle 2,9 milyon ton, yeraltı işletmecilik yöntemiyle ise 11,7 milyon ton tuvönan kömür üretimi gerçekleştirilmiştir.
İşletmenin açık ocak üretim çalışmalarında ekskavatör ve ağır kamyon gibi büyük kapasiteli iş makinaları kullanılmaktadır. İşletme, 1034 MW (2×22 ve 6×165) gücündeki Soma Termik Santrallerine yakıt temin etmekte ve ısınma- sanayinin kömür talebini karşılamaktadır. 2013 yılında satışı yapılan 8,3 milyon ton kömürün 4,8 milyon tonu termik santrallere verilmiştir. İşletmede, yeraltı işletmeciliği ile yapılan üretimin tamamı hizmet alımı veya rödövans karşılığı yüklenici firmalara yaptırılmaktadır.
Facianın yaşandığı Eynez Sahası Karanlıkdere mevkiindeki IR 4009 ruhsat numaralı yeraltı kömür ocağının ruhsatı, bir kamu kuruluşu olan TKİ’ye aittir. Bununla beraber, söz konusu ocaktan kömür üretimi işi “hizmet alım sözleşmesi” kapsamında özel bir firmaya ihale edilmiştir. Eynez yeraltı ocağından 2013 yılı itibariyle toplam 3,6 milyon ton üretim yapılmıştır. Ocakta çalışan işçi sayısının ise 3.000 civarında olduğu bilinmektedir.
Soma Maden Faciası, Türkiye’de iş kazalarının önlenebilir olduğunu gösteren, fakat; ihmaller nedeniyle göz ardı edildiğini kanıtlayan dramatik bir örnek olarak hafızalara kazındı. Facia öncesinde de bölgede küçük çaplı kazalar yaşanmış, işçiler ve sendikalar tarafından çeşitli uyarılar yapılmıştı. Ancak bu uyarılar, işveren ve denetleyici kurumlar tarafından yeterince ciddiye alınmamıştı.
Bu maden ocağının odağı dışında bölgede de ölümcül sonuçlar yaratan ihmalkarlıklar meydana gelmişti ve bu durumu Özgür ÖZEL, Sakine ÖZ ve Hasan ÖREN öncülüğünde CHP, TBMM’ye de taşımıştı..
23 Ekim 2013 tarihli Soma ve yöresinde yaşanan/yaşanması muhtemel kaza ve cinayetleri önleme maksatlı ele alınan bu meclis araştırma önergesi iktidar partisi olan AKP’nin red oylarıyla reddedilmişti.

Olayın meydana geldiği maden ocağı, 1960’lı yıllardan itibaren kömür üretimi yapılan bir tesis olarak biliniyordu. İşletme teknik olarak modernize edilmiş olsa da, uygulamada iş güvenliği standartları çoğu zaman yetersiz kalmaktaydı.
Facianın hemen ardından, Yıldız, olayın nedeninin trafo patlaması olduğunu belirterek, “Bu benim ve bakanlığımın mahçubiyetidir. Bunlar tabii afetlerden değil, kusurlardan oldu” şeklinde bir açıklama yapmıştır.
Bu açıklama, facianın sorumluluğunu küçümseyen bir yaklaşım olarak değerlendirilmiş ve kamuoyunda büyük bir infiale yol açmıştır. Ayrıca, facianın ardından yapılan bilirkişi incelemeleri, olayın trafo patlamasından değil, işverenin ihmallerinden kaynaklandığını ortaya koymuştur. Ancak Yıldız, bu teknik bulguları göz ardı ederek, kamuoyunu yanıltıcı açıklamalarda bulunmuştur.

Bu nedenle, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Yıldız’ı meslek etiğine aykırı davrandığı gerekçesiyle 6 ay süreyle meslekten men etmiştir . EMO’nun Onur Kurulu, Yıldız’ın açıklamalarının bilimsel ve teknik verilere dayanmadan yapıldığını ve kamuoyunu yanıltıcı nitelikte olduğunu belirterek, bu cezayı vermiştir.

Facianın ardından Türkiye genelinde derin bir şok yaşandı. Siyasi liderler, sivil toplum örgütleri ve medya, olayın sorumlularının ortaya çıkarılması ve benzer trajedilerin önlenmesi için yoğun bir kamuoyu baskısı oluşturdu.

