2013 yılı 15 Nisan’ında kanser teşhisiyle mücadele eden 27 yaşındaki üniversite öğrencisi Dilek Özçelik; Edirne’de dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a ilaç desteği talep ederek yaklaştı ancak; Bakan’ın cebinden çıkardığı para yardımını “ben dilenci değilim” diyerek iade etmesi, yalnızca bir genç kadının duygularını değil, toplumun vicdanını da derinden sarstı.
Dilek’in o sözleri adeta kamuoyunun kalbindeki insanlık alarmını çaldı:

“Ben dilenci değilim. İnsanlık konusunda bir kez daha hayal kırıklığına uğradım. Görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda.”
Bu sözler bir uyarıdır: Modern devletin, hükümet sistemlerinin temel görevi, insan onurunu korumaktır; açılan yarayı iyileştirmektir. Parayla değil vicdanla yaklaşmaktır. Dilek; yalnızca kendi sesini değil, sağlık sisteminin arızalarını, ilaca ulaşamayan binlerce insanın feryadını dile getirmiştir.
Dönemin Valisi Hasan Duruer’in açıklamaları ve Sağlık Bakanı’nın müdahil olduğu süreç tepkilere yol açmıştı. Duruer, “Devlet olarak Dilek’in yanındayız” dese de, bu sözlerin ağırlığı karşılanabilir yardım yönünde somut adımlarla ölçülmelidir.
Özçelik’in “Ben ‘ilaç’ dedim, o ‘para’ dedi.” çıkışı ise; siyasi söylemlerdeki tutarsızlıkları tüm çıplaklığıyla yansıtmıştır.
AK Parti içinden gelen savunmalar da bu tutarsızlığı pekiştirdi. Bazı yetkililerin “2 bin lira verdi, daha ne yapsın” demesi, yerseniz hesapta vicdani ve sosyal boşluğu örtmekten başka bir işe yaramadı.
Kanser Hastalarının Gereksinimleri ve Devlet Politikaları Hakkında
Dilek; kanser hastalarının karşılaştığı asıl sorunları da açıkça dile getirdi:
Erken teşhis, hızlı randevu, güvenilir sağlık taramaları, uygun altyapı ve ilaca erişim… Özellikle “Erken teşhis önemli diyorlar, ancak tahlil sonuçlarını beklerken aylar geçiyor,” diyerek sağlık sistemindeki gecikmeleri ve “Dayınız yoksa sistem sizi bekletiyor,” diyerek durumunu özetlemişti.
Devlet, yalnızca acil durumlar üzerinden değil, sistematik bir planlama ve politikayla tüm bunları ele almalıdır:
- Zorunlu erken teşhis taramaları: Riskli gruplar (kanser hastalığının görüldüğü aile geçmişi, belirli yaş sınırları vs.) için sistematik tarama programları acil olarak uygulanmalıdır.
- Hızlı randevu ve sonuç süreçleri: Kanser gibi hayati hastalıklarda randevu ve rapor süreçleri günlerle, hatta saatlerle ölçülmeli. Sadece bu süreci değerlendiren ek bir birim kurulmalıdır.
- İlaç erişim sisteminde reform: İlaç firmalarının ithalatı durdurma riski, SGK ve Sağlık Bakanlığı politikalarının gözden geçirilmesini gerektirir. SGK öncelikli ilaçları erişilebilir kılmalı, firmalara yaptırımları gözden geçirmelidir.
Dilek yalnız bir genç kız değildi. O halkın çığlığıydı. Devlet; kendi vatandaşına “yardım jesti” geçmeden önce sistematik destek sunabilmeli, yoksunu daha yoksun bırakmamalıdır.
Hilafına, bir bakanın cebindeki parayı öne sürmek değil; sağlık hakkını, onuru ve insan olmayı savunan bir devlet duruşu gereklidir. Yardım değil, hakkı savunan politikalar icra edilmelidir.
İlaç fiyatlarının düşürülmesi politikaları, ithalatın azalması, ilaç firmalarının çekilmesi, SGK’nın uyguladığı yüksek iskonto oranları… Bu zincir, kanser hastalarının ilaca erişimini kısıtlamaktadır.
Ne acı ki ancak olay sonrası bazı ilaçlar SGK listesine eklenebilmiştir..
Dilek Özçelik; 24 Ekim 2017’de, henüz 31 yaşında hayata veda etti.
Geriye, paranın değil vicdanın tedavi edebileceği yaraları hatırlatan bir hikâye bıraktı. Onun yaşam mücadelesi, bir bakanın cebinden çıkan banknotla değil; sistemli sağlık politikaları, erişilebilir ilaçlar, hızlı teşhis imkânları ve insana yaraşır bir devlet yaklaşımıyla karşılık bulmalıydı.
Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet, sesi hiç susmasın. Çünkü Dilek’in sesi, bugün hâlâ ülkenin sağlık sistemine, iktidarına ve vicdanına yönelmiş bir çağrı olarak yankılanıyor: “İnsanlık, parayla ölçülemez.”
Av. Bilge Kaan ÖZKAN 'ın kaleminden.. sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.