Soma Maden Faciası sadece işçilerin hayatını kaybettiği bir trajedi olarak değil, aynı zamanda Türkiye’de çalışma hayatının, denetim mekanizmalarının ve toplumsal vicdanın sorgulandığı bir dönüm noktası olarak değerlendirilmelidir.
Bu yazı ise; facianın nedenlerini, sonuçlarını, hukuki ve toplumsal etkilerini detaylı bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır.
Soma Kömür İşletmeleri’ne ait maden ocağı, Türkiye’nin en büyük linyit üretim merkezlerinden birinde yer almakta ve 1960’lardan itibaren faaliyet göstermektedir. Ocak, yeraltı madenciliği yöntemiyle işletilen bir sistem üzerine kuruluydu ve üretim kapasitesi yıllık milyonlarca ton seviyesindeydi. Teknik olarak modern ekipmanlar ve makinalar kullanılsa da, iş güvenliği açısından ciddi eksiklikler barındırmaktaydı.

Facia öncesinde yapılan denetimler, madenin birçok açıdan ulusal ve uluslararası standartların gerisinde olduğunu ortaya koymuştu. Bu eksiklikler arasında en belirgin olanlar şunlardı:

*Acil Durum Kaçış Yolları: Maden içinde yeterli sayıda ve güvenli kaçış yolları bulunmuyordu. Yangın, patlama veya gaz sızıntısı durumunda işçilerin hızlı bir şekilde dışarı çıkabilmesini sağlayacak düzenlemeler yetersizdi.
*Gaz Ölçümleri ve Havalandırma: Linyit kömür madenlerinde metan gazı birikimi ölümcül patlamalara yol açabilir. Soma’da, gaz seviyelerinin sürekli ölçülmesi ve havalandırma sistemlerinin etkin çalışması sağlanmakta ancak; uygulamada sık sık aksaklıklar görülmekteydi. Bazı işçiler ve sendikalar, metan sensörlerinin düzenli çalışmadığını ve ölçümlerin yetersiz olduğunu rapor etmişti.
*Eğitim ve Tatbikat Eksikliği: İşçilere düzenli iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri verilmemekte, acil durum tatbikatları nadiren yapılmaktaydı.
Bu durum, olası bir faciada kaos ve etkisiz kurtarma operasyonlarına neden oluyordu.
*Denetim ve Raporlama Mekanizmaları: Madenin faaliyetlerini denetlemekle görevli kamu kurumları ve iş müfettişleri tarafından yapılan kontroller, çoğu zaman yüzeysel ve formaliteden ibaret kalıyordu. Gerçekçi risk değerlendirmeleri yapılmadığı için olası kazalar önceden tespit edilemiyordu.
*Taşeron Sistem ve İşçi Hakları: Maden ocağında çalışan işçilerin büyük bir kısmı taşeron firmalar aracılığıyla istihdam edilmekteydi. Bu durum, iş güvenliği standartlarının uygulanmasında sorumlulukların belirsizleşmesine yol açıyor ve işçilerin haklarının korunmasını zorlaştırıyordu.
Soma faciası, teknik açıdan modern bir madenin bile, iş güvenliği kültürü eksik olduğunda ne denli tehlikeli olabileceğini gözler önüne sermiştir.
Olay günü, metan gazı birikimi nedeniyle meydana gelen patlama ve ardından çıkan yangın, bu eksikliklerin doğrudan sonucuydu. İşçilerin çoğu, kaçış yollarının yetersizliği ve acil durum tatbikatlarının yokluğu nedeniyle içeride sıkışarak yaşamını yitirdi.
Facianın Olay Örgüsü;

13 Mayıs 2014 günü saat 15:30 civarında, maden ocağında patlama meydana geldi. İlk belirlemelere göre, metan gazı ve kömür tozunun birleşimi, yer altındaki hava akımıyla birleşerek ani bir patlamaya yol açtı. Patlamanın ardından yangın çıktı ve hızla yer altındaki galerileri sardı.
Kurtarma operasyonları, yangının şiddeti ve gaz seviyelerinin yüksekliği nedeniyle oldukça zor ve riskli bir şekilde yürütüldü. İlk müdahaleleri, ocakta bulunan işçiler ve madeni denetleyen ekipler yaptı; ancak çoğu kurtarma çalışması, yangın ve patlamanın yarattığı tehlikeler nedeniyle sekteye uğradı.

Olayın ardından acil servisler, AFAD ve jandarma ekipleri bölgeye sevk edildi ancak; madenin derinliği ve dar galeriler, kurtarma çalışmalarının ilerlemesini büyük ölçüde geciktirdi. İşçilerin birçoğu, patlama sırasında meydana gelen yıkıntılar ve duman nedeniyle galerilerde mahsur kaldı.
Faciada yaşamını yitiren 301 işçinin büyük çoğunluğu 20-40 yaş aralığındaydı. Ailelerinin geçim kaynağı, yıllarca süren maden işçiliği ve taşeron çalışma koşullarıyla sağlanıyordu. Hayatını kaybedenlerin çoğu, geride çocukları, eşleri ve yaşlı aile fertlerini bıraktı.
Mağdurların çoğu, uzun süreli iş deneyimine sahip olan işçilerdi ve iş güvenliği konusunda bilinçli olduklarını iddia ediyorlardı ancak; bu bilgi ve tecrübeleri, sistemsel eksiklikler ve ihmaller karşısında yetersiz kaldı. Toplum üzerinde büyük bir travma yaratan bu olay, özellikle Soma ve çevresindeki ailelerin yaşamını derinden etkiledi.
Soma Faciasında Madenciye Tekme Atan Zat
13 Mayıs 2014… Manisa’nın Soma ilçesinde, Türkiye tarihinin en büyük iş cinayetlerinden biri yaşanıyor. 301 madenci, eksik denetimler, ihmaller ve yetersiz güvenlik önlemleri nedeniyle yaşamını yitiriyor. Facianın hemen ardından ülke adeta yasa boğuluyor; televizyonlar, gazeteler ve sosyal medya, felaketin boyutunu gözler önüne serdi.
Olayın hemen ertesi günü, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Soma’ya gidiyor. Amaç, facianın etkilerini yerinde görmek ve kamuoyuna bir “temas ve destek” mesajı vermek ancak; bu, Soma halkı ve madenci yakınları için adeta bir öfke patlaması yarattı. Facianın yarattığı acının sıcaklığı ve yıllardır süren ihmalin öfkesi, protestolara dönüştü. Madenciler ve aileler, Başbakan’ın karşısında duygularını kontrol edemeyerek tepkilerini dile getirdi.
O protestolar sırasında, kameraların kaydettiği bir an, Türkiye’nin toplumsal hafızasına kazındı.. Başbakanın ve korteji oluşturan araçların geçişi sırasında mesai arkadaşlarını belki yüzlercesini kaybettiği için sinirden ne yaptığını bilmeyen ve Başbakanlık makam aracına vuran madenciye, Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel, büyük bir pervasızlıkla tekme atmıştı.

O an, sadece fiziksel bir saldırı değil; aynı zamanda devlet yetkililerinin acıyı ve öfkeyi yönetme biçiminin, işçiye ve mağdura olan bakış açısının simgesi haline gelmişti. Kameralara yansıyan görüntü, ülke genelinde infiale yol açtı.
Sonrasında Yusuf YERKEL’in bir de bunun üzerine sanki kendisi darp edilmiş gibi rapor alması haberi, madencinin işten atılması, kamu malına zarar verdiği gerekçesiyle hapis ve ayrıca para cezası alması da cabası..
Tekme, öfkenin ve acının gölgesinde ortaya çıkan bir şiddet eylemi olsa da, toplumsal ve etik açıdan kabul edilemez. Bir madenci yakını, hâlâ yasını tutarken ve yaşanan trajedinin etkisi altındayken, resmi devlet yetkilisi tarafından resmen saldırıya uğramıştı.
Bu olay, Türkiye’de kamu vicdanının yara aldığı, adalet ve etik anlayışının sorgulandığı bir dönemeç olarak kayda geçti.
Ancak asıl şaşırtıcı ve öfke verici olan, Yusuf Yerkel’in bu eyleminden sonra yaşananlar.. Zira toplumsal tepki ve medyada infial yaratmasına rağmen; Yerkel, ödüllendirilircesine devlet kademelerinde farklı görevlerle ilerliyor.
2022’de Almanya’nın Frankfurt şehrine Ticaret Ataşesi olarak atandı; 2024’te Türkiye Futbol Federasyonu’nda koordinatör pozisyonuna geldi; 2025’te ise UEFA HatTrick Komitesi Üyesi olarak uluslararası bir göreve getirildi..
Bu atamalar, sadece bireysel bir skandal değil; toplumun adalet ve etik algısını hiçe sayan sistemsel bir çöküşün göstergesidir. Yüzlerce mesai arkadaşının belki hepsinis yeterince denetlenmeyen bir yerde bir anda yitirmiş madenciye tekme atan bir kişi, ödüllendirilircesine kariyer basamaklarını tırmanıyor, acı çeken ailelerin ve kamu vicdanının tepkisine rağmen yükseliyor. Bu durum, Türkiye’de kamu yönetiminin etik sorumluluklarını ne denli çiğnediğini gözler önüne seriyor.
Soma faciası hâlâ toplumsal hafızada kanayan bir yara iken, Yusuf Yerkel’in yükselişi, adalet ve vicdanın hiçe sayıldığı bir tabloyu simgeliyor. Bu olay, sadece bir kişinin ahlaki çöküşü değil, aynı zamanda siyasi erkin; işçiye, halka ve toplumsal vicdana verdiği zararın canlı bir kanıtıdır.
Hukuki Boyut ve Soruşturmalar
Facianın ardından açılan soruşturmalar, Türkiye’nin iş sağlığı ve güvenliği hukuku açısından önemli bir dönemeç oluşturdu. Soma Maden İşletmeleri’nin üst düzey yöneticileri ve taşeron firma yetkilileri hakkında “taksirle ölüme neden olma” suçlamalarıyla dava açıldı.

Bu noktada devreye giren isimlerden biri Can Atalay oldu. Can Atalay, facianın ardından işçilerin ve ailelerin haklarını savunmak için sistematik bir mücadele başlattı.
İhmalin, denetimsizliğin ve taşeron sistemin yarattığı ölümcül koşullara dikkat çekti, sorumluların yargılanması ve adaletin sağlanması için çalışmalar yürüttü. Atalay’ın girişimleri, Soma faciasının sadece bir trajedi olmadığını, aynı zamanda toplumsal adaletin, işçi haklarının ve hukukun sınandığı bir kırılma noktası olduğunu gösterdi.
Mahkemelerde; madenin güvenlik önlemlerinin eksikliği, denetim raporlarının formaliteye indirgenmesi ve işçilerin eğitim eksiklikleri delil olarak sunuldu.
Yargılama sürecinde, işverenlerin ve devlet denetçilerinin sorumlulukları tartışıldı. Sonuçta bazı üst düzey yöneticilere ceza verilse de, toplumsal vicdan açısından kararlar tartışmalı bulundu.
Soma Holding ve taşeron firmalar, iş güvenliği standartlarını yerine getirmemekle suçlandı. Ayrıca; maden ocaklarının düzenli ve etkin bir şekilde denetlenmemesi, facianın büyüklüğünde kritik bir faktör olarak değerlendirildi. Denetim mekanizmalarının yetersizliği ve bürokratik aksaklıklar, işçilerin korunmasız bir ortamda çalışmasına neden oldu.
Facia sonrası ulusal ve uluslararası medya, olayı yakından takip etti. Sosyal medya üzerinden hızla yayılan görüntüler ve haberler, Türkiye genelinde büyük tepki oluşturdu. İnsanlar, olayın sorumlularının cezalandırılmasını ve iş güvenliği kültürünün iyileştirilmesini talep etti. Soma’da ve diğer şehirlerde protestolar düzenlendi; hükümet ve işverenler yoğun bir baskıyla karşı karşıya kaldı.
Soma faciası, Türkiye’de iş güvenliği yasalarının yeniden gözden geçirilmesine yol açtı. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda değişiklikler yapıldı, denetim mekanizmaları güçlendirildi ve taşeron sistemin kontrolü artırıldı. Ayrıca, uluslararası standartlar ve ISO iş güvenliği sertifikasyonları, madencilik sektöründe uygulanmaya başlandı.
301 canın ardından alınan sözde önlemler (!?..
Facia, sadece fiziksel can kaybıyla sınırlı kalmadı; hayatta kalan işçiler ve aileler ciddi psikolojik travmalar yaşadı. Soma ilçesinin ekonomik ve sosyal yapısı sarsıldı.
Toplumsal vicdan, iş güvenliği kültürünün önemini kavradı ve bu konuda farkındalık artışı sağladı.
Soma Maden Faciası, Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği alanında bir dönüm noktasıdır. Olay, teknik donanımın yeterli olmasının, iş güvenliği bilinci ve uygulamaları ile desteklenmediği takdirde felaketlere yol açabileceğini gösterdi.
Hukuki süreçler, toplumsal vicdan ve medya baskısı sayesinde bazı sonuçlar alınmış olsa da, facianın acısı ve dersleri uzun yıllar hafızalardan silinmeyecektir.
Tabii bir de etkilenenlerin sosyo/ekonomik hayatları da var..
Yine meclis tutanaklarından alıntıdır;
| Konu: | Soma Maden Kazalarını Araştırma Komisyonu Raporu’nun gereği yapılmadığı sürece madencilerin hayatının tehlike altında olduğuna, iş güvenliğiyle ilgili verilen sözlerin yerine getirilmediğine ve işsiz kalanların tazminat alamadığına ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 21 |
| Tarih: | 22/11/2018 |
| ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.Grup önerisi Kilimli’den hareketle olduğu için elbette Zonguldak’tan genç milletvekilimiz konuyu Zonguldak ve bütün madenler genelinde ele aldı. Ben, Soma’da yaşanan maden faciası, o faciadan önce kurulmasını önerdiğimiz ama kabul edilmeyen o komisyon, ardından 301 kaybımızdan sonra kurulan komisyonun raporu da gündem oldu, ondan müsaadenizle bu konuda birkaç şey söylemek isterim.Birincisi: Sayın Erkan Akçay’ın tespitine aynen katılıyorum. Dört partinin ortaklaştığı 100’ün üzerinde husustan pek azı yerine getirildi. Büyük bir samimiyetle söyleyebilirim ki şu anda Türkiye’de madenlere inen işçiler, 13 Mayıs sabahı faciadan önce Soma’daki madene inen işçiler ne kadar güvendeyse aşağı yukarı o kadar güvende, daha güvende değiller. Bunu herkes bilsin ona göre biz sorumluluğumuzu bilelim.İkincisi: İşçilere verilen üçtür söz vardı o faciadan sonra. Birincisi, şehitlerin ailelerine, bunların belli bir kısmı, önemli bir kısmı yerine getirildi. Mevcut işçilere verilen sözlerin pek azı yerine getirildi, aşındırılarak geriye alındı birçoğu. İş güvenliğiyle ilgili verilen sözlerin, yapılması gerekenlerin hemen hemen hiçbir tanesi yerine getirilmedi. İşsiz kalanlara verilen sözlerde 2.700 işçi tazminatını alamadı.(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Toparlayın Sayın Milletvekili. ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğan Kubat’ın burada emeği vardır. O zaman dört parti vardı, dört parti birlikte şirketin bu tazminat hırsızlığına karşı bir madde yazdık, dedik ki, bu şirketin gayrimenkulleri var, İstanbul’da işte Soma Kulesi diye bilinen o kule var, o kuleye TMSF el koymuş, eğer bu para ödenmezse o kulenin satışından gelecek ilk parayla bu tazminatlar ödenecek. Biz kanunu çıkaralı üç buçuk sene oldu ama şirket muvazaalı anlaşmalar yapmak suretiyle ve sarı sendikaya imza attırarak o kuledeki işçilerin hakkını vermiyor, 2.700 işçi hâlâ alacağını alamadı.Son olarak, bir de Uyar Madencilik var, onu sizler Ermenek’ten hatırlıyorsunuz. Bu adamların ailesinde soyadı Uyar olan herkesin maden şirketi var, birisi ölünce o şirketi başkasına devrediyorlar, o şirketten bir şey almak mümkün olmuyor.(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Toparlayayım efendim.BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özel. ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 748 hemşehrimiz de bu Uyar Madencilikten alacaklı. Mesela, bir tanesi Ali Kandemir, dinamit patlamış, iki gözü önüne akmış, madenin sahibi diyor ki: “Ölmedin de kurtulamadım senden.” Bu 748 kişi, şirket birilerine hep yalandan satıldığı için -ya o benim değil, Ali Uyar’ı bulamıyorum, Ali Uyar’a gidiyorsun, Asım Uyar’ı bulamıyorsun- alamadı kimse. Ama, geçtiğimiz günlerde, Uyarın önünde “şlam” diye bir şey var -yani kömürce zengin bir çamur karışımı, maden işletilirken oluşuyor- utanmadan, sıkılmadan geldiler, herkesin gözü önünde o şlamı sattılar, işçilerin parasını vermeden, çamuru satıp, parayı alıp yine kayıplara karıştı bu adamlar. Bu Meclisteki herkesin hem Soma Holdingden, hem Uyar Madencilikten alacaklı olanlara borçları var. Yarın öbür gün bir başka madende bir facia olursa bilelim…(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …biraz önce kürsüden gösterilen o Komisyon raporunun gereği yapılmadığı için madencilerin hepsinin hayatı hâlâ daha tehlike altında.Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) |
Türkiye, bu trajediden çıkaracağı derslerle, iş güvenliği kültürünü güçlendirmeli ve benzer felaketlerin tekrar yaşanmaması için sistematik önlemler almalıdır.
Soma, sadece kaybedilen canların değil, aynı zamanda toplumsal vicdanın da sembolü olarak hafızalarda yerini almıştır.
Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.